Meşhur bir söz vardır: “Milletvekili gibi sigara kâğıdına not almak…”
Yani yazılır, çizilir, birkaç kelime karalanır ve sonra o notun akıbeti çoğu zaman bilinmez.
Bugünün milletvekilleri için, hele ki Erzurum milletvekilleri için de bu sözün hala geçerli olup olmadığını sorgulamak gerektiğine inanıyorum.
Çünkü siyasette öyle imzalar vardır ki atıldığı gün sıradan bir işlem gibi görünür, yıllar sonra ise siyasi bir hesabın belgesine dönüşür.
Atılan bir imza, yalnızca kalemin kâğıda değmesi değildir.
Bir iradedir. Bir tercihtir. Bir siyasi sorumluluktur. Hele o imza, millet adına kullanılan bir yetkinin, verilen bir sözün ya da alınan bir tutumun altına atılmışsa…
Mesele, kimin ne yazdığı kadar kimin neye imza attığı, hangi sorumluluğu üstlendiği ve yarın bu imzanın hesabını millete nasıl bir hesap vereceğidir.
İYİ Parti Kurucular Kurulu Üyesi Zekai Kaya tarafından sosyal medyada paylaşılarak kamuoyuna yansıyan ve Erzurum milletvekillerinin isim ve imzalarının bulunduğu belirtilen belgeler üzerinden çok net bir soru soruyor:
“NEYE İMZA ATTINIZ?”
Bu sorunun cevabı neden önemli?
Çünkü tartışılan konu sıradan bir siyasi tercih değil. Türkiye’nin terörle mücadele politikası, “Terörsüz Türkiye” süreci, terör suçları, infaz düzenlemeleri ve kamu vicdanı gibi son derece hassas başlıklar tartışılıyor.
Böylesine kritik bir konuda milletvekillerinin attığı iddia edilen imzaların ne anlama geldiğini kamuoyunun bilmek istemesi kadar doğal bir şey olamaz.
Üstelik ortada Erzurum var.
Şehitleriyle, gazileriyle, terörle mücadelede verdiği ağır bedelle Erzurum var.
Bu nedenle Ankara’da atıldığı söylenen bir imzanın Erzurum’da mutlaka bir karşılığı vardır.
Ve o karşılık, açıklamadır.
Kimse milletvekillerinden susmasını istemiyor.
Tam tersine, konuşmalarını istiyor.
Belgenin ne olduğunu açıklasınlar.
İmzanın kendilerine ait olup olmadığını söylesinler.
Hangi düzenlemeye ilişkin olduğunu anlatsınlar.
Hangi maddeyi desteklediklerini, hangi maddeye itiraz ettiklerini ortaya koysunlar.
Eğer kamuoyuna yansıyan bilgiler yanlışsa, çıkıp “Yanlış” desinler.
Eğer imza kendilerine ait değilse, bunu açıkça ifade etsinler.
Eğer imza kendilerine aitse, neden attıklarını anlatsınlar.
Mesele bundan ibaret.
Fakat işte tam burada siyasetçinin en önemli sorumluluğu devreye giriyor:
HESAP VERMEK.
Selami Altınok’a yöneltilen soru özellikle dikkat çekici. Yıllarca güvenlik bürokrasisinin önemli görevlerinde bulunmuş bir siyasetçiye, terör örgütü yöneticiliği gibi ağır suçlar bakımından olası düzenlemelerin sonuçları soruluyor.
Bunun cevabı kamuoyunu ilgilendiriyor.
Çünkü Türkiye terörle mücadelede yalnızca rakamlarla ifade edilemeyecek kadar ağır bir bedel ödedi.
Şimdi Mehmet Emin Öz’e yöneltilen soruya bakalım:
“Bu düzenlemeyi Erzurum’un şehit ailelerine nasıl anlatacaksınız?”
Bu soru kolay değil.
Çünkü Ankara’da hukuk diliyle konuşmak başka, şehit ailesinin karşısına geçip aynı düzenlemeyi anlatmak başka.
Bir milletvekili, Meclis’te savunduğu bir düzenlemeyi seçim bölgesindeki vatandaşına da anlatabiliyorsa siyasi sorumluluğunu yerine getiriyor demektir.
