Kayseri Büyükşehir Gazeteciler Cemiyeti Başkan Yardımcısı, yazar ve fizikçi arkadaşım Beyhan Angay Köseoğlu ile çok güzel konuları ele aldık...
Ses, fizik derslerinde öğrendiğimiz kadarıyla yalnızca havada yayılan frekanslar ve titreşimlerdir. Doğar, yayılır ve zihnimizde silinip gider. Soyuttur, görünmez. Peki ya gerçekte? Bir ses frekansı, görünmeyen âlemden madde dünyasına geçip ete kemiğe bürünebilir mi?
Kadim gelenekler ve mistik öğretiler, evrenin bir "ses" ile başladığını söyler. Hint felsefesindeki Om sesinden, semavi dinlerdeki "Ol!" kelamına kadar her şey, titreşimin maddeye dönüşmesiyle biçim almıştır. Edebiyatımızın usta mistiği Yunus Emre de "Ete kemiğe büründüm, Yunus diye göründüm" derken aslında ruhun ve enerjinin somut bir bedene girişini anlatır. Zira ses, niyetin ve ruhun görünmez dünyadaki tecellisidir; ağzımızdan çıktığı an bu boyuta bürünür ve maddeleşir.
Günlük yaşamda bunu hissetmemek imkânsızdır. Bazı sesler vardır ki yüksek bir frekans taşır; bir annenin "Dualarım seninle" fısıltısı, mekânın enerjisini anında değiştirir, aura gibi odayı kaplar. Sadece işitilmez; görünmez bir el gibi omzunuza dokunur, ruhunuzu sarar. Öte yandan, öfkeyle söylenmiş karma yüklü bir cümle ya da beddua, tıkız ve ağır bir enerji olarak göğsünüze çöker. Adeta görünmez bir taş gibi yük olur, çakranızı tıkar, nefesinizi keser.
Ses, soyut niyetin somut gerçekliğe dönüştüğü o gizemli köprüdür. Zihninizdeki bir düşünce henüz bir potansiyeldir; fakat onu sese dönüştürdüğünüz an, evrene bir imza atarsınız. Sözcükler, havada kaybolan titreşimler olmaktan çıkar; hayatınızı biçimlendiren birer fiziksel gerçekliğe, kaderinizi ören birer "gövdeye" dönüşür. Ne zaman niyetle bir şey söyleseniz, o düşünceye enerjisel bir beden giydirmiş olursunuz.
Sözün özü; evet, ses ete kemiğe bürünür. Ağzımızdan çıkan her söz, evrensel tarlaya ekilen bir tohumdur. Biri gelir şifa olur hayat büyütür, biri gelir ağır bir yük olup gönül yıkar. Bu yüzden ne söylediğimize, o sese nasıl bir ruh ve frekans verdiğimize dikkat etmek gerekir.
Çünkü bu âlem, söylenip geçen boş kelimelerden değil; ete kemiğe bürünüp aramızda yürümeye başlayan canlı seslerden ibarettir.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Mehmet UZEL
Ses ete kemiğe bürünür mü?
Kayseri Büyükşehir Gazeteciler Cemiyeti Başkan Yardımcısı, yazar ve fizikçi arkadaşım Beyhan Angay Köseoğlu ile çok güzel konuları ele aldık...
Ses, fizik derslerinde öğrendiğimiz kadarıyla yalnızca havada yayılan frekanslar ve titreşimlerdir. Doğar, yayılır ve zihnimizde silinip gider. Soyuttur, görünmez. Peki ya gerçekte? Bir ses frekansı, görünmeyen âlemden madde dünyasına geçip ete kemiğe bürünebilir mi?
Kadim gelenekler ve mistik öğretiler, evrenin bir "ses" ile başladığını söyler. Hint felsefesindeki Om sesinden, semavi dinlerdeki "Ol!" kelamına kadar her şey, titreşimin maddeye dönüşmesiyle biçim almıştır. Edebiyatımızın usta mistiği Yunus Emre de "Ete kemiğe büründüm, Yunus diye göründüm" derken aslında ruhun ve enerjinin somut bir bedene girişini anlatır. Zira ses, niyetin ve ruhun görünmez dünyadaki tecellisidir; ağzımızdan çıktığı an bu boyuta bürünür ve maddeleşir.
Günlük yaşamda bunu hissetmemek imkânsızdır. Bazı sesler vardır ki yüksek bir frekans taşır; bir annenin "Dualarım seninle" fısıltısı, mekânın enerjisini anında değiştirir, aura gibi odayı kaplar. Sadece işitilmez; görünmez bir el gibi omzunuza dokunur, ruhunuzu sarar. Öte yandan, öfkeyle söylenmiş karma yüklü bir cümle ya da beddua, tıkız ve ağır bir enerji olarak göğsünüze çöker. Adeta görünmez bir taş gibi yük olur, çakranızı tıkar, nefesinizi keser.
Ses, soyut niyetin somut gerçekliğe dönüştüğü o gizemli köprüdür. Zihninizdeki bir düşünce henüz bir potansiyeldir; fakat onu sese dönüştürdüğünüz an, evrene bir imza atarsınız. Sözcükler, havada kaybolan titreşimler olmaktan çıkar; hayatınızı biçimlendiren birer fiziksel gerçekliğe, kaderinizi ören birer "gövdeye" dönüşür. Ne zaman niyetle bir şey söyleseniz, o düşünceye enerjisel bir beden giydirmiş olursunuz.
Sözün özü; evet, ses ete kemiğe bürünür. Ağzımızdan çıkan her söz, evrensel tarlaya ekilen bir tohumdur. Biri gelir şifa olur hayat büyütür, biri gelir ağır bir yük olup gönül yıkar. Bu yüzden ne söylediğimize, o sese nasıl bir ruh ve frekans verdiğimize dikkat etmek gerekir.
Çünkü bu âlem, söylenip geçen boş kelimelerden değil; ete kemiğe bürünüp aramızda yürümeye başlayan canlı seslerden ibarettir.
YAZARLARIMIZ Tüm Yazarlarımız
Dünyada var olan diğer ülkelerin aksine Türk milletinin hayatı nerede ise tamamen siyasete endekslidir. Sabah erken saatlerden gece yarılarına kadar siyaset kurumunun yaptıkları yada yapamadıkları ile ilgili ortaya çıkan gündemler vatandaşın birinci konusudur. Gündem bizim ülkemizde her zaman biri