Bazı sözler vardır; bir kez söylendi mi sadece havayı değil, kaderi de değiştirir.
1981 yılıydı…
Üniversite için İzmit’e ilk adımımı attığım günlerde kampüs dediğimiz yer; küçük bir bina ve yanında beton zeminden ibaret, sözde çok amaçlı bir spor alanından oluşuyordu. Basket potası vardı ama gerçek hayat futbolda akıyordu. Gençlik enerjisi, rekabet ve iddia; hepsi o topun peşinde koşuyordu.
Dördüncü sınıflar “abi”ydi.
Özellikle İzmitli gençlerden kurulu beşerli takımların bir ağırlığı, bir özgüveni olurdu. O dönem İzmit’in bilinen ailelerinin çocukları… İçlerinde bugün sağlık sorunlarıyla mücadele eden gazeteci İsmet Çiğit de bulunurdu. Ders araları, kısa boşluklar, güneşin battığı saatler… Hep onlar sahadaydı.
Ve ilginçtir; karşılaştıkları birçok takımı yenerlerdi — sadece bizim sınıf hariç. Bizimle oynadıkları maçları yıllarca unutamam; ne yaparlarsa yapsınlar o maçlar hep kaybedilir, sanki kader böyle yazılmış gibiydi.Ama sahada onların bir sihirli sözü vardı: “İYİ VURUR!”. Bu cümle, sadece bir uyarı değildi. Hem takım arkadaşlarını motive eder, hem rakip oyuncunun ayağındaki topu telaşlandırır, hem de izleyenler üzerinde psikolojik baskı yaratırdı. O sözü duyduğum anda topun az sonra ağlara gidip gitmeyeceğini merak eder, bir cümlenin maçın kaderini nasıl değiştirdiğine şaşardım.
Yıllar geçti…
Aynı sahanın yerinde bugün altı katlı bir öğretim binası yükseliyor. O gençler dağıldı, hatıralar kaldı. Ama “İYİ VURUR” sözü kaybolmadı; tam tersine, hayatın farklı alanlarında yeniden karşıma çıktı. Çünkü “iyi vurmak”, futbolda olduğu kadar siyasette, toplumda ve iletişimde de bir meziyettir.Bu ülkede herkes konuşur; Ama çok az insan vardır ki konuştuğunda memleketin nabzı oynar. Bunun en unutulmaz örneklerinden biri de hiç kuşkusuz Süleyman Demirel’dir.Allah rahmet eylesin…
Fötr şapkasıyla, sakin ama tok sesiyle, gerektiğinde tek cümleyle ülkenin yönünü değiştirebilen bir devlet adamıydı. Onun dili “vurmak” için değil, yerine oturtmak için vardı. Ne zaman konuşsa, sözü hem kalabalığın içinden hem tarihin içinden geçerek gelirdi.Ve evet… İyi vururdu. Hem de tam olması gereken yere.
Bugüne geliriz… İsimler değişti, yüzler değişti, siyaset sahnesi bambaşka… Ama hâlâ öyle konuşmalar duyuyoruz ki, kim söylerse söylesin, isim anılmasa bile herkes neyin ima edildiğini anlıyor. Kimi politikacılar var; kürsüye çıkıp üç kelime söylüyor, ertesi sabah ülke o üç kelimeyi tartışıyor. Bazıları bir televizyon programında sakin bir cümle kuruyor; bu defa da memleketin dört bir yanında “mesaj yerine gitti” fısıltıları dolaşıyor. Kimse doğrudan hedef göstermiyor ama herkes biliyor ki sözün ucu bir yere değdi.
İşte buna siyasette “üstü kapalı ama etkili konuşma” denir.Halk arasındaki karşılığı ise çok daha nettir: Tanık olanlar “İyi vurdu” der… O anı izlememiş ama önceki tecrübelere güvenenler ise tek bir cümle kurar: “İYİ VURUR.”Bugün ülkenin ihtiyaç duyduğu da tam budur aslında: Kavgayı değil aklı büyüten, İncitmeden eleştiren, kelimeleri süs değil, yön vermek için kullanan bir siyasi dil…
Eskiden beton sahada yankılanan o “İYİ VURUR” sesi, bugün siyasetin geniş sahasında başka bir biçimde karşımıza çıkıyor. Sözler dolaşıyor şehir şehir… Kimse adı koymuyor, kimse işaret etmiyor ama mesaj herkesin anlayacağı şekilde yerine ulaşıyor. Ve bazen hiçbir isim anmaya gerek kalmıyor. Çünkü toplum, sözün nereye yaslandığını biliyor.
Tıpkı o gençlik günlerimdeki gibi… Bir ses yükseliyor sanki: “İYİ VURUR!”. Eskiden şut kaleye giderdi; Bugün söz, gönüllere… akıllara… Ve zamanı geldiğinde sandığa gidiyor.
“Söz ağızdan bir çıkar, yerine gider.” — Süleyman Demirel