Fatma Öncü’ye yöneltilen soru da aynı derecede önemli:
“Şehit ailelerinin ve gazilerin görüşü alındı mı?”
Bu sorunun cevabı verilmelidir.
Çünkü terörle mücadele konusunda alınan kararların yalnızca siyasi ve hukuki değil, insani bir boyutu da vardır.
Türkiye’nin terörle mücadele tarihini sadece Ankara’daki siyasi tartışmalardan okumak mümkün değildir.
O tarihin içinde mezarlar vardır.
Yarım kalmış hayatlar vardır.
Evladını kaybetmiş anneler vardır.
Gaziler vardır.
Dolayısıyla Meclis’te atılan her imzanın toplumsal vicdan bakımından da bir karşılığı bulunur.
Abdurrahim Fırat’a yöneltilen soru ise doğrudan siyasi sorumluluğun merkezine dokunuyor:
“İMZA ATTIĞINIZ DÜZENLEMENİN HER MADDESİNİ OKUYUP DEĞERLENDİRDİNİZ Mİ?”
Bu sorunun cevabı aslında bütün milletvekilleri için geçerli.
Milletvekili bilmek zorunda.
Okumak zorunda.
Sorgulamak zorunda.
Ve attığı imzanın arkasında durmak zorunda.
Çünkü Meclis’te atılan imza kişisel bir imza değildir.
Millet adına atılır.
Dolayısıyla hesabı da millete verilir.
Kamil Aydın açısından ise tartışmanın başka bir boyutu var:
Siyasi tutarlılık.
Dün terör konusunda ne söylendi?
Bugün ne yapılıyor?
Dün savunulan siyasi çizgi ile bugün desteklendiği belirtilen düzenleme arasında nasıl bir ilişki var?
Siyaset elbette değişebilir.
Devlet politikaları değişebilir.
Şartlar değişebilir.
Ancak değişen siyasetin gerekçesi de seçmene anlatılmalıdır.
Çünkü seçmen dün söyleneni de bugün yapılanı da hatırlıyor.
Meral Danış Beştaş’a yöneltilen sorular ise “Terörsüz Türkiye” hedefinin nasıl hayata geçirileceği noktasında düğümleniyor.
Silahlar gerçekten nasıl bırakılacak?
Örgütsel yapı nasıl tasfiye edilecek?
Silahların teslim edildiği nasıl doğrulanacak?
Yarın başka bir isim veya yapı altında yeniden ortaya çıkılmasının önüne nasıl geçilecek?
Bunlar siyasi sloganlarla geçiştirilebilecek sorular değildir.
Çünkü Türkiye geçmişte terör konusunda çok ağır bedeller ödedi.
Yeni bir süreç başlatılacaksa toplumun bilmek istediği yalnızca hedef değil, güvencedir.
Ve bütün bu tartışmaların üzerinde daha büyük bir soru duruyor:
TERÖRÜN BİTMESİ İLE CEZASIZLIK AYNI ŞEY Mİ?
Hayır.
Terörün sona ermesini istemek başka bir şeydir.
Hukukun sınırlarını tartışmak başka bir şey.
Silahların susması elbette Türkiye’nin ortak dileğidir.
Ama silahların susması kadar hukukun da konuşması gerekir.
Adalet duygusunun korunması gerekir.
Şehit ailelerinin vicdanının gözetilmesi gerekir.
Toplumun ikna edilmesi gerekir.
İşte bu nedenle bugün Erzurum’un altı milletvekilinin önünde yalnızca siyasi değil, ciddi bir kamuoyu sınavı bulunuyor.
Selami Altınok…
Mehmet Emin Öz…
Fatma Öncü…
Abdurrahim Fırat…
Kamil Aydın…
Meral Danış Beştaş…
Altı farklı siyasi kimlik.
Farklı partiler.
Farklı siyasi geçmişler.
Ama ortak bir görev:
ERZURUM’U TEMSİL ETMEK.
O halde Erzurum adına yöneltilen sorulara da Erzurum adına cevap vermeleri gerekiyor.
Kimse peşinen suçlanmamalı.
Kimse bir belgenin hukuki niteliği doğrulanmadan mahkûm edilmemeli.
