Ne güzel yaşardık biz okula giderken internet, bilgisayar yoktu. Cep telefonumuz hiç olmadı. Arabamız yoktu at arabasına faytonlara binerdik.
Bugünkü nesil gibi yaşıyorduk, Ama bir fark var iki neslin arasında bizlerin onurlarımızla yaşadığımız toplumda bugün alçakgönüllülük yok, saygı hemen hemen bitmiş.
Ey gidi günler çok güzel arkadaşlıklar vardı komşuların bahçelerinden Rizelilerin ektiği havucu alırdık, Komşularımızın kurutu damın üstünden çalar yerdik ama bizim yaptığımızı bilirler ve bize kızmazlardı, celik çomak bilye okuldan gelir gelmez dışarı çıkardık akşam ezanı oluncaya kadar dışarıda oynardık girmezdim. Öğretmen çocuğu olduğum için hiç yoksulluk görmedim babam bize sümerbank’tan beykoz kundura alırdı senelerce giyer yırtamazdık.
Kış bizim doğduğumuz coğrafya da çok sert geçerdi, o zaman da evlerin dışına kuruması için asılan kazlardan çalar soluğu orta kapı fırınında alırdık orada pişirir hep beraber yerdik. Tabili aldığımız kazların ev sahibinin oğlu da bizimle beraberdi. Sabah oldu mu annesi bize kızardı ay oğul deseydiniz ben pişirerdim der bize kızardı. Ama yine çok mutluyduk.
Bize 1968 kuşağı dediler.
Mutlu ve Şanslı insanlar olduğumuz hayatımız gerçek bir Kanıtdır;
Oynarken ve bisiklete binerken, asla kask takmadık.
Okuldan sonra akşama kadar sokakta oynardık. Hiç televizyon izlemezdik.
İnternet arkadaşlarıyla değil gerçek arkadaşlarla oynardık.. Susadığımız zaman, şişelenmiş su değil, musluk suyu içerdik.
Aynı bardağı dört arkadaşla paylaştığımız halde hastalanmazdık.
Her gün çok pilav yediğimiz halde hiçbir zaman kilo almadık. Çıplak ayakla dolaşırdık ama ayaklarımıza bir şey olmazdı.
Annemiz ve babamız bizi sağlıklı tutmak için hiçbir zaman ek gıda takviyeleri, vitaminler vermezlerdi.
Kendi oyuncaklarımızı kendimiz yapar ve onlarla oynardık. Bilye oynardık ağaç oyunları oynardık.
Ailemiz zengin değildi. Bize mal mülk değil, sevgi verdiler.
Cep telefonlarımız, DVD’lerimiz, oyun istasyonumuz, XBox’ımız, video oyunlarımız, kişisel bilgisayarlarımız, internet sohbetimiz olmadı – ama bizim gerçek arkadaşlarımız vardı.
Arkadaşımızın evini davet olmadan istediğimizde ziyaret eder ve onlarla birlikte eğlenerek yemek yerdik.
Senin dünyandan çok farklı olarak bütün akrabalarla iç içe yaşar, aramızda sıkı bağlar olurdu.
Çektiğimiz fotoğraflar siyah beyazdı ama renkli anılarla dolu idi.
Biz kendine has, anlayışlı bir nesiliz, çünkü biz ebeveynlerinin söylediğini dinleyen son nesiliz.
Artık bizlere eşlik eden çok arkadaşımızı şu an kaybettik.
Onlar artık albümlerimiz de siyah beyaz resimlerle anılarımız da kalmaya devam ediyorlar.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Yalçın AKBULUT
Biz ne güzel kuşaktık
Ne güzel yaşardık biz okula giderken internet, bilgisayar yoktu. Cep telefonumuz hiç olmadı. Arabamız yoktu at arabasına faytonlara binerdik.
Bugünkü nesil gibi yaşıyorduk, Ama bir fark var iki neslin arasında bizlerin onurlarımızla yaşadığımız toplumda bugün alçakgönüllülük yok, saygı hemen hemen bitmiş.
Ey gidi günler çok güzel arkadaşlıklar vardı komşuların bahçelerinden Rizelilerin ektiği havucu alırdık, Komşularımızın kurutu damın üstünden çalar yerdik ama bizim yaptığımızı bilirler ve bize kızmazlardı, celik çomak bilye okuldan gelir gelmez dışarı çıkardık akşam ezanı oluncaya kadar dışarıda oynardık girmezdim. Öğretmen çocuğu olduğum için hiç yoksulluk görmedim babam bize sümerbank’tan beykoz kundura alırdı senelerce giyer yırtamazdık.
Kış bizim doğduğumuz coğrafya da çok sert geçerdi, o zaman da evlerin dışına kuruması için asılan kazlardan çalar soluğu orta kapı fırınında alırdık orada pişirir hep beraber yerdik. Tabili aldığımız kazların ev sahibinin oğlu da bizimle beraberdi. Sabah oldu mu annesi bize kızardı ay oğul deseydiniz ben pişirerdim der bize kızardı. Ama yine çok mutluyduk.
Bize 1968 kuşağı dediler.
Mutlu ve Şanslı insanlar olduğumuz hayatımız gerçek bir Kanıtdır;
Oynarken ve bisiklete binerken, asla kask takmadık.
Okuldan sonra akşama kadar sokakta oynardık. Hiç televizyon izlemezdik.
İnternet arkadaşlarıyla değil gerçek arkadaşlarla oynardık.. Susadığımız zaman, şişelenmiş su değil, musluk suyu içerdik.
Aynı bardağı dört arkadaşla paylaştığımız halde hastalanmazdık.
Her gün çok pilav yediğimiz halde hiçbir zaman kilo almadık. Çıplak ayakla dolaşırdık ama ayaklarımıza bir şey olmazdı.
Annemiz ve babamız bizi sağlıklı tutmak için hiçbir zaman ek gıda takviyeleri, vitaminler vermezlerdi.
Kendi oyuncaklarımızı kendimiz yapar ve onlarla oynardık. Bilye oynardık ağaç oyunları oynardık.
Ailemiz zengin değildi. Bize mal mülk değil, sevgi verdiler.
Cep telefonlarımız, DVD’lerimiz, oyun istasyonumuz, XBox’ımız, video oyunlarımız, kişisel bilgisayarlarımız, internet sohbetimiz olmadı – ama bizim gerçek arkadaşlarımız vardı.
Arkadaşımızın evini davet olmadan istediğimizde ziyaret eder ve onlarla birlikte eğlenerek yemek yerdik.
Senin dünyandan çok farklı olarak bütün akrabalarla iç içe yaşar, aramızda sıkı bağlar olurdu.
Çektiğimiz fotoğraflar siyah beyazdı ama renkli anılarla dolu idi.
Biz kendine has, anlayışlı bir nesiliz, çünkü biz ebeveynlerinin söylediğini dinleyen son nesiliz.
Artık bizlere eşlik eden çok arkadaşımızı şu an kaybettik.
Onlar artık albümlerimiz de siyah beyaz resimlerle anılarımız da kalmaya devam ediyorlar.
YAZARLARIMIZ Tüm Yazarlarımız
Dünya tarihine baktığımızda güçlü devletlerin her zaman çeşitli tehditlerle karşı karşıya kaldığını görürüz. Kimi zaman savaşlarla, kimi zaman ekonomik baskılarla, kimi zaman da içeriden yürütülen algı operasyonlarıyla ülkelerin gücü kırılmaya çalışılmıştır. Türkiye Cumhuriyeti de bulunduğu stratej