Kalbin tam ortasında olduğuna inanılan bir nokta vardır.
Adı: Süveyda.
Gözle görülmez. Ama insanın yönünü belirler.
Niyet orada saklıdır.
Karar orada olgunlaşır.
İnsan dışıyla değil, merkeziyle ölçülür.
Ve bir de Süveydi var…
Hatay’ın en kadim ilçelerinden
Samandağ’ın Arapça söylenişi.
6 Şubat sabahı yer sarsıldığında en ağır yaralardan birini aldı.
Binalar yıkıldı.
Sokaklar sessizleşti.
Ama asıl kırılan beton değil, bağdı.
Çünkü deprem yalnızca yapıları değil, merkezleri de sarsar.
Kalbin süveydası zayıfladığında insan savrulur.
Şehrin süveydası zayıfladığında toplum dağılır.
Deprem fay hattında başlar, ama yıkım hazırlıksızlıkta büyür.
Bir kentin merkezi sadece coğrafi bir nokta değildir.
Adalettir.
Planlamadır.
Emanet bilincidir.
Merkezi korumak geçmişin aklıyla da mümkündür.
Dağları oyup suyun yönünü değiştiren Titus Tüneli gibi eserler, bu topraklarda insanın afetle baş etme aklının simgesidir.
Bu toprakların kültürel hafızasında çaresizliğin ortasında yol açan anlatılar vardır.
Hızır ile ilgili rivayetler de böyledir.
Denizin yarıldığına inanılan anlatı, imkânsız görünen yerde istikamet aramanın sembolüdür.
Mesele mucize değildir.
Mesele yön çizebilmektir.
Bugün ihtiyaç duyulan şey; sadece inşaat değil, istikamettir.
Sadece proje değil, perspektif.
Sadece bütçe değil, bilinçtir.
Biz hep “kaç konut yapıldı?” diye soruyoruz.
Oysa asıl soru şudur: Kaç mahalle yeniden ayağa kalktı?
Kaç genç o şehirde kalmaya karar verdi?
Kaç insan geleceğe güven duydu?
Dirençli şehir; yüksek katlı değil, yüksek bilinçli şehirdir.
Veriye dayanan, liyakatle yürüyen, hesap verebilen bir anlayış…
Çünkü şehir beton değil, karakterdir.
Süveyda insanın iç merkezidir.
Süveydi bir coğrafyanın kalbi.
Kalbini güçlendiremeyen şehir, şehrini güçlendiremeyen toplum, geleceğini inşa edemez.
Deprem kader olabilir.
Ama ihmal tercihtir.
Ve çoğu zaman mesele sadece fay hattında değil; şehirlerin kalbinde başlar.