Dünya, uzun süredir “özgürlük” ve “demokrasi” kavramlarının en çok kirletildiği bir dönemi yaşıyor. Bu kavramlar, artık kendi halkını değil, başkalarının kaynaklarını hedef alan küresel güçlerin maskesi hâline geldi.
Bugün Venezuela’da yaşananlar, sadece Latin Amerika’nın değil, tüm insanlığın gözleri önünde sahnelenen bir emperyal oyun. Oyuncular tanıdık, senaryo eski; sadece sahne modernleştirilmiş.
Amerika Birleşik Devletleri, 20. yüzyılın başından beri “arka bahçesi” olarak gördüğü Latin Amerika’yı ekonomik, siyasi ve askeri yöntemlerle dizayn etmeye çalıştı. Venezuela bu tabloda özel bir yere sahipti çünkü dünyanın en büyük petrol rezervlerine sahipti. Yani emperyalizmin gözünde “özgür bir ülke” değil, kullanıma hazır bir kaynak deposu olarak görülüyordu.
Bugün Maduro rejimini bahane ederek ülkeye “demokrasi getirmek”ten söz eden Washington, aslında petrolün ve yeraltı zenginliklerinin yeniden paylaşımını organize ediyor. Tıpkı Irak’ta “özgürlük” götürüp petrol kuyularının üzerine çöktükleri gibi, tıpkı Libya’da “diktatörü devirdik” deyip ülkeyi kabile savaşlarına mahkûm ettikleri gibi... Şimdi sıra Venezuela’da.
DEMOKRASİ MASKESİ ALTINDA EKONOMİK YAĞMA
ABD, Venezuela’yı yıllardır ekonomik olarak boğuyor. Uygulanan yaptırımlar, bankacılık ambargoları, enerji ihracatına getirilen kısıtlamalar derken ülke nefes alamaz hale getirildi. Ardından “insan hakları ihlalleri” bahanesiyle müdahale zemini oluşturuldu. Bu, klasik bir Amerikan senaryosudur: önce hedef ülkeyi ekonomik olarak çökert, sonra “halk acı çekiyor” diyerek kurtarıcı rolüne soyun.
Bugün aynı oyun tekrar ediliyor. Beyaz Saray, Venezuela’daki iç karışıklığı bahane edip “Amerikan petrol şirketlerinin bölgeye yatırım yapacağını” duyurdu. Bu cümle, aslında emperyalizmin özetidir. Çünkü ne zaman bir ülkeye demokrasi götürülse, o ülkenin zenginlikleri yabancı şirketlerin kasalarına akar.
Venezuela’nın kaderi de farklı değil. Halk açlıkla boğuşurken, yeni imzalanan enerji anlaşmalarıyla ülkenin petrol sahaları Batılı enerji devlerine devrediliyor. “Yatırım” denilen şey, bağımsız bir ekonomiyi tasfiye eden yeni bir işgal biçimidir. Yani artık top ve tüfekle değil, dolar ve anlaşmalarla yapılan bir işgalle karşı karşıyayız.
YABANCI SERMAYENİN YENİ YÜZYILI: DİJİTAL EMPERYALİZM
Bugün emperyalizm yalnızca toprakları değil, bilinçleri de işgal ediyor. Venezuela örneği, sadece enerji değil; medya, dijital ağlar ve psikolojik harp alanında da bir saldırıya maruz. CNN ve BBC gibi küresel medya organları, halkın zihnini şekillendirme görevini üstlenmiş durumda. Günlerdir Venezuela sokaklarında “özgürlük isteyen” protestoların görüntüleri servis ediliyor ama aynı kameralar, Amerikan şirketlerinin ülkeye soktuğu askeri danışmanları, paralı milisleri veya yağmalanan petrol tesislerini göstermiyor.
Bu medya düzeni, artık bir “haber” değil, emperyal politikanın silahıdır. Halkları kandırmak, işgali meşrulaştırmak, yağmayı özgürlük gibi göstermek için kullanılır. Venezuela’da yaşanan da budur. Halkın “demokrasi” diye alkışlaması istenen şey, aslında ekonomik bağımsızlığın teslim edilmesidir.
DİKTATÖRLÜKLE SAVAŞMIYORLAR, DİKTATÖRLERİ SEÇİYORLAR
Batı’nın en büyük ikiyüzlülüğü de tam burada yatıyor. Demokrasi adına yürütülen her müdahale, sonunda Batı yanlısı bir kukla rejimle sonuçlanıyor. Mesele diktatörlük değil, itaat etmeyen liderlerdir.
Eğer bir ülkenin başındaki yönetici, milli çıkarları savunuyor, yabancı sermayeye teslim olmuyorsa, hemen “diktatör” ilan edilir. Ama o lider ülkesinin kaynaklarını Batı’ya açıyorsa, bir anda “reformcu” veya “müttefik” olur. Dün Saddam diktatördü, petrol kuyuları paylaşılınca “yeni Irak doğuyor” dediler. Bugün Maduro diktatör diyorlar, ama yerini alacak olan Batı destekli yönetimin kimlerle anlaşma yaptığı şimdiden belli.
Demokrasi ihracı dedikleri şey, zenginlik ithalatıdır.
LATİN AMERİKA’NIN AYNASINDA TÜRKİYE
Venezuela’nın yaşadıkları bize uzak değildir. Çünkü bu senaryolar farklı coğrafyalarda aynı merkezden yazılır. Bugün Venezuela’da “ekonomik istikrar” bahanesiyle ülkenin kaynakları yabancılara açılırken, yarın başka ülkelerde aynı reçeteler devreye girer.
Ekonomik bağımsızlığını kaybeden bir ülke, siyasi bağımsızlığını da kaybeder. Emperyalizmin kılıcı artık savaş gemileri değil, finans kuruluşları, kredi notları, uluslararası fonlar ve enerji anlaşmalarıdır. Bunların hepsi birer “modern işgal aracıdır.”
GERÇEK DEMOKRASİ: HALKIN KAYNAĞINI HALK İÇİN KULLANMAKTIR
Venezuela halkı, yıllardır açlık ve kuşatma arasında bir direniş veriyor. ABD’nin ambargolarıyla boğulan bir ekonomide, halk kendi toprağında esir hale getiriliyor. Demokrasi, dışarıdan getirilen bir rejim değil; halkın kendi kaynaklarına sahip çıkmasıyla başlar.
Eğer bir ülkenin yeraltı zenginlikleri yabancılara, üstündeki halk ise borçlara teslim edilmişse, orada demokrasi değil, yeni bir sömürge düzeni vardır.
Bugün Venezuela’da olanlar, yarın başka coğrafyalarda sahnelenecek olanların fragmanıdır. Emperyalizm, şekil değiştiriyor ama özü değişmiyor. Maskesi demokrasi, hedefi kaynak, yöntemi medya.
Bizim için çıkarılacak ders açıktır:
Ekonomik bağımsızlığını koruyamayan hiçbir millet özgür değildir.
Kendi kaynaklarını koruyamayan hiçbir devlet, geleceğini koruyamaz.