Bugün size, henüz 20 yaşında bir tazecik gelinken çeyizini sandıkta değil, omuzunda bir Japon filintasıyla dağlarda taşıyan bir kahramanın hikâyesini anlatacağım.
Tarih kitaplarının tozlu sayfalarından süzülüp gelen, vatan toprağının her karışında izi olan Gördesli Makbule’nin, nam-ı diğer Asker Makbule’nin destanıdır bu…
VATAN SEVGİSİYLE YOĞRULAN BİR ÇOCUKLUK
1902 yılında Manisa’nın Gördes kasabasında dünyaya gelen Makbule, Ali Ustalar ailesinden Abdullah Efendi’nin kızıydı. Babası, işgal altındaki toprakların mezalimini bizzat gördüğü için kızını bir "çiçek" gibi değil, bir "vatan evladı" gibi yetiştirdi. İki ağabeyiyle birlikte ata binmeyi, silah kullanmayı ve en önemlisi eğilmez bir iradeye sahip olmayı daha çocuk yaşta öğrendi. On iki yaşında babasını kaybetse de ondan devraldığı vatan sevgisi meşalesini hiç söndürmedi.
BİR DÜĞÜN VE DEĞİŞEN KADER
Makbule büyüdüğünde sadece cesaretiyle değil, hanımefendiliği ve yardımseverliğiyle de tüm Gördes’in takdirini kazanmıştı. Ancak ülkenin dört bir yanı işgal altındaydı. Kader, onu yörenin sevilen çete reislerinden Usturumcalı Halil Efe ile bir düğünde karşılaştırdı. Bu karşılaşma, hem bir aşkın hem de bir direnişin başlangıcı oldu.
Halil Efe, Ankara’daki bazı bürokratik karışıklıklar ve kendisine yöneltilen haksız suçlamalar nedeniyle kırgındı; müfrezesiyle bölgeden ayrılmayı düşünüyordu. Onu bu kararından vazgeçiren ise Kaymakam İbrahim Ethem Bey’in vatanperver sözleri ve Makbule’nin o vakur duruşu oldu. Makbule, sevdiği adamın gitme ihtimaline karşı sarı yazmasını yere fırlatıp, "Eğer sen de gidersen gayri ne yapsam fayda etmez!" diyerek asalet dolu bir çıkış yaptı. Bu duruş, Halil Efe’yi tekrar mücadelenin merkezine çekti.
"SİZ NEREDE ÖLÜRSENİZ BEN DE ORADA ÖLÜRÜM"
1921 yılının Temmuz ayında evlenen çift, balayını evlerinde değil, Yunan palikaryalarının baskınları nedeniyle dağlarda geçirdi. Halil Efe, eşini korumak için onun evde kalmasını istese de Makbule’nin cevabı tarihe geçecek cinstendi:
"Siz nereye giderseniz ben de oraya giderim. Bu vatan sizin olduğu kadar kadınların da vatanı! Siz nerede ölürseniz, ben de orada ölürüm."
ASKER MAKBULE’NİN ŞEHADETİ
Makbule Hanım, sekiz ay boyunca dağlarda kar, yağmur ve çamur demeden erkek akıncılarla omuz omuza savaştı. En ümitsiz anlarda efeleri coşturdu, stratejik baskınlar yaptı. Hatta bir gece tek başına düşman birliğine sızarak silah ve mühimmat temin edecek kadar gözü pekti.
Ancak 16 Mart 1922’de, Akhisar’ın Kocayayla mevkiinde pusuya düşürüldüler. Makbule, bulunduğu mevziyi son ana kadar terk etmedi. Çatışmanın en kızgın anında, başından aldığı bir kurşunla şehadet şerbetini içti. Yirmi baharını henüz bitirmiş olan bu kahraman Türk kadını, kanlı elbiseleri ve çizmeleriyle vatanın göğsüne defnedildi.
Son Söz
Bugün Gördes meydanında heykelleri yükselen o iki âşık, sadece birer anıt değil; özgürlüğümüzün tapu senedidir. Makbule Çavuş’un attığı her kurşun, bugün bizim aldığımız her nefesin teminatıdır. Onun sarı yazması artık hepimizin göğünde bir bayrak gibi dalgalanıyor.
Ruhun şad olsun vatanın asil kızı...