Hava Durumu

Bayrak bez değil, bedeldir

Yazının Giriş Tarihi: 01.02.2026 14:07
Yazının Güncellenme Tarihi: 01.02.2026 14:07

“Parti Pehlivan’ın Kanla Yazılan Hayatı”

Bugün size bir adamdan, bir bayrağın namusunu canı pahasına koruyan, tarihin tozlu sayfalarında devleşen bir "babayiğitten" bahsedeceğim. Takvimler 1872’yi gösterdiğinde Selanik’te doğan, asıl adı Mehmet Baskak olan ama tarihin "Parti Pehlivan" diye yazdığı o dev cüsseli kahramandan...

Süleyman Pehlivan ve Kaya Hanım’ın evladı olan Mehmet, henüz bir yaşında iken babasını kaybetti. Amcası Mehmet Bey’i "baba" bildi. Genç yaşında, bir düğünde görüp gönül verdiği Fatma Hanım ile evlendi; Şahsine, Zühre, Ayşe ve Hatice adında dört kız evladı oldu. Ancak felek, son kızı doğduktan kısa süre sonra Fatma Hanım’ı ondan aldı. Pehlivan, eşini toprağa verdikten sonra çocuklarını ikinci eşi Hatice Hanım’ın terbiyesine emanet etti; bu evliliğinden ise hiç çocuğu olmadı.

Peki, kimdi bu Parti Pehlivan? 1.75’ten uzun boyu, iri yarı gövdesi, pala bıyıkları, sert çehresi ve dik bakışlı mavi gözleriyle tam bir heybet abidesiydi. Ağzından küfür eksik olmazdı ama maiyetini bir orkestra şefi gibi yöneten, disiplinli, savaşa sanki bir düğüne ya da güreşe çıkıyormuşçasına "Hayda!" diyerek giden gür sesli bir adamdı. Sesi uzaklardan duyulur, çektiği nutuklarla yürekleri titretirdi. Serez ve Usturumca’da sırtı yere gelmeyen bu yiğide, rakipleri "Pes" derdi. Makedonya yöresinde yenen pehlivanın aldığı ödüle "Parti" denildiği için, o tüm ödülleri toplayınca adı unutuldu ve "Parti Pehlivan" lakabı üzerine mühürlendi. Bu lakap, sanılanın aksine siyasi bir unvan değil, bileğinin hakkıyla kazandığı bir zafer nişanıydı.

Pehlivan’ın yolu vatan savunmasıyla erkenden kesişti. Serez’de İttihat ve Terakki’ye katıldı, komitacı oldu.

Rum ve Bulgar çeteleriyle dağlarda çarpışırken pişti. Öyle bir korku salmıştı ki, çeteler onu köşe bucak arar oldu. Evi basıldı, son anda kurtuldu. O zor günlerde ona yardım eden Papaz bir arkadaşı, Pehlivan’ı sakladığı gerekçesiyle Bulgar çeteleri tarafından fırında diri diri yakılarak şehit edildi. 1900’lerde isyanların bastırılmasında görev alan Pehlivan, ardından Teşkilat-ı Mahsusa’ya katılarak devletin en gizli ve önemli hizmetlerinde bulundu; Batı Trakya Türk Devleti’nin kuruluşuna harç koydu.

Tarih 24 Temmuz 1908’i gösterdiğinde sansür kalkmış, muhalif sesler yükselmişti. Radikal yazar Hasan Fehmi Efendi, Serbesti gazetesinde İttihat ve Terakki’yi sertçe eleştiriyordu. Bir rivayete göre, Pehlivan’a bu kalemi susturma görevi verilmiş ve o da tereddütsüz yerine getirmişti. Ancak Pehlivan sadece bir "fedai" değildi; o bir vatan sevdalısıydı. 1916’da Kutt’ül Amere’de İngilizlere karşı destan yazan, General Townshend’ın esir alınmasında rol oynayan bir kahramandı.

Cihan Harbi bitip Manisa’ya yerleştiğinde, o heybetli duruşuyla cezaevine başgardiyan yapıldı. Fakat 15 Mayıs 1919’da İzmir, ardından Manisa işgal edilince, Pehlivan’ın içindeki o sönmeyen ateş yeniden parladı. Vali Hüsnü Bey (halkın deyimiyle hain Hüsnüyadis) Yunan’a bağlılık bildirirken, Pehlivan kahvehanede halka haykırıyordu: "Ey Millet! Yunan buralara gelirse, ay yıldızlı bayrağımızın yerine bir Yunan paçavrası dalgalansın ister misiniz?"

Aldığı cevap hüzünlüydü. Derviş Memed Vahdedi gibi yobazlar "Bayrak dediğin bez parçası" diyerek yılışırken, Pehlivan’ın kafasının tası attı. O gece cezaevine döndü, gardiyanları evlerine gönderdi. Odasına davet ettiği 14 idamlık ve müebbetlik mahkûmun önüne kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim’i koydu: "Sizi kaçıracağım, ama bir şartla! Vatanı kurtarıp İzmir’e girinceye kadar savaşacağınıza el basıp yemin edeceksiniz!" dedi. Ve onlara bir söz verdi: "Kurtuluş gününde İzmir Pasaport iskelesindeki Rum’un kahvesinde nargile içeceğiz."

O gece o 14 mahkûm ve Pehlivan, bayrağın onurunu kurtarmak için dağlara düştü. Akhisar’da, Bergama’da, Salihli’de çarpıştılar. Çerkez Ethem’in yanlışını görünce Akıncılar Grubunu kurdular. İki yıl boyunca kar, tipi, açlık demeden Yunan’a dünyayı dar ettiler.

1922 Mayıs’ında Sındırgı Alacaatlı’da sağ gözünü kaybetti Pehlivan. Ama durmadı. Yanındaki 14 yiğitten 9’u şehit düştü, ama kalan 5 kişiyle ve o tek gözüyle 9 Eylül’de İzmir’e ilk giren o oldu. Bornova’yı temizleyip Pasaport’ta nargilesini tüttürürken, aslında bir bez parçasının değil, bir milletin namusunun zaferini kutluyordu.

Savaştan sonra ailesine kavuştu, İstiklal Madalyası ile onurlandırıldı. Çerkez Ethem ile olan geçmişi nedeniyle bir dönem yargılansa da aklandı. 6 Ağustos 1941’de vefat eden bu "bayrak adam", bugün Manisa Çatal Mezarlığı’nda huzur içinde uyuyor.

Parti Pehlivan’ın hikayesi bize şunu söyler: Bayrak sadece bir kumaş değildir; o, bir gardiyanın serbest bıraktığı mahkûmun yeminidir, bir pehlivanın feda ettiği gözüdür ve bir milletin "hayda" diyerek ölüme yürümesidir. Ruhun şad olsun Pehlivan!

NOT: Daha fazla kahramanın hayatına tanıklık etmek isteyen okurlarıma, Cumhuriyetimizin 100. yılına özel olarak çıkardığım “Parolamız Ya İstiklal Ya Ölüm” kitabımı tavsiye ederim.

Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.