İskenderun’da üçüncü günüm.
Bir şehir düşünün…
Yarasını sararken aynı anda aynaya bakıyor.
“Ben neydim, ne olacağım?” diye kendine soruyor.
Deprem sonrası dokunuşlar var, evet.
Gözle görülür bir çaba var, o da evet.
Ama…
Alınması gereken mesafe hâlâ uzun.
Ve daha önemlisi:
Yapılanlar bir bütünün parçası gibi durmuyor.
Sanki her çalışma kendi içinde doğru,
ama birlikte bir hikâye anlatamıyor.
Oysa şehir dediğin;
parça parça değil, bir bütün olarak iyileşir.
Türkiye’nin dört bir yanını gezmiş,
şehirleri yerinde incelemiş biri olarak şunu net söylüyorum:
Bir şehir; sayılarla değil, bütünlükle güzelleşir.
Ve tam bu noktada…
İskenderun sahili.
Güzelliği dillere destan bir doğal zemin…
Ama üzerinde yükselen bir uygulama karmaşası:
Teras camlar…
İlk bakışta merak,
sonra dikkat,
ardından sorgulama…
Ve en sonunda iç ses:
“Yeter artık…”
Çünkü şehir estetiği;
sadece yapmak değil,
nerede duracağını bilmektir.
Bu kadar güçlü bir kıyı hattında,
bu kadar yoğun ve ruhsuz bir müdahale…
Olmamış.
Daha açık söyleyelim:
Bu şehir bunu hak etmiyor.
Antakya…
Orada tablo biraz daha farklı.
Toparlanma var, irade var, yön var.
Ama “tam normale dönüş” için hâlâ zamana ihtiyaç var.
Sahada konuştuğum insanların ortak noktası şu:
Siyasi görüşler farklı olabilir,
ama emeğe saygı ortak.
Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı için
hakkı teslim ediliyor.
Ben de kendi adıma,
30 büyükşehir, 51 il ve yüzlerce belediyeyi
akıllı şehirler perspektifiyle yerinde incelemiş biri olarak diyorum ki:
Sınıfı geçti.
Yetmez…
Doktorasını tamamladı.
Çünkü kriz yönetimi, masa başında yazılmaz.
Sahada, tozun toprağın içinde yazılır.
“Taş üstüne taş koyan başımın tacıdır” denir ya…
Burada sadece taş konmuyor,
o taşın altı da dolduruluyor.
Bir başka umut başlığı:
Coğrafi işaretli ürünler.
Deprem sonrası 25 olan sayı, 64’e yükselmiş.
Türkiye’de 3. sıraya çıkılmış.
Ve 50’nin üzerinde başvuru süreci devam ediyor.
Bu sadece bir sayı artışı değil.
Bu; üretimin yeniden ayağa kalkmasıdır.
Bu; kimliğin korunmasıdır.
Bu; geleceğe atılan imzadır.
Bu başarıda emeği olan Hatay Vali’si MASATLI'yı
ayakta alkışlamak gerekir.
Ve 1 Mayıs…
Bu yıl sadece bir gün değil,
bir dayanışma sahnesiydi.
Alanya Hataylılar Derneği’nin
12 otobüsle Hatay’a gelişi…
Esnafa nefes,
şehre moral,
insana umut oldu.
Bu adım;
sivil toplumun bugüne kadar ortaya koyduğu tüm kıymetli katkıların yanında,
geliştirilerek çoğaltılabilecek iyi bir uygulama örneği olarak öne çıkıyor.
Çünkü bazen destek;
sadece söylemekle değil,
yerinde temasla, birlikte hissetmekle anlam kazanır.
Ve bugün…
Yolum Reyhanlı’ya düşüyor.
Bu kez bir gözlem için değil,
bir duruşu görmek için gidiyorum.
Büyük şehirlerde, en prestijli alışveriş alanlarında yer alabilecek ölçekte bir yatırımın,
yönünü memlekete çevirmesi…
Bu; sadece bir ticari karar değildir.
Bu; bir karakter beyanıdır.
Çünkü herkes büyür…
Ama herkes ait olduğu yere yatırım yapamaz.
İşte fark tam da burada başlar.
Ve şimdi…
Tüm bu gözlemler bir gerçeğe çıkıyor:
Şehir dediğin;
plansız adımlarla değil,
vizyonla kurulan bütünlükle ayağa kalkar.
Bugün İskenderun’da eleştirdiğimiz,
yarın başka bir şehirde tekrar edilmemeli.
Bugün Antakya’da takdir ettiğimiz,
yarın model olarak çoğaltılmalı.
Bugün Reyhanlı’da ortaya konan o irade ise…
yarının kalkınma hikâyelerine yön vermeli.
Çünkü biz sadece bugünü yazmıyoruz…
Yarının şehirlerini inşa ediyoruz.
Ve evet…
Belki bugün İskenderun’dayım,
yarın Reyhanlı’da…
sonra başka bir şehirde,
belki başka bir ülkede olacağım.
Ama şunu çok iyi biliyorum:
Ben bu şehirlerden kopamam.
Gelemem ben…
Gidemem ben…
Çünkü mesele sadece şehir değil…
mesele iz bırakmak.