Hava Durumu

KİMSEYE ETMEM ŞİKÂYET

Yazının Giriş Tarihi: 13.03.2026 10:54
Yazının Güncellenme Tarihi: 13.03.2026 10:54

Dün sahur için uyandığımda komşudan gelen yüksek desibelli bir tartışma sesiyle karşılaştım.

Hani şu… zinkaflı kelimelerin havada uçuştuğu tartışmalardan.

Henüz gün başlamadan günün ilk gürültüsü kulağımıza değmiş oldu.

Bir süre sonra sebebi de ortaya çıktı.

Su altyapısını yenileme çalışmaları nedeniyle kesilen su, yeniden yüksek basınçla verilince arıtma sistemi ve klozet sifon mekanizması bozulmuş.

Günün ilk küçük krizi böyle başladı.

Derken yola çıkıyoruz…

Kocaeli Üniversitesi Nuh Çimento Meslek Yüksekokulu’nun bulunduğu dönüş kavşağında uzun bir araç kuyruğu.

Herkes sabırla sırasını beklerken birkaç araç sağdan soldan kaynak yaparak öne geçiyor.

Bazıları da sanki “Bak benim TOGG’um var” demek ister gibi bir özgüvenle aradan sıyrılma telaşında.

Yola devam ediyorsunuz.

İzmit’e doğru sağ şeritte hız sınırına uygun şekilde ilerlerken arkadan bir kamyonun acı korna sesi geliyor.

Sanki diyor ki: “En kötü ihtimalle yüzde on toleransın var…onu da kullan be adam!”

Şehre vardığınızda başka bir tablo…

Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin akıllı bir uygulama başlatmak üzere olduğu park yerine varıyorsunuz.

Ücretsiz park süresinin 10 saatle sınırlandırılacağı bu yerde park edecek yer arıyorsunuz.

Ama ilk gördüğünüz şey şu oluyor: Engelli araçlarına ayrılmış yere engelli olmayan bir aracın park etmiş olması.

Sonra yürüyen merdivene geliyorsunuz.

Basamağın sağında siz dururken önünüzde arka arkaya durması gerekirken yanyana durmuş bir çift sanki dünyada başka kimse yokmuş gibi rahat rahat sohbet ederek çıkıyor.

Arkadan gelenler beklemek zorunda.

Şehir hayatı böyle bir şey işte.

Bir yanda “Yol yayalarındır” özgürlüğünü sonuna kadar kullanan, bir elinde telefon diğer elinde bebek arabasıyla trafiği kilitleyenler…

Bir yanda işlerin durgunluğundan sinirleri gerilmiş esnafın bazen komşu dükkâna çatması…

Bir yanda yoğun tebligat ve evrak yükü altında çalışan postacılar…

Aslında aldıklarının çok daha fazlasını hak eden, ama yetişebilmek için hızlı hareket ederken bazen kendileri ve muhatapları istenmeyen durumların içinde kalan insanlar…

Bir de şu var…

Kraldan çok kralcı olup yaptıkları aşırılıklarla insanların kuruma karşı soğumasına sebep olanlar.

Ve son yıllarda 2000’li yılların başına göre daha sık rastladığım bir görüntü:

Eskiden biraz çekinilerek yapılan bir davranışın bugün adeta bir meydan okuma gibi sergilenmesi…

“Bak elimde sigara var” dercesine göstere göstere sigara içen kadınlar.

Şimdi diyeceksiniz ki: “Necmi Hoca yeter artık…

Haklısınız.

Ama değerli okur, daha öğlen olmadı.

İftara da çok var.

Hayatın içinde küçük gibi görünen ama insanın sabrını sınayan ne çok şey var.

Şikâyet etsek bitmez. Ama Anadolu insanının eskiden beri taşıdığı bir taraf vardır.

Görür… duyar… yaşar…

Ama çoğu zaman şikâyeti büyütmez.

Bir tür vakur suskunluk vardır bizde.

Belki de bu yüzden eski bir şarkının sözleri insanın içine bu kadar dokunur.

Mustafa Keser’in söylediği o şarkı gibi…

“Kimseye etmem şikâyet, ağlarım ben hâlime…”

Belki de insanın gerçek olgunluğu şudur:

Her şeyi görüp, her şeyi bilip, her şeyi yaşayıp…

Yine de şikâyeti büyütmeden hayata devam edebilmek.

Çünkü bazen hayatın gürültüsüne verilecek en güçlü cevap…

Sükût.

Keyfiniz bol olsun.

Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.