Tam tersine, gerçek ortaya çıkarılmalı.
TBMM kayıtları konuşmalı.
Belgeler konuşmalı.
Milletvekilleri konuşmalı.
Ve kamuoyu neyin doğru, neyin yanlış olduğunu öğrenmeli.
Çünkü gazeteciliğin görevi de siyasetin görevi de gerçeğin üzerini örtmek değil, gerçeği ortaya çıkarmaktır.
Şimdi yapılması gereken çok basit.
Altı milletvekili çıkacak ve diyecek ki:
“İmza budur.”
“Anlamı şudur.”
“Şu maddeyi destekledik.”
“Şu maddeye karşı çıktık.”
“Şu gerekçeyle imza attık.”
Ya da:
“Bu iddia doğru değildir.”
Bundan daha demokratik, bundan daha açık bir yöntem olabilir mi?
O halde soruyu bir kez daha sormakta fayda var:
NEYE İMZA ATTINIZ?
Çünkü mesele artık sadece bir belge değil.
Mesele sadece bir imza değil.
Mesele sadece altı milletvekili de değil.
Mesele, millet adına karar verenlerin millete karşı sorumluluğudur.
Ve o sorumluluğun adresi Ankara’daki Meclis kürsüsü kadar Erzurum’daki seçmenin vicdanıdır.
Bugün Erzurum’un beklediği şey slogan değil.
Parti açıklaması değil.
Siyasi polemik hiç değil.
AÇIK, NET VE BELGELİ BİR CEVAP.
Çünkü milletvekilliği sadece oy istemek değildir.
Milletvekilliği, gerektiğinde o oyun hesabını da vermektir.
Ve eğer o imza gerçekten Erzurum’un 6 milletvekiline aitse, artık sorunun ikinci kısmı daha da önemlidir:
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Engin YILMAZ
Neye imza attınız?
Meşhur bir söz vardır: “Milletvekili gibi sigara kâğıdına not almak…”
Yani yazılır, çizilir, birkaç kelime karalanır ve sonra o notun akıbeti çoğu zaman bilinmez.
Bugünün milletvekilleri için, hele ki Erzurum milletvekilleri için de bu sözün hala geçerli olup olmadığını sorgulamak gerektiğine inanıyorum.
Çünkü siyasette öyle imzalar vardır ki atıldığı gün sıradan bir işlem gibi görünür, yıllar sonra ise siyasi bir hesabın belgesine dönüşür.
Atılan bir imza, yalnızca kalemin kâğıda değmesi değildir.
Bir iradedir. Bir tercihtir. Bir siyasi sorumluluktur. Hele o imza, millet adına kullanılan bir yetkinin, verilen bir sözün ya da alınan bir tutumun altına atılmışsa…
Mesele, kimin ne yazdığı kadar kimin neye imza attığı, hangi sorumluluğu üstlendiği ve yarın bu imzanın hesabını millete nasıl bir hesap vereceğidir.
İYİ Parti Kurucular Kurulu Üyesi Zekai Kaya tarafından sosyal medyada paylaşılarak kamuoyuna yansıyan ve Erzurum milletvekillerinin isim ve imzalarının bulunduğu belirtilen belgeler üzerinden çok net bir soru soruyor:
“NEYE İMZA ATTINIZ?”
Bu sorunun cevabı neden önemli?
Çünkü tartışılan konu sıradan bir siyasi tercih değil. Türkiye’nin terörle mücadele politikası, “Terörsüz Türkiye” süreci, terör suçları, infaz düzenlemeleri ve kamu vicdanı gibi son derece hassas başlıklar tartışılıyor.
Böylesine kritik bir konuda milletvekillerinin attığı iddia edilen imzaların ne anlama geldiğini kamuoyunun bilmek istemesi kadar doğal bir şey olamaz.
Üstelik ortada Erzurum var.
Şehitleriyle, gazileriyle, terörle mücadelede verdiği ağır bedelle Erzurum var.
Bu nedenle Ankara’da atıldığı söylenen bir imzanın Erzurum’da mutlaka bir karşılığı vardır.
Ve o karşılık, açıklamadır.
Kimse milletvekillerinden susmasını istemiyor.
Tam tersine, konuşmalarını istiyor.
