2026 yılına gireli yaklaşık bir ay oldu. Ülkemizde, dünyada her gün can sıkıcı bir olay oluyor; yaşanan savaşlar, yitip giden çocuklar, gençler, kadınlar, devlet adamlarını kaçırmalar, yönetimlere yapılan darbeler, sürekli kriz hali, Suriye'nin ve İran'ın içinde bulunduğu durum, yaşanan ekonomik bunalım, emeklilerin sefalet ücretine mahkum edilmesi. Bütün bu yaşananlar herkes gibi beni de üzüyor.
Herkes yeni yıla ne umutlarla girdi ama umutlar nedense her geçen gün suya düşüyor.
İnsan hayata bir kere gelir; ömrü boyunca önce bir meslek sahibi olmak, sonra evlenip bir yuva kurmak, mutlu olmak ve insanca yaşamak ister. Bu arada bir evi, arabası olsun ister. Eskiden bu isteklere kavuşmak daha kolaydı ama günümüz şartlarında çok zorlaştı.
Hayat pahalılığı aileleri mahvetmiş durumda. Geçen gün, pazarcının biri, "emekliler buraya gelsin, portakal 25 lira"diye bağırıyordu. Herkes bir anda toplandı. Pazarcının bu sözü benim çok gücüme gitti.
Yıllarca devlete hizmet eden insanlara açlık sınırının(30 bin TL) ve asgari ücretin de (28 bin TL) altında emekli maaşı vermeleri (20 bin TL) onur kırıcıdır. Bazı milletvekillerinin "emeklilere fazla verirsek hemen harcarlar", "emekliler çok yaşıyor", "emekliler şükretmesini bilmeli, eskiden maaş bile alamıyorlardı, en azından biz maaşlarını veriyoruz" demeleri, emeklilere maaş artışı ile ilgili meclis oturumunda, olmayan bazı iktidar milletvekillerinin yerine başkasının oy kullanması, hepimizin vicdanını sızlatıyor.
Eskiden emekli ikramiyesiyle bir ev ya da yazlık alınıyordu. Şimdi evin bir odası ya da arabanın tekerleği alınabilir herhalde!
Emekliler, eskiden çocuklarına maddi destek verirken şimdi çocuklarından yardım alır hale geldi. Yaş ilerledikçe oluşan hastalıklar nedeniyle emeklilerin maaşının önemli kısmı hastane, doktor ve eczane üçgeninde gidiyor. Maaşın geriye kalanıyla beslenme, kira, ulaşım, ısınma, elektrik, doğalgaz, telefon giderlerinin hangisini karşılayacak? Emekliler, harçlık vermemek için torunlarından kaçar hale geldiler. Eskiden kahveye giden emekliler, şimdi çay, kahve parası veremeyeceği için evde oturuyor.
Geçen gün TV'de bir haber çok dikkatimi çekti...
İzmir'de bir belediye başkanı, emekliler için "Çınarların buluşma noktası" diye bir yer açmış; emeklilerin sosyalleşmesine katkı sağlamak için berber, kuaför hizmeti, sağlık ve diğer hizmetleri emeklilere ücretsiz olarak sunuyorlar. Aynı yaş grubunda olan insanların yalnızlık duygusu yaşamaması için bir arada olmaları çok önemli. Bu tür hizmetleri tüm yerel yönetimler yaygınlaştırılmalıdır.
Burada zihniyet çok önemli...Bazıları emeklileri 'sosyal atık' olarak görürken, bazıları ise hayatlarının son deminde onları mutlu etmek, insan onuruna yakışır şekilde yaşamaları için elinden gelen her çabayı göstermektedir.
*
Muğla ve ilçelerinde yaşayan emekliler olarak bizler daha şansılıyız. Çünkü, Prof. Dr. Muammer Tuna'nın Muğla'da kurduğu, 60 yaş ve üzeri olanların katıldığı "Muğla Tazelenme Üniversitesi"nin Milas Kampüsü öğrencileri olarak; teorik ders, spor, müzik, ve çeşitli faaliyetlerle çok mutlu oluyoruz. Tazelenme Üniversiteleri arasında yapılan Olimpiyatlar'da Milas öğrencilerinin her sene kupayı ve altın madalyaları alması ayrı bir mutluluk verici bir durum.
Tazelenme üniversitesi öğrencileri için Muğla'da, her 4 yılda bir mezuniyet töreni yapılıyor; cübbeler giyiliyor, kepler havaya fırlatılıyor, üniversite okuyamayanlar, hayalini gerçekleştiriyor ve mezuniyet sevincini yaşıyorlar.
*
Emekliler, kendilerine yapılan iyiliği ve kötülüğü hiç unutmaz.
"Ölen ölsün, kalan sağlar bizimdir" anlayışı yerine " herkes, mutlu ve refah içinde yaşasın" anlayışını hakim kılmak gerekir.
Çevremizde sürekli yaşanan kötülükler ve felaketler karşısında, emekliler ve aileleri hayatlarının geri kalan yıllarını üzüntüyle, kaygıyla değil; huzur, mutluluk ve refah içinde geçirmek istiyor.
Bu da 'Sosyal Devlet' ilkesiyle gerçekleşecek.