İyi akşamlar değerli okurum.
Bugün Ramazan’ın son günü…
Arife akşamı.
Belki de biraz önce bu Ramazan’ın son iftarı açıldı.
Sofralar toplandı…
Çaylar kondu…
Bayram için küçük telaşlar başladı.
Bir ayın ardından şimdi hayatın en sessiz eşiklerinden birindeyiz.
Tam da bu yüzden… sizden küçük ama önemli bir ricam var:
Lütfen bir dakika durun. Ama gerçekten durun…
Telefonu bırakın. Gözlerinizi kapatın. Ve kendinize şu soruyu sorun:
Hayatımda kaç tane “keşke” var?
Hepimizin hayatında bazı anlar vardır.
Geçip gider…
Ama bizden hiç gitmez.
Bazen bir telefon…
Bazen tek bir cümle…
Bazen de atılmayan küçücük bir adım…
Ve yıllar sonra hepsi aynı yerde birleşir: Keşke.
Keşke o gün arasaydım…
Keşke susmasaydım…
Keşke o kapıyı çalsaydım…
Keşke gururumu değil, kalbimi dinleseydim…
İnsan zamanla şunu anlar:
Hayatta en çok yoran şey yaptıklarımız değil, içimizde kalanlardır.
Söylenmeyenler… Ertelenenler… Vazgeçilenler… Yıllar geçer…
Ama insanın içinde eksik kalan şey yaşlanmaz.
İşte bu yüzden bayramlar kıymetlidir.
Bayram; sadece ziyaret değildir.
Bayram; insanın kendisiyle yüzleşmesidir.
Aramadığını aramak, gitmediğin kapıya gitmek, sustuklarını dile getirmek için bir fırsattır.
Çünkü bayramın asıl anlamı şudur:
Keşkeleri azaltmak. Kırdığını onarmak…
Unuttuğunu hatırlamak… Yarım bıraktığını tamamlamak…
Hayatın en ağır cümlesi şudur: “Vaktim vardı… ama ben kullanmadım.”
O yüzden bu bayram kendimize bir söz verelim:
Artık hayatımıza yeni keşkeler değil, yeni “iyi ki”ler bırakalım.
Birini arayalım. Bir gönül alalım. Bir kırgınlığı bitirelim.
Belki o zaman… gelecek bayramlarda içimizden şu geçer:
“İyi ki ertelemedim… İyi ki sustuğum yerde konuşabildim… İyi ki geç kalmadım…”
Çünkü hayat bazen ikinci bir şans verir…
Ama çoğu zaman vermez.
Bayramlar ise bize şunu fısıldar: “Hâlâ zamanın var.”
O yüzden bu akşam… Arife akşamı…
Belki de yapılacak en doğru şey çok basit:
Bir telefonu eline almak…
Bir ismi bulmak…
Ve içinden geldiği gibi söylemek:
“ HAKKINI HELAL ET.”
Ama bu sefer… alışkanlıktan değil, gerçekten.