Hava Durumu

Bunca hırs niye?

Yazının Giriş Tarihi: 09.03.2026 11:48
Yazının Güncellenme Tarihi: 09.03.2026 11:48

Teknoloji gelişti.

Ama insanın zaafları da onunla birlikte büyüdü.

Bugün hayatımızın merkezine yerleşen sosyal medya, görünürde bir iletişim aracı.

Fakat gerçekte büyük bir vitrin. Herkes bu vitrinde kendine yer açmaya çalışıyor.

Amaç basit: Daha fazla takipçi, daha fazla beğeni, daha fazla görünürlük.

Bu yarışın ilginç tarafı şu:

Yaş sınırı yok. 7’den 70’e herkes aynı telaşın içinde.

Biraz takipçi sayısı artsın, değmeyin keyfine…

Herkes bir hüner sergiliyor.

Herkes kendini göstermeye çalışıyor.

“Bakın ben bunu yaptım.”

“Bakın ben buradayım.”

“En iyisini ben yapıyorum.”

Bu çaba artık yalnızca bireylerde değil, toplumun hemen her kesiminde görülüyor.

Hatta devlet kurumlarında bile aynı yarışın izlerini görmek mümkün.

En tepeden en aşağıya kadar herkes görünür olma peşinde.

Eskiden sokaklarda seyyar satıcılar vardı. Mallarını satabilmek için avazları çıktığı kadar bağırırlardı.

“Domates var!”

“Patates var!”

Şimdi bağırmanın yeri değişti.

Bağırılan meydan sosyal medya oldu.

Fark şu:

Eskiden satılan mal belliydi. Şimdi satılan çoğu zaman kişinin kendisi.

Birçok kişinin bu gayretinin ardında aslında tek bir hedef var:

Bir koltuk kapmak.

Bir yerde müdür olmak.

Bir makam elde etmek.

Bir yere yerleşmek.

Eskiden bu işler kapalı kapılar ardında dönen dedikodularla yürürdü.

Şimdi dedikodunun en hızlı yayıldığı yer sosyal medya.

Kişi görünür olmak için olduğundan daha çalışkan görünür.

Şirin görünmek için olduğundan daha sempatik davranır.

Deyim yerindeyse kendini paralıyor.

Ama aynı kişi çoğu zaman burada harcadığı enerjinin onda birini ailesine ayırmıyor.

Sonra da şaşırıyoruz:

Çocuklar neden böyle yetişiyor?

Toplum neden bu kadar yozlaşıyor?

Oysa mesele yeni değil.

İnsan hırsı asırlardır aynı.

Bunun en çarpıcı örneklerinden biri Osmanlı tarihinde yaşanan Cem Sultan – II. Bayezid mücadelesidir.

Fatih Sultan Mehmet vefat ettiğinde Cem Konya’da, Bayezid Amasya’da sancak beyiydi. İkisine de haber gönderildi. Fakat Cem’e giden haberci öldürüldü. Haberi erken alan Bayezid İstanbul’a ulaştı ve tahta çıktı.

Durumu geç öğrenen Cem buna razı olmadı. Ordu topladı, Bursa’ya geldi, savaş kazandı ve kendisini padişah ilan etti.

Ardından Bayezid’e bir teklif gönderdi:

Devleti ikiye bölelim, birlikte yönetelim.

Bayezid bunu kabul etmedi.

Bunun üzerine Cem Sultan kardeşine şu dizeleri yazdı:

Sen pister-i gülde yatasın şevk ile handan
Ben hicr ile balin edinem harı sebeb ne

Yani diyor ki:

“Sen gül döşeklerde yatarken
Ben dikenleri yastık yapayım; bunun sebebi ne?”

Bayezid’in cevabı ise çok daha çarpıcıdır:

Çün ruz-ı ezel kısmet olunmuş bize devlet
Takdire rıza vermeyesün böyle sebep ne

Ve ardından asıl soruyu sorar:

Haccü’l-Haremeyn’im diyüben da‘vi kılursun
Ya saltanat-ı dünyeviye bunca hırs niye

Yani:

“Madem hacı olduğunu söylüyorsun,
Öyleyse dünya saltanatı için bu kadar hırs niye?”

Aradan beş yüz yıl geçti.

Ama soru hâlâ aynı.

Bugün de herkes bir şeylerin peşinde koşuyor.

Kimi beğeni, kimi takipçi, kimi makam, kimi koltuk…

Ama kimse kendine şu soruyu sormuyor:

Bunca hırs niye?

Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.