Siyasi partiler demokrasinin vazgeçilmez kurumları.
Ankara’da kurulan siyasi partilerin memleketin dört bir tarafında il-illçe-beldelerde teşkilatlanması lazım.
Genel ve yerel seçime katılabilmek için yurt genelindeki teşkilatlarının yarısından bir fazlasında kurumsallaşması lazım.
Bunun içinde beldelerden ilçelerden başlayarak ,il merkezlerine oradan da Genel merkeze kadar uzanan bir seçim süreci var.
En sonunda il kongrelerinde kurultay delegesi olmaya hak kazanan ve seçilen isimler Büyük kurultayda genel başkan ile birlikte partinin genel merkez yöneticilerini seçiyorlar.
Bizim uzun yıllardır bildiğimiz ve “tabandan tavana” olarak tanımladığımız kongre süreci böyleydi.
Son dönemlerde söz konusu kongreler her ne kadar yapılsa da parti genel merkezleri doğrudan atama yapma usulünü daha çok kullanmaya başladılar.
Parti genel merkezleri süreci legal hale getirmek adına ilçe ve il kongrelerini gerçekleştiriyorlar.
Ancak seçimin üzerinden çok fazla bir zaman geçmeden il-ilçe ve belde teşkilatlarına atamalar yapılmaya başlanıyor.
Normal şartlarda kongrelerin 3 yılda bir yapılma zorunluluğu var.
Bu süre bazen 2 yıla kadar düşebiliyor.
Ancak son dönemde çok sık görüldüğü gibi atama üstüne atama yapılıyor.
Siyasi partiler seçimlerin yapılacağı kongreleri artık bir külfet olarak görüyorlar.
Atama hem daha kolay hem daha sorunsuz.
Atamaları istediğin zaman yap istediğin zaman iki satır yazı ile görevden al.
Hatta geçtiğimiz ay bir siyasi partinin il başkanının telefon talimatı ile görevden alındığını öğrendik.
Bu durum ister istemez akıllara seçilmişlikten atanmışlığa doğru hızlı bir geçiş olduğu söylemini güçlendiriyor.
Söz konusu atamalar siyasetçiler tarafından normal karşılanıyor olabilir.
Ancak böylesi bir süreç partilerin sokaktan çekilmesinde de vesile oluyor.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Yüksel ERCAN
Seçilmişlikten atanmışlığa
Siyasi partiler demokrasinin vazgeçilmez kurumları.
Ankara’da kurulan siyasi partilerin memleketin dört bir tarafında il-illçe-beldelerde teşkilatlanması lazım.
Genel ve yerel seçime katılabilmek için yurt genelindeki teşkilatlarının yarısından bir fazlasında kurumsallaşması lazım.
Bunun içinde beldelerden ilçelerden başlayarak ,il merkezlerine oradan da Genel merkeze kadar uzanan bir seçim süreci var.
En sonunda il kongrelerinde kurultay delegesi olmaya hak kazanan ve seçilen isimler Büyük kurultayda genel başkan ile birlikte partinin genel merkez yöneticilerini seçiyorlar.
Bizim uzun yıllardır bildiğimiz ve “tabandan tavana” olarak tanımladığımız kongre süreci böyleydi.
Son dönemlerde söz konusu kongreler her ne kadar yapılsa da parti genel merkezleri doğrudan atama yapma usulünü daha çok kullanmaya başladılar.
Parti genel merkezleri süreci legal hale getirmek adına ilçe ve il kongrelerini gerçekleştiriyorlar.
Ancak seçimin üzerinden çok fazla bir zaman geçmeden il-ilçe ve belde teşkilatlarına atamalar yapılmaya başlanıyor.
Normal şartlarda kongrelerin 3 yılda bir yapılma zorunluluğu var.
Bu süre bazen 2 yıla kadar düşebiliyor.
Ancak son dönemde çok sık görüldüğü gibi atama üstüne atama yapılıyor.
Siyasi partiler seçimlerin yapılacağı kongreleri artık bir külfet olarak görüyorlar.
Atama hem daha kolay hem daha sorunsuz.
Atamaları istediğin zaman yap istediğin zaman iki satır yazı ile görevden al.
Hatta geçtiğimiz ay bir siyasi partinin il başkanının telefon talimatı ile görevden alındığını öğrendik.
Bu durum ister istemez akıllara seçilmişlikten atanmışlığa doğru hızlı bir geçiş olduğu söylemini güçlendiriyor.
Söz konusu atamalar siyasetçiler tarafından normal karşılanıyor olabilir.
Ancak böylesi bir süreç partilerin sokaktan çekilmesinde de vesile oluyor.
Sonrası..
Seçimsiz meclis
Seçimsiz TBMM
En sonunda da Allah korusun.
Seçimsiz Türkiye.
Düşüncesi bile korkunç.
YAZARLARIMIZ Tüm Yazarlarımız
Dünya tarihine baktığımızda güçlü devletlerin her zaman çeşitli tehditlerle karşı karşıya kaldığını görürüz. Kimi zaman savaşlarla, kimi zaman ekonomik baskılarla, kimi zaman da içeriden yürütülen algı operasyonlarıyla ülkelerin gücü kırılmaya çalışılmıştır. Türkiye Cumhuriyeti de bulunduğu stratej