Belgenin ne olduğunu açıklasınlar.
İmzanın kendilerine ait olup olmadığını söylesinler.
Hangi düzenlemeye ilişkin olduğunu anlatsınlar.
Hangi maddeyi desteklediklerini, hangi maddeye itiraz ettiklerini ortaya koysunlar.
Eğer kamuoyuna yansıyan bilgiler yanlışsa, çıkıp “Yanlış” desinler.
Eğer imza kendilerine ait değilse, bunu açıkça ifade etsinler.
Eğer imza kendilerine aitse, neden attıklarını anlatsınlar.
Mesele bundan ibaret.
Fakat işte tam burada siyasetçinin en önemli sorumluluğu devreye giriyor:
HESAP VERMEK.
Selami Altınok’a yöneltilen soru özellikle dikkat çekici. Yıllarca güvenlik bürokrasisinin önemli görevlerinde bulunmuş bir siyasetçiye, terör örgütü yöneticiliği gibi ağır suçlar bakımından olası düzenlemelerin sonuçları soruluyor.
Bunun cevabı kamuoyunu ilgilendiriyor.
Çünkü Türkiye terörle mücadelede yalnızca rakamlarla ifade edilemeyecek kadar ağır bir bedel ödedi.
Şimdi Mehmet Emin Öz’e yöneltilen soruya bakalım:
“Bu düzenlemeyi Erzurum’un şehit ailelerine nasıl anlatacaksınız?”
Bu soru kolay değil.
Çünkü Ankara’da hukuk diliyle konuşmak başka, şehit ailesinin karşısına geçip aynı düzenlemeyi anlatmak başka.
Bir milletvekili, Meclis’te savunduğu bir düzenlemeyi seçim bölgesindeki vatandaşına da anlatabiliyorsa siyasi sorumluluğunu yerine getiriyor demektir.
Fatma Öncü’ye yöneltilen soru da aynı derecede önemli:
“Şehit ailelerinin ve gazilerin görüşü alındı mı?”
Bu sorunun cevabı verilmelidir.
Çünkü terörle mücadele konusunda alınan kararların yalnızca siyasi ve hukuki değil, insani bir boyutu da vardır.
Türkiye’nin terörle mücadele tarihini sadece Ankara’daki siyasi tartışmalardan okumak mümkün değildir.
O tarihin içinde mezarlar vardır.
Yarım kalmış hayatlar vardır.
Evladını kaybetmiş anneler vardır.
Gaziler vardır.
Dolayısıyla Meclis’te atılan her imzanın toplumsal vicdan bakımından da bir karşılığı bulunur.
Abdurrahim Fırat’a yöneltilen soru ise doğrudan siyasi sorumluluğun merkezine dokunuyor:
“İMZA ATTIĞINIZ DÜZENLEMENİN HER MADDESİNİ OKUYUP DEĞERLENDİRDİNİZ Mİ?”
Bu sorunun cevabı aslında bütün milletvekilleri için geçerli.
Milletvekili bilmek zorunda.
Okumak zorunda.
Sorgulamak zorunda.
Ve attığı imzanın arkasında durmak zorunda.
Çünkü Meclis’te atılan imza kişisel bir imza değildir.
Millet adına atılır.
Dolayısıyla hesabı da millete verilir.
Kamil Aydın açısından ise tartışmanın başka bir boyutu var:
Siyasi tutarlılık.
Dün terör konusunda ne söylendi?
Bugün ne yapılıyor?
Dün savunulan siyasi çizgi ile bugün desteklendiği belirtilen düzenleme arasında nasıl bir ilişki var?
Siyaset elbette değişebilir.
Devlet politikaları değişebilir.
Şartlar değişebilir.
Ancak değişen siyasetin gerekçesi de seçmene anlatılmalıdır.
Çünkü seçmen dün söyleneni de bugün yapılanı da hatırlıyor.
Meral Danış Beştaş’a yöneltilen sorular ise “Terörsüz Türkiye” hedefinin nasıl hayata geçirileceği noktasında düğümleniyor.
Silahlar gerçekten nasıl bırakılacak?
Örgütsel yapı nasıl tasfiye edilecek?
Silahların teslim edildiği nasıl doğrulanacak?
