Salı’yı Çarşamba’ya bağlayan gece yarısı… Hem Adalet Bakanlığına, hem de İçişleri Bakanlığı görevine yeni isimler atandı.
Devlette görevler değişir. İsimler yer değiştirir.
Ama bazı şehirler, bazı makamlar ve bazı duygular birbirine temas eder; insanı düşünmeye zorlar.
İçişleri Bakanlığı görevine atanan isim, bu göreve Erzurum Valiliği’nden geldi.
Erzurum deyince akla sadece bir şehir gelmez.
Bir duruş gelir. Bir ses gelir.
Ve bu toprakların erken kaybettiği bir sanatçı… İbrahim Erkal.
Ne sade, ne sahici şarkıları vardı.
Hâlâ dinlenir. Çünkü bağırmazlar.
İnsanın içinden konuşurlar.
“Gidemem…”
“Seni terk edemem…”
Bazı cümleler vardır; şarkıdan çıkar, hayata yerleşir.
İnsan bazen yorulur.
Bazen tuttuğu takıma kızar.
Bazen yaptığı işe.
“Bıraksam mı?” diye geçirir içinden.
Ama hayat herkese aynı soruyu sorar: Gerçekten terk edebilir misin?
Bazı şeyler terk edilmez.
Yol arkadaşın. Ata toprağın. Yaşadığın şehir.
Ve elbette gurur duyduğun ülke.
Mesele sevgi değil artık; sorumluluktur.
Daha iyi olsun diye çabalarsın.
Yetmez.
Bir daha çabalarsın.
Herkesin seninle aynı yönde yürümesini beklersin.
Bakarsın… İzlersin… Ve anlarsın ki “biz” dediğin yerde çoğu zaman ağır basan “ben”dir.
Kızmak kolaydır. Gitmek daha da kolay.
Zor olan kalmaktır.
Yük almaktır.
Eksik bırakılanı tamamlamaya talip olmaktır.
İnsan “olmuyor” dediği yerde kaçmaz.
“Daha çok çalışmam gerekiyor” der.
Ve bunu yaparken içinden aynı cümleyi tekrar eder: Seni terk edemem.
Bu bir inat değildir.
Aidiyetle yoğrulmuş bir sorumluluk duygusudur.
Bazıları gider. Bazıları izler. Bazıları kalır ve taşın altına elini koyar.
Terk etmek bir tercihtir.
Kalmak ise yalnız bugüne değil, yarına dair açık bir iddiadır.
Ve bazı şehirler vardır; onları terk etmeyenler, onları geleceğe taşıyanlardır.