Yurtiçinde de, yurtdışında da çok yere gittim.
Şunu açıkça gördüm:
Bir şehri anlamak için önce mutfağına bakacaksın.
Ekmek arasındaki katık ne kadar özenliyse, o şehir işine de o kadar özenlidir.
Çay nasıl kaynatılıyorsa, karar süreçleri de öyle kaynatılır.
Acele mi?
Sabırla mı?
Dem alarak mı?
Yoksa göz kararı mı?
Detay dediğimiz şey aslında zihniyettir.
Simidinin tesciline sahip çıkan bir şehirden geliyoruz.
Adını koruyan, emeğini koruyan bir şehir…
Komşu kentte ise adıyla özdeşleşmiş, lezzeti tartışılmaz bir değer var:
Islama Köfte.
Dün oradaydık. Sofraya oturamadık. Projeler uzadı. Görüşmeler derinleşti. Planlar genişledi. Islama köfte yiyemedik.
Ama şunu anladım: Bazı günler yemek için değil, ıslanmak için gidilir.
Sakarya dediğin 20 dakika.
Ama doğru temas, doğru başlangıç, doğru iş birliği bazen 20 yılın yönünü değiştirir.
Islama; ekmeğin suya batırılmasıdır.
Kontrollüdür. Ölçülüdür. Tariflidir.
Islanmak ise; hesap yaparak ama risk alarak adım atmaktır.
Sorumluluğun içine girmektir.
Kenarda durmamaktır. Kuru kalmak güvenlidir.
Kuru kalmak eleştirmeyi kolaylaştırır.
Kuru kalmak mesafe koymayı sağlar.
Ama şehirler kuru kalınca büyümez.
Şehirler; ıslanmayı göze alanlarla büyür.
Masaya oturanlarla.
Projeye imza atanlarla.
“Olmaz” denileni zorlayanlarla.
Bugün mesele bir köfte değildi.
Mesele bir başlangıçtı.
Kent için…
Ülke için…
Daha büyük bir vizyon için…
Sadece konuşan değil, sorumluluğa giren olmak gerekiyordu.
Ekmek ıslatmak kolaydır.
Ama geleceğin içine ıslanarak girmek cesaret ister.
Biz tercihimizi yaptık.
Islama mı?
Hayır.
ISLANMAK.