Hava Durumu

365 Gün NOEL BABALAR

Yazının Giriş Tarihi: 04.01.2026 17:00
Yazının Güncellenme Tarihi: 04.01.2026 17:00

Bir kenti ayakta tutan şey hizmet değil, o hizmeti taşıyan insana gösterilen saygıdır.

Bir telefon çalar.

Ekranda tanıdık bir numara yoktur ama tahmin ederiz:

“Kargodan aranıyorum.”

Eğer o an müsaitsek, telefonu açarız.

Açınca da kargo gelir.

Ama ya açamazsak?

Sonra biz ararız.

“Niye beklemediniz?”

“Geri dönün.”

“Ben buradayım.”

O an farkında olmadan şunu söyleriz aslında:

Benim zamanım kıymetli, seninki değil.

Kargocular, bu kentin en görünmez emekçileridir.

Kamuda çalışanı vardır, özel sektörde çalışanı vardır.

Motorlusunu görürüz; yağmurda, rüzgârda, soğukta…

Küçük ticari araçla çalışanı vardır; dar sokakta, park yasağında, ceza riskinde…

Bir de büyük araçla çalışanlar vardır; ambar emekçileri, yük taşıyanlar, sabahın köründe başlayanlar.

Ama biz onları genelde tek bir kelimeyle anarız: “Kargo.”

Oysa her birinin arkasında bir mesai, bir kota, bir teslimat sayısı, bir baskı vardır.

Kargo gelirken kimlik ister.

Bazen telefona gelen kodu sorar.

İşleyiş böyledir.

Ama biz bunu kişisel algılarız.

“Ne kimliği ya!”

“Benim kargom bu.”

“Zaten tanıyorsun beni.”

Ses yükselir. Ton sertleşir. Bir anlık öfke çıkar ortaya.

Oysa o kuralı koyan kargocu değildir.

O sadece uygulayandır.

Bir gün için sözleşilir.

“Yarın gel.”

Ertesi gün saat pazarlığı başlar.

“Öğleden önce.”

“Akşamüstü.”

“Şu saatte olmaz mı?”

“Ben çıkıyorum.”

Sanki karşımızdaki insanın başka teslimatı yokmuş gibi.

Sanki o gün yalnızca bizim paketimiz varmış gibi.

Biz bazen beklenmeyi severiz, ama beklemeyi sevemeyiz.

Bankalar personel azaltırken, otomasyon yayılırken, ekranlar çoğalırken;

Motoruna binip, araç kullanıp, ağır paketleri elden teslim eden bu insanları ne kadar anlıyoruz acaba?

Kentin yükünü sadece asfaltlar, binalar, projeler taşımaz.

Kentin yükünü insanlar taşır.

Sabah sokağımızı temizleyen emekçiye bir simit ikram etmek neyse, kargocuya insan gibi davranmak da odur.

Bu bir lütuf değildir.

Bu bir nezaket değil sadece.

Bu, şehir olmanın asgari şartıdır.

365 gün Noel Baba bekleyen bir toplum olduk.

Herkes hizmet istiyor, herkes teslimat bekliyor, herkes zamanında gelsin diyor.

Ama çok azımız şunu soruyor: “Ben bu şehrin neresindeyim?”

Bir kenti güçlü yapan; paketlerin hızı değil, insanların birbirine karşı takındığı tavırdır.

Ve şehir dediğimiz şey; en çok yük taşıyanların en az incindiği yerde gerçekten şehirdir.

Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.