Anadolu’da güzel bir kelime vardır: “Cıncık”
Bir şey tertemiz olduğunda söylenir.
Yeni yıkanmış bir bardak için…
Parlayan bir tabak için…
Yeni doğmuş bir bebek için…
Bazen de insanın yüzü için…
“Cıncık gibi.”
Ama bu kelime aslında sadece temizlik anlatmaz.
Bir berraklığı anlatır.
Bir saflığı anlatır.
Bir niyeti anlatır.
Çünkü insanın yüzü temiz olabilir.
Ama niyeti bulanık olabilir.
Elbiseler cıncık gibi olabilir.
Ama kalp kirli olabilir.
Anadolu insanı bu yüzden temizlikten söz ederken sadece suyu, sabunu kastetmez.
Bir de vicdanın temizliği vardır.
Eskiler birine güvenecekleri zaman şöyle derdi:
“Onun içi cıncıktır.”
Ne demek bu?
Hesabı yok.
Hilesi yok.
Gizli ajandası yok.
İçi dışı birdir.
Bugün dünyada en zor bulunan şey nedir biliyor musunuz?
Bilgi değil. Para değil. Güç değil.
Cıncık bir niyet.
Çünkü insanlar artık çok şey öğreniyor.
Ama az şey arıtıyor.
Çok şey söylüyor.
Ama az şey temiz kalıyor.
Oysa bir toplumun asıl gücü binaları değil, yolları değil, makamları değil…İnsanı içidir.
Eğer bir toplumda insanların içi cıncık ise orada güven vardır.
Güven varsa ticaret büyür.
Güven varsa komşuluk yaşar.
Güven varsaşehir ayakta kalır.
Anadolu’nun sessiz terbiyesi bize hep aynı şeyi öğretti:
İnsan önce içini temiz tutar.
Sonra sözünü temiz tutar.
Sonra işini temiz tutar.
Gerisi zaten kendiliğinden gelir.
Çünkü insanın kalbi bulanık olursa en parlak makamlar bile kirlenir.
Ama kalbi cıncık olan bir insan hiçbir makamı kirletmez.
Belki de bu yüzden Anadolu’nun yaşlıları nasihat ederken uzun uzun konuşmazdı.
Sadece şöyle derdi: “Evladım…İçin cıncık olsun.”
Çünkü bir insanın niyeti cıncık ise sözü de temiz olur, yolu da açık olur.
Ve unutmayalım…
Bir şehirde yollar bozulursa tamir edilir.
Binalar yıkılırsa yeniden yapılır.
Ama bir toplumda vicdan kirlenirse onu temizlemek yıllar alır.
Belki de bu yüzden en büyük temizlik ellerle değil…
Vicdanla yapılır.
Ve insanın dünyaya bırakabileceği en kıymetli miras şudur:
Cıncık bir vicdan