Hava Durumu

MAKAM KONUŞMAZ, YÜK ANLATIR

Yazının Giriş Tarihi: 25.01.2026 17:00
Yazının Güncellenme Tarihi: 25.01.2026 17:00

Ekim 2025’te Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı olarak seçilen Dr. Tufan Erhürman’ın, 24 Ocak 2026’da yayımlanan bir televizyon röportajı, seçim sonuçlarından çok, görevin ağırlığı üzerine kuruluydu.

Bu yönüyle röportaj; bir kazanım anlatısından ziyade, üstlenilen sorumluluğun farkında olan bir yönetim dilini yansıtıyordu.

Üstelik bu sonuç; iki adaylı bir yarışta, Türkiye’de bir parti liderinin açık biçimde diğer adayı desteklediğini beyan ettiği bir atmosferde ortaya çıktı.

Bu tablo, seçilmenin tek başına yeterli olmadığını; asıl meselenin, sonrasında sabır, süreklilik ve kararlılıkla yürütülecek bir süreç olduğunu gösteriyor.

Cumhurbaşkanlığı makamı, büyük ölçekli kararların alındığı bir zemindir.

Yerel yönetimler ise bu karar anlayışının hayatın içine temas eden yüzüdür.

Alanları farklıdır; ancak her iki düzlemde de yöneticinin duruşu, kriz anındaki refleksi ve söz ile eylem arasındaki mesafe açık biçimde görünür hâle gelir.

Belirleyici olan, makamın büyüklüğü değil; taşınan sorumluluğun ciddiyetidir.

Röportajda dikkat çeken temel unsur, Dr. Tufan Erhürman’ın akademisyen kimliğinin yönetim anlayışına açık biçimde yansımasıydı.

Ezbere dayalı siyaset dili yerine; analitik, ölçen, ayıran ve sürdürülebilirliği önceleyen bir yaklaşım hissediliyordu.

Bu duruş, özellikle adadaki üniversiteler başlığında net biçimde ortaya çıktı.

Kuzey Kıbrıs’ta sayıca fazla olan üniversitelerin, nitelik açısından yeniden ele alınacağını ifade etti.

Bazılarının kalite seviyesini yukarı taşımak, güçlü olanları ise dünya sıralamalarında daha görünür hâle getirmek için yoğun bir çaba ortaya koyacaklarını söyledi.

Eğitimi yalnızca ekonomik bir başlık olarak değil; ülkenin itibarı ve geleceğiyle doğrudan ilişkili bir alan olarak konumlandırdı.

Ancak anlatı bununla sınırlı değildi.

Göreve geldiği ilk günden itibaren, başta bahis oyunları olmak üzere gayri resmî yapılarla kararlı bir mücadele yürüttüğünü de açıkça dile getirdi.

Bu alan, kısa vadeli alkış üretmez; ama devlet refleksi, süreklilik ve sabır gerektirir.

Sessiz ama vazgeçilmez bir sorumluluk alanıdır.

Röportajda değinilen bir diğer önemli başlık ise, Güney Kıbrıs’la yürütülebilecek temaslara yaklaşımıydı.

Uzlaşma temelli bir masa fikrine kapalı olmadığını; ancak bu sürecin uzun yıllara yayılması ya da somut bir sonuç üretmemesi hâlinde, ülke adına anlamlı bir karşılık oluşturmayacağını
net biçimde ifade etti.

Bu nedenle, mevcut gerçekler temelinde şekillenecek stratejilerle, Kıbrıs Türk halkının hayatına hızlı ve somut katkı sağlayacak adımların öncelikli olacağını vurguladı.

Röportajın en insani bölümü ise, yurt dışına giden gençler ve adada kalan anneler üzerine kurulan cümlelerdi.

Daha iyi bir gelecek umuduyla evlatlarını uğurlayan, özlemi sabırla taşıyan annelerin hikâyesine dokunan bir dil vardı.

Bu sabrı romantize etmeden; yapılacaklarla bu bekleyişi anlamlı bir dönüşüme çevirmek istediklerini söyledi.

Gençlerin gitmek zorunda kalmadığı, dönenlerin ise tereddüt etmediği bir ada hedefi, satır aralarında güçlü biçimde hissediliyordu.

Ortaya çıkan tablo netti:

Hızlı vaatler değil, kolay popülizm değil, sessiz ama kararlı bir yönetim anlayışı.

Bazı makamlar konuşur.

Bazıları ise yük taşır.

Asıl fark; o yükün ne kadar sabırla ve ne kadar süreklilikle taşındığında ortaya çıkar.

Bu röportaj, makamların kişiyi büyütmediğini; kişinin, bulunduğu makama nasıl bir ağırlık kattığının asıl belirleyici olduğunu bir kez daha hatırlattı.

Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.