Hava Durumu

Bu sessizliğin arkası gelecek mi?

Yazının Giriş Tarihi: 27.10.2026 00:50
Yazının Güncellenme Tarihi: 27.10.2026 00:56

Gençlik, yalnızlık, intihar ve büyüyen toplumsal öfke üzerine…

Sosyolog, Aile Danışmanı ve Yazar Arzu Sakızlı ile 'Gençlik nereye gidiyor' konusu üzerine çok güzel konuşmalar yaptık..

Bir toplumun ruh sağlığını anlamak istiyorsanız, yalnızca hastanelerine değil; evlerine, okullarına, sokaklarına ve en çok da gençlerinin gözlerine bakın.

Çünkü bazen bir toplumun en derin yaraları, en sessiz insanlarının içinde büyür.

Son zamanlarda karşımıza çıkan genç intiharları, şiddet olayları, akran zorbalığı ve giderek sertleşen insan ilişkileri üzerinde düşünmemiz gereken ciddi bir toplumsal meseleye işaret ediyor.

Ancak burada önemli bir ayrım yapmalıyız: Art arda gelen haberler, tek başına intihar oranlarının arttığını kanıtlamaz. Bunun için güvenilir ve karşılaştırılabilir verilere ihtiyacımız var. Yine de yaşanan her kayıp, her şiddet olayı ve her yardım çağrısı, üzerinde durulmayı hak ediyor.

Peki, ne oluyor bize?

Ne zaman bu kadar tahammülsüz olduk?

Ne zaman konuşmayı bırakıp bağırmaya, anlamayı bırakıp yargılamaya başladık?

Ve en önemlisi…

Ne zaman gençlerimizin iç dünyasını, onların başarılarından daha az önemser olduk?

Bir Nesil Büyüyor, Peki Ya Ruhları?

Bugünün gençleri, belki de tarihin en fazla iletişim aracına sahip nesillerinden biri. Ancak iletişim imkânlarının çoğalması, gerçek anlamda anlaşılmayı beraberinde getirmiyor.

Binlerce takipçi, yüzlerce mesaj, onlarca sosyal çevre…

Peki, kaç gerçek bağ?

Kaç güvenli ilişki?

Kaç kişi bir gence, hiçbir yargıda bulunmadan, yalnızca onu anlamak için kulak veriyor?

Gençler sürekli bir yarışın içinde.

Daha başarılı olmalılar. Daha güzel görünmeliler. Daha çok kazanmalılar. Daha güçlü olmalılar. Daha mutlu görünmeliler.

Üstelik bütün bunları yaparken kırılganlıklarını da saklamaları bekleniyor.

Oysa insan, sürekli güçlü olmak zorunda bırakıldığında güçlenmez. Bazen yalnızca acısını gizlemeyi öğrenir.

Ve gizlenen her acı, kendiliğinden iyileşmez.

Öfke, bazen duyulamayan bir ihtiyacın sesidir

Gençlerde karşılaştığımız saldırganlığı yalnızca disiplinsizlik, saygısızlık ya da ahlaki yozlaşma olarak değerlendirmek, meselenin derinliğini gözden kaçırmamıza neden olabilir.

Öfke kimi zaman çaresizliğin, dışlanmışlığın, değersizlik duygusunun ya da öğrenilmiş şiddet davranışlarının dışavurumudur.

Fakat her öfkenin ardında travma bulunmadığı gibi, her ruhsal sıkıntı yaşayan insan da saldırgan değildir.

Burada asıl sorgulamamız gereken şey, gençlerin duygularını nasıl tanıdığı ve nasıl ifade etmeyi öğrendiğidir.

Çocuk evde ne görüyor?

Anlaşmazlıklar konuşularak mı çözülüyor, yoksa bağırarak mı?

Hata yaptığında kendisine yol mu gösteriliyor, yoksa kişiliği mi aşağılanıyor?

Sevgi koşulsuz mu sunuluyor, yoksa başarıya ve itaate mi bağlanıyor?

Çünkü çocuklar yalnızca söylediklerimizi değil, yaşattıklarımızı da öğrenirler.

Bir toplumda şiddeti yalnızca sonuçları üzerinden tartışıp onu besleyen koşulları görmezden gelirsek, aynı sorularla tekrar tekrar karşılaşırız.

İntihar bir anda ortaya çıkan basit bir karar değildir

İntihar davranışını tek bir olayla, bir ayrılıkla, sınav başarısızlığıyla ya da aile içi tartışmayla açıklamak mümkün değildir.

Bu davranış; psikolojik, biyolojik, sosyal ve çevresel etkenlerin karmaşık etkileşimiyle ilişkili olabilir.

Bu nedenle gençlerin yaşadığı umutsuzluğu küçümsemek, yardım çağrılarını geçici bir ergenlik tepkisi olarak değerlendirmek son derece tehlikelidir.

