Hava Durumu

Sen de mi Brütüs! Niçin İyilik Yaptığımız ve İyi Düşündüğümüz İnsanlardan Zarar Görürüz?

Yazının Giriş Tarihi: 21.08.2026 08:03
Yazının Güncellenme Tarihi: 21.08.2026 08:06

İyilik, güven, sınırlar ve hayal kırıklığı üzerine psikolojik bir değerlendirme

Evet son zamanlarda hemen hemen her gün aile içi şiddetin yanında intihar ve kadın katliamları Kayseri'de durmak bilmiyor. Bu konuda şehrimizin ünlü psikoloğu, Simge Özbek detaylı olarak açıklamalarda bulundu...

Giriş: En çok kimden inciniriz?

“Sen de mi Brütüs?” sözü, insanın beklemediği bir yerden gelen ihaneti anlatmak için kullanılan güçlü bir ifadedir. Bizi yaralayan şey çoğu zaman yalnızca yapılan davranış değildir; o davranışın, güvendiğimiz ve iyi niyet beslediğimiz birinden gelmesidir. Bir yabancının kırıcı davranışı ile değer verdiğimiz bir insanın kırıcı davranışı aynı etkiyi bırakmaz. Çünkü ilişkilerde yaşanan hayal kırıklığının şiddetini belirleyen unsurlardan biri, o kişiye yüklediğimiz güven ve beklentidir.

İyilik yaptığımız insanların bize zarar vermesi, çoğu zaman “İnsanlara neden güveniyorum?” sorusunu sordurur. Ancak psikolojik açıdan burada önemli olan, iyiliğin kendisini sorgulamak değil; iyilik yaparken sınırlarımızı, beklentilerimizi ve karşımızdaki kişinin davranış biçimini doğru değerlendirmeyi öğrenmektir.

İyilik neden bazen karşılık olarak incinmeye dönüşür?

İyilik yapmak ile karşımızdaki kişinin bize aynı iyilikle karşılık vermesi arasında otomatik bir bağ yoktur. Bir insanın bize yardım etmiş olması, bizim de ona yardım etmemizi gerektirebilir; fakat bunun karşılığında mutlaka sadakat, minnettarlık veya aynı ölçüde fedakârlık beklemek bizi hayal kırıklığına açık hâle getirebilir.

Bazı insanlar iyiliği bir fırsat olarak görebilir, bazıları ise karşısındakinin sınır koymamasını alışkanlık hâline getirebilir. Bu nedenle psikolojik açıdan sağlıklı iyilik, kişinin kendisini tüketmeden ve karşısındakini kendisine borçlandırmadan yaptığı iyiliktir.

“Ben sana bunu yaptım, sen de bana bunu yapmalısın.” düşüncesi ilişkiyi bir alışverişe dönüştürebilir. Oysa sağlıklı ilişkilerde iyilik gönüllülükle yapılır; fakat sınırlar da korunur.

İnsanları zihnimizde olduğundan farklı görmek

İlişkilerde en büyük yanılgılardan biri, karşımızdaki kişinin gerçekte kim olduğundan çok, bizim onun hakkında oluşturduğumuz düşünceyle ilişki kurmamızdır. “O bunu bana yapmaz.”, “Beni asla yarı yolda bırakmaz.” veya “O benim kıymetimi bilir.” gibi düşünceler zamanla kesin bir inanca dönüşebilir.

Fakat bir insanın geçmişte bize iyi davranmış olması, gelecekte her koşulda aynı davranacağı anlamına gelmez. İnsan davranışı koşullara, kişilik özelliklerine, ihtiyaçlara ve ilişki dinamiklerine göre değişebilir.

Bu nedenle güvenmek ile bir insanı kusursuz görmek arasında önemli bir fark vardır. Güvenilebilir olmak, hiç hata yapmamak anlamına gelmez. Sağlıklı güven, hem olumlu özellikleri hem de riskli davranışları görebilecek kadar gerçekçi olabilmektir.

“İyi insan” olmak ile “sınırları olmayan insan” olmak aynı şey değildir

Bazen iyi niyetli insanlar reddetmekten çekinir. Kırmamak, üzmemek, yardımcı olmak veya ilişkiyi korumak adına kendi ihtiyaçlarını sürekli geri plana atabilirler. Bu durum dışarıdan fedakârlık gibi görünse de uzun vadede kişinin kendisine karşı haksızlık yapmasına neden olabilir.

Sınır koymak bencillik değildir. “Bunu yapamam.”, “Bu davranış beni rahatsız ediyor.”, “Böyle konuşulmasını istemiyorum.” diyebilmek kişinin hem kendisine hem de ilişkiye duyduğu saygının göstergesidir.

