Maalesef ülkemizde sağlık çalışanları arasında anestezik ilaç bağımlılığı her geçen gün artıyor.
Yoğun bakımda, ameliyathanede, acilde… Elinin altında duran ilaçla hayatta kalmaya çalışan doktorlar, hemşireler var.
Yanlış okumadınız, “Hayatta kalmaya çalışan sağlık çalışanları var” Çünkü bu ülke yetkilileri, sağlık çalışanını alkışladı ama korumadı-koruyamadı.
Sırtını sıvazladı ama insanca çalışma koşullarını vermedi.
Alabildiğine yük bindirdi, sorumluluk yükledi… Sonra da “Aaaa sağlık çalışanım bağımlı olmuş” diye parmak salladı.
Sözüm ona şimdi birileri şaşırıyormuş: “Nasıl olur da bir doktor, bir hemşire anestezik ilaca bağımlı hale gelir?”
Gelir kardeşim gelir.
Nasıl mı?
Gecesi gündüzü birbirine karışmış 36 saatlik nöbetlerde…
Ağrısını dindirecek vakti bile olmayan sağlıkçı, kendi bedenine doktorluk yapamayınca…
Tükenmişlik çukurunun dibinde, “uyanık kalayım”, “nöbetten sonra uyuyabileyim”, “bu ağrı artık geçsin” diye elinin altındaki ilaca uzandığında…
Sistem, “kolay erişim” diye bir mayın tarlası yaratmışken… Kimse çıkıp da “Bu insan neden bu hale geldi?” diye sormuyor.
Hatta uzmanlar söylüyor:
Damardan kullanılan anestezikler, bağımlılığı diğer tüm maddelerden daha hızlı, daha sert, daha acımasız yaratıyor.
Anlayan kim?
Nasıl olsa kağıt üzerinde denetim prosedürü var, değil mi?
Bir hastaya yarım ampul uyguladın mı? “Evet,” kalan yarısı için imha tutanağı tuttun mu? “Evet”, işte bu kadar.
“Kâğıt üzerinde her şey on numara beş yıldız.” Pratikte ise bir delik deşik denetim, imha tutanağıyla değil, vicdanla ayakta kalmaya çalışan bir sistem…
Bağımlı bir doktorun “Sokaktan uyuşturucu almak yerine” hastaneden temin etmek “daha güvenli” demesi sistem ve denetimin ne halde olduğunu görmemize yetmez mi?
Ya da. bu tabloyu gördüğünüzde bir ülkenin sağlık sisteminin ne kadar çürümüş olduğunu anlamak için başka bir kanıta gerek var mı?
Bir de işin toplumsal utanç boyutu var.
Bağımlı bir sağlıkçı tedavi olmak istediğinde ne oluyor biliyor musunuz?
“İşim gider…”
“Saygınlığımı kaybederim…”
“Hor görülürüm…”
“Kendimi ifşa etmiş olurum…”
Bu korkular o kadar büyük ki birçok sağlık çalışanı tedaviyi reddediyor.
Düşünün: Hayatını insanların canını kurtarmaya adamış biri, kendi canını kurtarmaya korkuyor.
Sağlık Bakanlığı’na bu konuda yöneltilen soruların bazıları hala havada:
– Sağlık çalışanlarında anestezik madde bağımlılığı ne kadar yaygın?
– Bu insanlar için özel bir tedavi, rehabilitasyon protokolünüz var mı?
– Kamuda görev yapan ve bağımlılık geliştiren sağlık çalışanı nasıl destek alabilir?
Cevap?
Kocaman bir sessizlik.
Sadece seçim zamanlarında açılan bu mübarek ağızlar bu konuda bir türlü açılmıyor.
Sevgili dostlar, bu ülkede sağlık çalışanları tükeniyor.
Ama kimse duymak istemiyor.
Çünkü konuşurlarsa sorumluluk almak zorunda kalacaklar.
Ya biz, sadece izliyoruz...
Kimi?
Hastasını kurtarmaya çalışırken yavaş yavaş kendini kaybeden sağlıkçıları…
Kendi bağımlılığının utancıyla yalnızlaşan insanları… Denetimin kağıttan, korumanın sözden ibaret olduğu bir sistemi…
Ve bir kez daha görüyoruz ki:
Bu ülkede en büyük bağımlılık, sistemin sorumsuzluğuna duyulan bağımlılık.
Kimse hesabını vermiyor, kimse yüzleşmiyor. Yüzleşmek istemiyor.
Sağlık çalışanları ise bir yanda tükenmişlik, bir yanda merak, bir yanda kaçış hissi…
Hepsi birleşip onları karanlığa doğru çekerken, bu ülke birileri hala “Her şey yolunda” demeye devam ediyor.
Bir gün bir doktorun, bir hemşirenin elindeki o anestezik ilaçla kendi ruhunun acısını dindirmeye çalışırken düştüğü boşluğu konuşmak zorunda kalacağız.
Bugün olmayabilir. Ama bir gün mutlaka bu sessizlik duvara toslayacak.
Ve o gün geldiğinde, kimse dönüp de “Biz bilmiyorduk” diyemeyecek.
Çünkü her şey gözümüzün önünde oldu.
Biz görmezden geldik.
Onlar yalnız kaldı.
Sistem çöktü.
Biz sustuk diyecek…