Bazen bir genç, yaşadığı sıkıntıyı açıkça anlatabilir. Bazen davranışları değişir, sosyal çevresinden uzaklaşır, daha önce keyif aldığı şeylere ilgisini kaybeder ya da geleceğe ilişkin umutsuz ifadeler kullanır.

Bunlar her zaman intihar düşüncesi anlamına gelmez. Ancak ciddiye alınması gereken işaretler olabilir.

Biz yetişkinler ise çoğu zaman dinlemek yerine öğüt veriyoruz.

Anlamak yerine karşılaştırıyoruz.

Yanında olmak yerine çözüm dayatıyoruz.

Oysa bazen bir gencin ihtiyacı, hayatının nasıl yaşanması gerektiğini anlatan bir yetişkin değil; yaşadığı acıyı küçümsemeden dinleyen güvenilir bir insandır.

Toplumun Görünmeyen Kırılma Noktası

Bir sosyolog olarak bu meseleyi yalnızca bireysel psikolojiyle açıklamanın eksik kalacağını düşünüyorum.

Ekonomik belirsizlikler, gelecek kaygısı, eğitim ve istihdam baskısı, toplumsal kutuplaşma, dijital ortamdaki kıyas kültürü ve giderek zayıflayan sosyal bağlar…

Bütün bunlar gençlerin dünyayı algılama biçimini etkileyebiliyor. Bir genç geleceğine baktığında yalnızca belirsizlik görüyorsa, kendisini değerli hissedebileceği alanlar giderek daralıyorsa, hata yapma hakkının olmadığını düşünüyorsa orada yalnızca bireysel değil, toplumsal bir sorun da vardır.

Çünkü insan yalnızca yemekle, barınmayla ve eğitimle yaşamaz.

İnsanın anlamaya, anlaşılmaya, ait olmaya ve geleceğe dair umut geliştirmeye de ihtiyacı vardır.

Bir toplumun geleceği, gençlerine ne kadar çok şey öğrettiğiyle değil; onların kendilerini ne kadar güvende ve değerli hissetmelerine imkân tanıdığıyla da ölçülür.

Peki Arkası Gelecek mi?

Bu sorunun kesin cevabını hiç kimse veremez. Ancak bildiğimiz bir gerçek var: Riskleri görmezden gelmek, onları ortadan kaldırmaz. Her olaydan sonra birkaç gün üzülüp sonra gündelik hayatımıza dönmek yeterli değil. Ailelerin çocuklarıyla kurduğu iletişimi yeniden düşünmesi gerekiyor.

Okulların yalnızca akademik başarıya değil, psikolojik güvenliğe, zorbalığın önlenmesine ve duygusal becerilere de önem vermesi gerekiyor.

Ruh sağlığı hizmetlerinin gençler için ulaşılabilir, güvenilir ve damgalanmadan yararlanılabilir olması gerekiyor.

Medyanın ise intihar haberlerini sansasyonelleştirmeden, yöntemleri ve ayrıntıları öne çıkarmadan, sorumlu bir yayıncılık anlayışıyla ele alması gerekiyor.

Ve hepimizin şunu anlaması gerekiyor:

Bir gencin hayatına dokunmak, yalnızca ona nasihat vermek değildir.

Bazen onu ciddiye almaktır.

Bazen yargılamadan dinlemektir.

Bazen profesyonel yardım alabilmesi için yanında durmaktır.

Bazen de kendi yetişkin davranışlarımızla yüzleşmektir.

Son Söz

Ben bugün yalnızca intiharı ya da saldırganlığı konuşmak istemiyorum. Ben, bütün bunların gölgesinde büyüyen bir neslin nasıl hissettiğini konuşmak istiyorum. Kendi evinde anlaşılmayan, okulunda yalnızlaşan, sosyal medyada sürekli kıyaslanan, geleceğinden kaygı duyan gençlerin dünyasını…

Çünkü bir toplumun asıl başarısızlığı, gençlerinin hiç sorun yaşamaması değildir. Bu mümkün de değildir. Asıl başarısızlık, sorun yaşayan gençlerin yardım isteyebilecekleri güvenli bir kapı bulamamasıdır.

Bugün kendimize sormamız gereken soru şu: Biz gençlerimize nasıl bir gelecek bırakıyoruz?

Belki de daha önemlisi…

O geleceğe ulaşmaya çalışırken kendilerini nasıl hissettiriyoruz?

Unutmayalım.

Bir genci korumak için her zaman onun bütün sorunlarını çözmemiz gerekmez.

Bazen yalnız olmadığını bilmesi, yardım istemesinin mümkün olduğunu görmesi ve ihtiyaç duyduğu desteğe ulaşabilmesi hayatında büyük bir fark yaratabilir.

Çünkü bir toplum, gençlerinin sesini ancak kaybettikten sonra duyuyorsa, artık yalnızca gençlerini değil, kendi vicdanını da sorgulamalıdır.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.