Bizden biri, genç bir makine mühendisi olarak ,yurtdışında lojistik mühendisliği alanında yüksek lisans yaptığını söylediğinde, bazen farkında olmadan küçümseyici bakışlara rastlanıyor.
Söz söylenmiyor belki ama algı net:
“Daha parlak alanlar varken, neden burası?”
Oysa içinde yaşadığımız çağ, bu bakışın çoktan eskidiği bir çağ.
Pandemi dönemini hep birlikte yaşadık.
Market raflarının boş kaldığı günleri…
Bir vidanın gelmediği için durmak zorunda kalan fabrikaları…
Bir konteyner gecikti diye zincirleme aksayan üretimleri…
Ve bir de şunu gördük:
Üretilemeyen çipler yüzünden banttan inemeyen araçları.
Sıfır kilometre otomobillerin karaborsaya düştüğü, liste fiyatının değil, “bulabilirsen fiyatının” konuşulduğu günleri.
O günlerde çok net bir gerçek ortaya çıktı:
Mesele sadece üretmek değil; üretileni doğru zamanda, doğru yerde, doğru yükle yönetebilmektir.
Bugün “yük” dediğimiz şey, artık sadece tonla, metreyle, hacimle ölçülmüyor.
Veri de bir yük.
Bilgi de bir yük.
Enerji, zaman, hatta güven…
Yanlış yönetildiğinde krize dönüşen her unsur, aslında bir lojistik problemidir.
Dünya bunu çoktan gördü.
Sadece önümüzdeki dört ayda, lojistik başlığı altında peş peşe dev organizasyonlar düzenleniyor:
17–19 Mart’ta Moskova’da TransRussia, 24–26 Mart’ta Stuttgart’ta LogiMAT, 31 Mart–3 Nisan’da Paris’te SITL Logistics Solutions ve 24–26 Haziran’da Şanghay’da Transport Logistic.
Takvim değil adeta mesaj veriyor:
Küresel rekabet, yükün kim tarafından ve nasıl yönetileceği üzerinden yeniden şekilleniyor.
Ülkemizde ise bu mesaj, “Mega yapıların da altında yatan gizli güç” spotuyla tanıtılan ve 7–9 Nisan tarihlerinde düzenlenecek lojistik fuarıyla karşımıza çıkıyor.
Bu ifade boşuna seçilmiş bir slogan değil.
Çünkü bugün mega yapıları ayakta tutan şey beton değil; o yapıya ulaşan akış, zamanlama ve entegrasyon kabiliyetidir.
Geçtiğimiz günlerde bir yazıda şu tanıma rastladım: “Yük mühendisliği.”
İlk bakışta alışılmadık gelebilir.
Ama biraz durup düşündüğümüzde, bu tanım çağın ruhunu fazlasıyla yansıtıyor.
Çünkü bugün rekabet, artık fabrikanın içinde değil; fabrika ile pazar arasındaki akılda belirleniyor.
Tarım devrimi toprağı, sanayi devrimi makineyi, dijital devrim bilgiyi ve veriyi üretimin kalbine yerleştirdi.
Bugün görünmez emeği üretenler; algoritmayı kuranlar, akışı planlayanlar, krizi olmadan önce görebilenlerdir.
Ve tam da bu yüzden mesele yalnızca bireysel kariyer tercihi değildir.
Bu, bir ülkenin sanayi politikasıdır.
Bir kentin rekabet gücüdür.
Bir yerel yönetimin vizyon meselesidir.
Üretim bölgelerine ulaşamayan bir şehir büyüyemez.
Lojistik altyapısını kuramayan bir kent yatırım çekemez.
Veriyle, ulaşım ağıyla, depolamayla, enerjiyle entegre düşünmeyen yerel yönetimler ise sadece günü kurtarır.
Bugün belediyecilik; sadece yol yapmak, kaldırım döşemek değildir.
Kentin yükünü okuyabilmektir.
Akışı planlayabilmektir.
Krizi daha kapıya gelmeden görebilmektir.
Yükünü yönetemeyen şehir büyüyemez.
Lojistiğini planlayamayan ülke rekabet edemez.
Görünmez emeği hafife alanlar ise her krizde yeniden şaşırır.
Ben yükümü aldım.
Çünkü bu çağda asıl mesele, yük taşımak değil…
yükü yönetecek iradeyi bugünden inşa edebilmektir.