Teknoloji çağındayız.
Dijital toplantılar yapılıyor.
Belgeler elektronik imzayla dolaşıyor.
Yöneticiler bir günde üç şehirle bağlantı kurabiliyor.
Ama bir hakikat değişmiyor:
Adres olmadan aidiyet olmaz.
Aidiyet olmadan yönetim olmaz.
Görev başka yerde, hayat başka yerde…
İkamet başka şehirde, temsil başka şehirde…
Hafta içi burada, hafta sonu orada…
Bu tabloyu doğru bulmuyorum.
Çünkü mesele sadece resmi ikamet değil.
Mesele zihinsel ve vicdani mesafe.
Bir şehri yönetmek; o şehrin sabah trafiğinde sabretmektir.
Yağmur yağdığında su biriken sokağı bilmektir.
Akşam esnafın yüzündeki umudu ya da yorgunluğu okuyabilmektir.
Şehir, mesai saatlerinde anlaşılmaz.
Şehir kriz anında anlaşılır.
Şehir gece yarısı anlaşılır.
Şehir bir yangında, bir afette, bir elektrik kesintisinde anlaşılır.
Yıllardır söylüyoruz:
Her zaman çalışan ele ve gülen yüze ihtiyaç olacak.
Çünkü şehir; proje ile değil, temasla büyür.
Planla değil, varlıkla güçlenir.
Dijitalleşmeye karşı değiliz.
Akıllı şehirleri savunuyoruz.
Veri temelli yönetimi önemsiyoruz.
Ama akıllı şehir; insansız şehir değildir.
Temassız yönetim değildir.
Uzaktan sahiplenme değildir.
Emanet kavramını boşuna vurgulamıyoruz.
Makam geçicidir.
Şehir kalıcıdır.
Ve emanet, bulunduğun yerde taşınır.
Son yıllarda tehlikeli bir alışkanlık oluştu:
“Görev yerim orası ama hayatım burada.”
Oysa güçlü toplum; yaşadığı yere hesap veren, hesap verdiği yere kök salan, kök saldığı yerde sorumluluk alan insanlarla kurulur.
Aidiyet olmadan vizyon olmaz.
Aidiyet olmadan güven olmaz.
Güven olmadan kalkınma olmaz.
Bir yönetici sabah kahvesini başka şehirde içip akşam sorumluluk taşıdığı şehre sadece imza için geliyorsa orada bağ değil, mesafe vardır.
Ve mesafe büyüdükçe güven küçülür.
Biz nasıl bir gelecek istiyoruz?
Sokağını bilen, insanını tanıyan, kriz anında ulaşılabilen bir yönetim.
Sadece makamda değil, mahallede de görülen bir sorumluluk anlayışı.
Çünkü şehirler uzaktan kontrol edilebilir belki…
Ama uzaktan inşa edilemez.
Tarih, sadece kimlerin hangi koltukta oturduğunu yazmaz.
Tarih, kimlerin gerçekten o şehirle kader birliği yaptığını yazar.
Ve yarın dönüp bakıldığında şu sorulacak:
“Kimler burada yaşadı?”
“Kimler gerçekten buradaydı?”
Biz cevabımızı bugünden veriyoruz.
Görev neredeyse oradayız.
Sorumluluk neredeyse hayatımız orada.
Emanet neredeyse vicdanımız orada.
Çünkü adresi olmayan yönetim olmaz.
Ve biz, adresi belli olanlardanız.