Yarın başka bir isim veya yapı altında yeniden ortaya çıkılmasının önüne nasıl geçilecek?
Bunlar siyasi sloganlarla geçiştirilebilecek sorular değildir.
Çünkü Türkiye geçmişte terör konusunda çok ağır bedeller ödedi.
Yeni bir süreç başlatılacaksa toplumun bilmek istediği yalnızca hedef değil, güvencedir.
Ve bütün bu tartışmaların üzerinde daha büyük bir soru duruyor:
TERÖRÜN BİTMESİ İLE CEZASIZLIK AYNI ŞEY Mİ?
Hayır.
Terörün sona ermesini istemek başka bir şeydir.
Hukukun sınırlarını tartışmak başka bir şey.
Silahların susması elbette Türkiye’nin ortak dileğidir.
Ama silahların susması kadar hukukun da konuşması gerekir.
Adalet duygusunun korunması gerekir.
Şehit ailelerinin vicdanının gözetilmesi gerekir.
Toplumun ikna edilmesi gerekir.
İşte bu nedenle bugün Erzurum’un altı milletvekilinin önünde yalnızca siyasi değil, ciddi bir kamuoyu sınavı bulunuyor.
Selami Altınok…
Mehmet Emin Öz…
Fatma Öncü…
Abdurrahim Fırat…
Kamil Aydın…
Meral Danış Beştaş…
Altı farklı siyasi kimlik.
Farklı partiler.
Farklı siyasi geçmişler.
Ama ortak bir görev:
ERZURUM’U TEMSİL ETMEK.
O halde Erzurum adına yöneltilen sorulara da Erzurum adına cevap vermeleri gerekiyor.
Kimse peşinen suçlanmamalı.
Kimse bir belgenin hukuki niteliği doğrulanmadan mahkûm edilmemeli.
Tam tersine, gerçek ortaya çıkarılmalı.
TBMM kayıtları konuşmalı.
Belgeler konuşmalı.
Milletvekilleri konuşmalı.
Ve kamuoyu neyin doğru, neyin yanlış olduğunu öğrenmeli.
Çünkü gazeteciliğin görevi de siyasetin görevi de gerçeğin üzerini örtmek değil, gerçeği ortaya çıkarmaktır.
Şimdi yapılması gereken çok basit.
Altı milletvekili çıkacak ve diyecek ki:
“İmza budur.”
“Anlamı şudur.”
“Şu maddeyi destekledik.”
“Şu maddeye karşı çıktık.”
“Şu gerekçeyle imza attık.”
Ya da:
“Bu iddia doğru değildir.”
Bundan daha demokratik, bundan daha açık bir yöntem olabilir mi?
O halde soruyu bir kez daha sormakta fayda var:
NEYE İMZA ATTINIZ?
Çünkü mesele artık sadece bir belge değil.
Mesele sadece bir imza değil.
Mesele sadece altı milletvekili de değil.
Mesele, millet adına karar verenlerin millete karşı sorumluluğudur.
Ve o sorumluluğun adresi Ankara’daki Meclis kürsüsü kadar Erzurum’daki seçmenin vicdanıdır.
Bugün Erzurum’un beklediği şey slogan değil.
Parti açıklaması değil.
Siyasi polemik hiç değil.
AÇIK, NET VE BELGELİ BİR CEVAP.
Çünkü milletvekilliği sadece oy istemek değildir.
Milletvekilliği, gerektiğinde o oyun hesabını da vermektir.
Ve eğer o imza gerçekten Erzurum’un 6 milletvekiline aitse, artık sorunun ikinci kısmı daha da önemlidir:
“PEKİ NEDEN ATTINIZ?”
İşte şimdi söz, Erzurum’un altı milletvekilinde.
YAZARLARIMIZ Tüm Yazarlarımız
Bir belediyenin ne kadar başarılı olduğunu anlamak için hazırladığı için boş basın bültenlerini okumaya gerek yoktur. Çünkü belediyelerin kalitesi, özenle seçilmiş cümlelerle değil; sokaklarıyla, kaldırımlarıyla, parklarıyla ve kamusal alanlara gösterdiği saygıyla ölçülür. Kepez Belediyesi geçtiği