Gazetecilik meslek olmaktan çıkıp bir pozisyon alma pratiğine indirgenmiş durumda. Herkese hesap soran medya, sizce kendi içindeki çürümeyle yüzleşmekten neden bu kadar korkuyor?
Bu ülkede var olan medya uzun süredir kendi kendini yiyen bir yapıya dönüşmüş durumda. Evet, kendi kendini yiyen bir yapıya dönüşmüş durumda.
Her gün ekranlardan, köşelerden “sivil toplum, örgütlenme, hak arama” nutukları atanlar, iş kendi mesleklerine gelince derin bir suskunluğa gömülür, körler sağırları oynarlar.
Bana göre gazeteciler, bu ülkenin en örgütsüz, en dağınık ve en kolay yönlendirilen meslek gruplarından biri haline geldi.
Dikkat ederseniz çoğu herhangi bir meslek kuruluşuna üye bile değil.
Üye olanların önemli bir kısmı ise sadece isim olarak orada. Ne takip var, ne itiraz, ne dayanışma. Sonra da çıkıp “meslek neden itibar kaybediyor” diye soruyoruz.
Cevap basit: Çünkü gazetecilik artık bir meslek gibi yapılmıyor. Yapılmasına izin verilmiyor.
BİR ÇOK YERDE GAZETECİLİK MESLEK DEĞİL, KAMP ALANI
Bugün bir çok gazeteci bir meslek örgütünün parçası olmaktan çok, bir medya grubunun zorunlu askeri olmayı tercih ediyor. Bu da doğrudan kamplaşmayı, kör sadakati ve düşmanlaştırmayı besliyor.
Artık kimse “İyi gazeteci”, “Araştıran, Yazan Gazeteci” olmakla ölçülmüyor.
Ölçü şu: Hangi taraftasın? Kimin kalemşörü, kimin maaşlı elamanısın?
Bu zihniyetin sonucu ne mi? Gerçeklerin değil, pozisyonların konuşulduğu bir medya.
TARAFLILIK DEĞİL, FANATİZM SORUNU VAR
Kimse masal anlatıp, yutturmaya çalışmasın: Bugünün dünyasında, hele bugünün Türkiye’sin de “tam tarafsız gazeteci” yoktur. Olmaması da mümkün değildir.
Aslına bakarsanız sorun bu da değil.
Sorun şu: Taraf olmak ile fanatik olmak arasındaki çizgi tamamen silinmiş, yok edilmiş durumda.
Bugün birçok gazeteci: Gerçeği eğip bükmeyi “yorum” sanıyor. Karşıt görüşü yok saymayı “duruş” zannediyor. Hakareti “cesaret” diye pazarlıyor.
…Ve sonuç: medya artık bilgi veren bir alan değil, kitleleri kışkırtan bir arenaya dönüşüyor. Bunun bedelini kim ödüyor? Tabi ki Toplum.
“BOŞLUK DOLDURMA” GAZETECİLİĞİ
Dikkat ederseniz en tehlikeli çürüme ise hazırlanan içerikte yaşanıyor.
Bugün birçok yerde haberin mantığı şu: “Sayfada yer var, bir şeyler yaz.” Kaçınılmaz son: Bugün abime ne yazayım.
Oysa gazeteciliğin temel kuralı nettir: Haber doğrulanır, belgelenir, sonra yazılır.
Bugün ise: Doğrulamadan yayın kaynaksız iddia. Abartılmış başlık. Manipülatif dil… adeta standart haline geldi.
Önce mahkeme kapıları aşınıyor, sonra “Basına baskı var” deniliyor. İnanın öyle değil. İnanmayın. Sorun önce içeride.
MESLEK EROZYONU DEĞİL, MESLEKTE AHLAK DAĞILMASI
Artık “erozyon” demek hafif kalıyor. Bu, doğrudan mesleğin çözülmesi. Her eline mikrofon alan gazeteci, Her yazı yazan köşe yazarı, Her ekran yüzü kanaat önderi ilan ediliyor.
Kurallar yok sayılıyor. Ustalık küçümseniyor.
Dünün “At Hırsızları” bu günün “Duayen Gazetecisi” ilan edilip, tecrübe ve geçmiş hafife alınıyor.
Örnek mi: Hasan Fehmi Bey, Abdi İpekçi, Uğur Mumcu, Çetin Emeç, Hrant Dink ve buna benzer onlarcası.
Bu meslek bedel ödeyenlerin omzunda yükseldi. Bugün o miras, reyting ve çıkar hesaplarına kurban ediliyor.
MEDYA SAHİPLİĞİ: ASIL KIRILMA NOKTASI
Gelelim zurnanın zırt deliğine.
Bir medya kuruluşunun kimliği, sahibinin zihniyetidir. Ve bugün en büyük sorunlardan biri şu: Medya, sahibinin çıkarına hizmet eden bir araca dönüşmüş durumda.
Bu, sadece etik bir sorun değildir. Bu, doğrudan kamuoyunun manipülasyonu demektir.
Gazete ya da televizyon: Ticari kazanç için gerçeği eğemez, Siyasi hesaplar uğruna toplumu yönlendiremez, Kendi çıkarını “haber” diye sunamaz.
Ama yapılıyor. Hem de göz göre göre.
SONUÇ: MEDYA GÜÇ KAYBETMEDİ, GÜVEN KAYBETTİ
Bugün medya hâlâ güçlü olabilir.
Dikkat ederseniz artık güvenilir değil. Güvenini kaybeden bir medya, eninde sonunda etkisini de kaybeder.
Gazetecilik ya yeniden meslek olacak, ya da tamamen araç haline gelecek.
Ortası yok.
Sevgi ile kalın, ama hep böyle kalın emi…