Bazen bir fotoğraf, uzun uzun anlatılanlardan daha fazlasını söyler.
Bir kare…
Ama içinde bir duruş vardır.
Bir anlayış… Bir birliktelik.
Abdurrahman Kamil Yetkin… Bir din adamı.
Mustafa Kemal Atatürk… Bir devlet adamı.
Yan yana… Aynı karede. Aynı safta.
Tarih 1919…
Amasya Genelgesi’nin ruhu daha yeni filizlenirken, milletin kaderini değiştirecek bir yürüyüş başlıyordu.
Ve o yürüyüşte sadece askerler yoktu…
Sadece siyasetçiler de…
Din adamları da vardı. Halk da vardı. İnanç da vardı.
Çünkü o gün verilen mücadele, bir ayrışmanın değil… bir birleşmenin mücadelesiydi.
Rivayet edilir ki…
Yıllar sonra aynı şehirde, aynı insanlara bakarak söylenen bir söz vardır: “Bu benim babam…”
Bir cümle…
Ama içinde saygı var.
Vefa var.
Bağ var.
Bugün ise bazen anlamadığımız bir şeyi kolayca etiketliyoruz.
Birini seversek diğerini dışlıyoruz.
Oysa tarih bize çok daha sade bir şey anlatır:
İnanç ile vatan sevgisi aynı kalpte birlikte yaşayabilir.
Hatta en güçlü hâlini de orada bulur.
Mustafa Kemal Atatürk’ü anlamak, onu kalıplara sıkıştırmak değildir.
Ne sadece bir tarafın içinde görmek…
Ne de diğerinden uzaklaştırmak.
Onu anlamak, bu ülkenin bütün değerlerini birlikte okuyabilmektir.
Çünkü bu topraklarda ne inanç yabancıdır bu millete… ne de Cumhuriyet.
İkisi de bu milletindir. İkisi de bu toprağın gerçeğidir.
Ve belki de en çok hatırlamamız gereken şey şudur:
Aynı fotoğrafta yer alabilenler, aynı geleceği de birlikte kurabilir.
Ayrıştırarak değil… anlayarak.
Sessiz kalarak değil… yan yana durarak.
Çünkü mesele hangi tarafta durduğumuz değil… aynı safta durup duramadığımızdır.
Ve şehirler…
Ancak bu birlik duygusunu koruyabildiğinde büyür.
Ancak farklılıklarıyla birlikte yürüyebildiğinde güçlenir.
Çünkü bir şehri büyüten şey, beton değil…
Aynı safta durabilen insanlardır.