Ortadoğu bir kez daha ateşe atılmış durumda. İran üzerinden yürütülen bu savaş, sadece bir ülkenin meselesi değildir. Bu mesele artık doğrudan bölgenin güvenliği, sınırların geleceği ve komşu ülkelerin istikrarı meselesidir. Türkiye açısından bakıldığında ise konu çok daha nettir: İran, Türkiye’nin doğu kapısıdır. İran’da çıkacak daha büyük bir yangının dumanı sadece Tahran’a değil, Ankara’ya, Van’a, Hakkâri’ye, Iğdır’a, bütün bölgeye ulaşır.
Bugün herkes şunu görmek zorundadır: Amerika ve İsrail’in İran üzerindeki askeri baskısı sürdükçe kriz daha da büyüyecek, daha sert ve önü alınamaz bir mücadeleye dönüşecektir. Mevcut tablo zaten bunun işaretlerini veriyor. Reuters’a göre çatışmalar devam ediyor, Washington yeni saldırı sinyalleri veriyor ve bölgede enerji, deniz ticareti ve güvenlik dengeleri sarsılıyor.
Burada en büyük tehlike, İslam dünyasının sessizliği ve komşu ülkelerin İran’ı yalnız bırakmasıdır. Siyasi görüşü, mezhebi, yönetim biçimi ya da başka tartışmalar bir yana; mesele artık bir ülkenin parçalanması ve bölgenin tamamen dış müdahaleye açık hale gelmesidir. Bir Müslüman ülkenin yalnızlaştırılması, aslında bütün bölgenin savunma hattının zayıflatılması demektir.
İran bölünmemelidir. Çünkü İran’ın bölünmesi demek, sınırların yeniden tartışmaya açılması demektir. Bu ise sadece İran için değil, Türkiye dahil bütün bölge ülkeleri için çok daha büyük güvenlik sorunlarının kapısını aralar. Dış güçlerin bu coğrafyada uyguladığı yöntem bellidir: Önce kriz çıkar, sonra zayıflat, ardından parçala, en sonunda kaynaklara ve stratejik alanlara hâkim ol. Bu tabloyu bölgemiz defalarca gördü.
Türkiye bu gelişmeleri sadece uzaktan izleyen bir ülke gibi davranamaz. Türkiye Cumhuriyeti, tarihi sorumluluğu, coğrafi konumu ve devlet kapasitesi gereği çok daha açık, net ve caydırıcı bir duruş sergilemek zorundadır. Samimiyetsiz diplomatik cümlelerle geçiştirilecek bir dönemden geçmiyoruz. Türkiye barış istiyorsa, bunu güçlü bir devlet refleksiyle göstermelidir. Barışı savunmanın yolu bazen sessiz kalmak değil, açık irade koymaktır.
İncirlik başta olmak üzere Türkiye topraklarındaki yabancı askeri varlıklar da artık milli güvenlik perspektifiyle yeniden değerlendirilmelidir. Türkiye’nin toprakları, komşu coğrafyalara yönelik operasyonların parçası gibi görülmemelidir. Bu topraklar Türk milletinindir; başka ülkelerin bölgesel hesapları için açık çek değildir. Bu konu, kamuoyunun vicdanında da milli egemenlik açısından ciddi bir tartışma başlığı haline gelmiştir.
ABD Başkanı Donald Trump’ın bu savaştaki tutumu da ayrıca sorgulanmalıdır. Reuters’ın aktardığına göre Trump son günlerde İran’a yönelik saldırıların sürebileceğini söylerken, savaşın çıkış ve yönetim biçimi dünya genelinde ciddi tepki çekiyor. Aynı dönemde yapılan Reuters/Ipsos araştırmasında ABD kamuoyunda dahi İran’a yönelik saldırılara desteğin sınırlı kaldığı görüldü. Bu da gösteriyor ki mesele sadece bölge halklarının değil, dünya vicdanının da rahatsız olduğu bir noktaya gelmiştir.
Bugün yapılması gereken şey çok açıktır:
Bu savaş derhal durmalıdır.
Amerika ve İsrail, İran üzerindeki saldırgan politikalarını sona erdirmelidir.
Komşu ülkeler ve İslam dünyası, İran’ın yalnızlaştırılmasına karşı ortak tavır almalıdır.
Türkiye ise hem diplomatik hem stratejik düzeyde daha net, daha bağımsız ve daha güçlü bir duruş ortaya koymalıdır.
Çünkü mesele yalnızca İran değildir. Mesele, bu coğrafyanın kaderidir. Bugün İran yalnız bırakılırsa, yarın başka bir ülke hedef olacaktır. Ateş komşunun evinde diye seyredenler, sonunda kendi çatısına düşen kıvılcımla yüzleşir.
Bu coğrafya, dış müdahalelerin, vekâlet savaşlarının, kan ve gözyaşının laboratuvarı değildir. Bölge halkları huzur istiyor, güvenlik istiyor, onur istiyor. Türkiye de bu süreçte sadece izleyen değil, sözünü ve ağırlığını ortaya koyan bir devlet olmak zorundadır.