Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Necmi Cemal
YA EVDE YOKSAN… BU SADECE BİR SORU DEĞİL, BİR ÇÖKÜŞTÜR
Bazen insanın en ağır yükü, taşıdıkları değildir…
Bazı boşlukların ağırlığı vardır.
Ve insanı en çok, kaybettiklerinin bıraktığı sessizlik yorar.
Kapıyı çalarsın… Bir an beklersin.
Zil sesi, evin içinde yankılanıyormuş gibi gelir insana.
Sonra o sessizlik çöker.
Adı olmayan…
Ama herkesin bir gün mutlaka tanıyacağı o sessizlik…
Ve insanın içinden, fark ettirmeden bir cümle geçer:
“Ya evde yoksan…”
Belki bir şair bunu bir aşk için yazdı.
Ama hayat, bu cümleyi çok daha büyük bir yere astı: Annenin olduğu her yere…
Bugün Anneler Günü.
Yine milyonlarca insan çiçek alacak.
Mesaj yazacak.
Fotoğraf paylaşacak.
Bir günlüğüne hatırlayacağız bazı şeyleri.
Sonra yine hayatın hızına karışacağız.
Oysa mesele sadece kutlamak değil.
Çünkü insan bazen en kıymetli şeyleri, hep var sanarak kaybeder.
Bir evde anne varsa, orası hâlâ evdir.
Anne yoksa… geriye sadece duvarlar kalır.
Çünkü bir evi yuva yapan şey beton değildir.
Bir annenin sesi…
Mutfağa sinmiş emeği…
Gece herkes uyurken bile ayakta kalan merhametidir.
Sobanın yanıp yanmadığını kontrol eden odur.
Üşüyenin üstünü örten odur.
Yemeğin içine sevgisini fark ettirmeden bırakan odur.
Ve insan, bunların çoğunu sıradan zanneder.
Ta ki bir gün eksilene kadar…
Modern hayat bize çok şey verdi:
Hız verdi.
Ekran verdi.
Kalabalık verdi.
Ama en büyük kaybı sessizce büyüttü:
Evde olma hissini…
Şimdi insanlar aynı evin içinde yaşıyor ama aynı hayatın içinde yaşamıyor.
Aynı sofraya oturuyor ama aynı duyguda buluşamıyor.
Yan yana duruyorlar…
Ama birbirlerine gittikçe uzak düşüyorlar.
Ve tam da bu yüzden, o soru insanın içinde yeniden dolaşıyor:
“Ya evde yoksan…”
Bu sadece bir özlem cümlesi değildir.
Bu, insanın geç fark ettiği bir hakikattir.
Çünkü anne sadece bir kişi değildir.
Anne; evin hafızasıdır.
Ailenin birbirinden dağılmamasıdır.
İnsanın dünyaya karşı ilk sığınağıdır.
Ve belki de en acı gerçek şudur:
Biz annelerimizi kaybettiğimizde değil…
Onları hayattayken yeterince göremediğimizde eksiliriz.
Bugün yine kutlamalar yapılacak.
Ama kimse kendine şu soruyu sormayacak:
Biz annelerimizi gerçekten hatırlıyor muyuz…
Yoksa onları, modern hayatın içinde yavaş yavaş yalnız mı bırakıyoruz?
Bir gün herkes için o kapı son kez çalacak.
Ve insanın içine o gün tek bir cümle çökecek: “ EVDE YOKMUŞ …”
Ama insanı yıkan şey, ölüm haberi değildir yalnızca…
Asıl çöküş; o kapıyı defalarca çalıp, artık içeriden hiçbir ses gelmeyeceğini anladığın andır.
İşte bu yüzden mesele sadece Anneler Günü değildir.
Mesele; evi kaybetmemektir.
Çünkü bazı yokluklar sessizdir…
Ama insanın içinde bir ömür boyunca konuşur.
Ve insan hayata dair en ağır gerçeği çoğu zaman en geç öğrenir:
Anne yoksa…
Sadece ev eksilmez.
İnsan, içindeki “eve dönüş” duygusunu da kaybeder
YAZARLARIMIZ Tüm Yazarlarımız
Değerli okurlar, bugün sizi Birinci Dünya Savaşı’nın son perdesine, fakat aynı zamanda istiklal mücadelemizin o ilk ve sessiz şafağına götürmek istiyorum. Tarih 26 Ekim 1918... Yer, Halep’in hemen kuzeyindeki Katma... Yaşanan ağır yenilgilerden sonra Türk ordusunun bittiğini, tükendiğini sanan Ar