İyilik yapmak güzeldir; fakat kişinin sürekli veren, karşısındakinin ise sürekli alan konumunda olduğu ilişkiler zamanla dengesizleşebilir. Denge bozulduğunda kırgınlık ve öfke birikmeye başlayabilir.

Neden bazı insanlar iyiliği hak gibi görür?

İnsanların ilişki kurma biçimleri birbirinden farklıdır. Bazı kişiler karşılıklı paylaşım ve empati konusunda daha duyarlıyken bazıları ilişkilerde kendi ihtiyaçlarını merkeze koyabilir. Sürekli fedakârlık yapan birinin karşısındaki kişi de bu duruma alışabilir.

Burada önemli olan, “Ben iyi davrandım, o neden kötü davrandı?” sorusunun yanında “Ben hangi davranışlara ne kadar izin verdim?” sorusunu da sorabilmektir.

Bu soru kendimizi suçlamak için değil, ilişkilerimizdeki sorumluluğumuzu fark etmek içindir. Başkasının kötü davranışından biz sorumlu değiliz; ancak kendi sınırlarımızı belirlemek konusunda sorumluluğumuz vardır.

İhanet neden bu kadar ağır gelir?

İhanet yalnızca bir davranışın sonucu değildir; güven duygusuna yönelik bir sarsıntıdır. İnsan zihni ilişkilerde bir öngörü oluşturur: “Bu kişi benim yanımda.” İhanet olarak algılanan davranış bu öngörüyü bozar.

Bu nedenle kişi yalnızca karşısındaki insana değil, kendi değerlendirmelerine de şüpheyle yaklaşabilir. “Ben nasıl fark etmedim?”, “Nerede yanıldım?”, “Bir daha kime güveneceğim?” gibi sorular ortaya çıkabilir.

Oysa yanılmak insan olmanın bir parçasıdır. Bir kişiye güvenmiş olmak, saf veya güçsüz olduğumuz anlamına gelmez. Bazen karşımızdaki kişinin davranışını doğru okuyamamış olabiliriz. Önemli olan, bu deneyimi bütün insanlara karşı duvar örmek için değil, daha bilinçli ilişkiler kurmak için kullanabilmektir.

İyilik yapmaya devam etmeli miyiz?

Evet; fakat iyiliğin biçimini değiştirmek gerekebilir. Yaşanan bir hayal kırıklığı, kişinin bütün insanlara karşı iyi niyetini kaybetmesine neden olmamalıdır.

Sağlıklı yaklaşım “Artık kimseye güvenmeyeceğim.” değil, “Güvenimi daha yavaş ve davranışlara bakarak oluşturacağım.” demektir.

İyilik yaparken üç soru yardımcı olabilir:
1. Bunu gerçekten gönüllü olarak mı yapıyorum?
2. Bu davranış kendi sınırlarımı ihlal ediyor mu?
3. Karşımdaki kişinin davranışları, güvenimi destekliyor mu?

Bu sorular, iyiliği azaltmak için değil; iyiliği kendimizi tüketmeden sürdürebilmek için önemlidir.

Sonuç: İyiliği bırakma, sınırlarını bırakma

Hayatımızda bizi hayal kırıklığına uğratan insanlar olacaktır. Bazıları bize, insanları daha dikkatli tanımayı; bazıları ise kendimizi daha iyi korumayı öğretir.

“Sen de mi Brütüs?” diye sormak, yaşadığımız kırgınlığı anlatabilir. Fakat psikolojik olarak daha güçlü soru şudur: “Bu deneyim bana ne öğretti?”

Belki de cevap; daha az iyi olmak değil, daha bilinçli iyi olmaktır. Daha az sevmek değil, kendimizi de sevginin içine dâhil etmektir. Daha az güvenmek değil, güveni zaman içinde ve davranışlar üzerinden oluşturmaktır.

Çünkü gerçek olgunluk, bir kez incindikten sonra kalbimizi tamamen kapatmak değildir. Kalbimizi açık tutarken kapımızın anahtarını herkese vermemeyi öğrenmektir.

Psikolojik farkındalık notu

Bir ilişkide sürekli kullanılma, değersiz hissetme, yoğun güvensizlik, öfke veya hayal kırıklığı yaşanıyorsa bu duyguların üzerinde düşünmek faydalı olabilir. Gerektiğinde bir psikolog veya psikolojik danışmandan profesyonel destek almak, kişinin ilişki kalıplarını ve sınırlarını daha sağlıklı biçimde değerlendirmesine yardımcı olabilir.

Unutulmamalıdır: Başkasının yaptığı kötülük, sizin iyi niyetinizi değersiz hâle getirmez. Ancak iyi niyetinizin yanında özsaygınızı ve sınırlarınızı da korumak sizin hakkınızdır.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.