Son yıllarda sosyal medya hayatımızın her alanını etkilediği gibi yeme-içme kültürünü de derinden değiştirdi. Bir zamanlar yılların birikimi, araştırması ve deneyimiyle elde edilen "gurmelik" kavramı, bugün birkaç restoran ziyareti, iyi çekilmiş fotoğraflar ve etkili sosyal medya kullanımıyla elde edilebilen bir unvana dönüşmüş gibi görünüyor.
Artık neredeyse her gün yeni bir "gurme" ile karşılaşıyoruz. Ancak burada önemli bir soru ortaya çıkıyor: Gerçekten gurme mi, yoksa gurme gibi davranan bir içerik üreticisi mi?
Gurmelik; sadece yemek yemek değil, yemeğin hikâyesini bilmek, kullanılan malzemeyi tanımak, kültürel geçmişini anlamak ve damak hafızasını yıllar içerisinde geliştirmek demektir. Oysa günümüzde bazı sosyal medya fenomenleri, birkaç ezberlenmiş terim ve dikkat çekici videolar eşliğinde kendilerini uzman olarak pazarlayabiliyor.
Takipşi sayısı arttıkça da söyledikleri sorgulanmadan doğru kabul ediliyor. Daha da düşündürücü olan ise bu durumun ekonomik bir kazanca dönüşmesi. Restoranlar reklam amacıyla ücretsiz ağırlamalar yapıyor, işletmeler olumlu yorumlar karşılığında iş birlikleri kuruyor ve takipçiler çoğu zaman bunun ne kadarının samimi deneyim, ne kadarının ticari ilişki olduğunu anlayamıyor. Sonuç olarak tüketici, tarafsız bir değerlendirme yerine pazarlama çalışmasının parçası hâline gelebiliyor.
Elbette sosyal medyada gerçekten işini hakkıyla yapan, araştıran, öğrenen ve bilgisini paylaşan değerli isimler de var. Sorun onların varlığı değil; uzmanlık ile popülerliğin birbirine karıştırılmasıdır.
Bir kişinin çok izlenmesi, onun mutlaka çok bilgili olduğu anlamına gelmez. Aynı şekilde yüksek takipşi sayısı da objektiflik garantisi değildir.
Toplum olarak artık sadece ne söylendiğine değil, kimin söylediğine ve hangi bilgi birikimine dayanarak söylediğine de dikkat etmek zorundayız.
Çünkü günümüzde en kolay satılan şeylerden biri algıdır. Sosyal medya ise algının en güçlü pazarlarından biri hâline gelmiştir. Gerçek gurmeler, çoğu zaman gösterişten uzak bir şekilde bilgi ve deneyimlerini paylaşmaya devam ediyor. Ancak gürültünün arttığı bir ortamda, sesi en çok çıkanın değil, bilgisi en sağlam olanın peşinden gitmek her zamankinden daha önemli.
Unutmayalım; iyi bir kamera, şık bir sunum ve yüksek takipçi sayısı bir insanı fenomen yapabilir.
Ama gurme yapmaz.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Mehmet Ali BORA
Gurmelik mi, görünürlük mü?
Son yıllarda sosyal medya hayatımızın her alanını etkilediği gibi yeme-içme kültürünü de derinden değiştirdi. Bir zamanlar yılların birikimi, araştırması ve deneyimiyle elde edilen "gurmelik" kavramı, bugün birkaç restoran ziyareti, iyi çekilmiş fotoğraflar ve etkili sosyal medya kullanımıyla elde edilebilen bir unvana dönüşmüş gibi görünüyor.
Artık neredeyse her gün yeni bir "gurme" ile karşılaşıyoruz. Ancak burada önemli bir soru ortaya çıkıyor: Gerçekten gurme mi, yoksa gurme gibi davranan bir içerik üreticisi mi?
Gurmelik; sadece yemek yemek değil, yemeğin hikâyesini bilmek, kullanılan malzemeyi tanımak, kültürel geçmişini anlamak ve damak hafızasını yıllar içerisinde geliştirmek demektir. Oysa günümüzde bazı sosyal medya fenomenleri, birkaç ezberlenmiş terim ve dikkat çekici videolar eşliğinde kendilerini uzman olarak pazarlayabiliyor.
Takipşi sayısı arttıkça da söyledikleri sorgulanmadan doğru kabul ediliyor. Daha da düşündürücü olan ise bu durumun ekonomik bir kazanca dönüşmesi. Restoranlar reklam amacıyla ücretsiz ağırlamalar yapıyor, işletmeler olumlu yorumlar karşılığında iş birlikleri kuruyor ve takipçiler çoğu zaman bunun ne kadarının samimi deneyim, ne kadarının ticari ilişki olduğunu anlayamıyor. Sonuç olarak tüketici, tarafsız bir değerlendirme yerine pazarlama çalışmasının parçası hâline gelebiliyor.
Elbette sosyal medyada gerçekten işini hakkıyla yapan, araştıran, öğrenen ve bilgisini paylaşan değerli isimler de var. Sorun onların varlığı değil; uzmanlık ile popülerliğin birbirine karıştırılmasıdır.
Bir kişinin çok izlenmesi, onun mutlaka çok bilgili olduğu anlamına gelmez. Aynı şekilde yüksek takipşi sayısı da objektiflik garantisi değildir.
Toplum olarak artık sadece ne söylendiğine değil, kimin söylediğine ve hangi bilgi birikimine dayanarak söylediğine de dikkat etmek zorundayız.
Çünkü günümüzde en kolay satılan şeylerden biri algıdır. Sosyal medya ise algının en güçlü pazarlarından biri hâline gelmiştir. Gerçek gurmeler, çoğu zaman gösterişten uzak bir şekilde bilgi ve deneyimlerini paylaşmaya devam ediyor. Ancak gürültünün arttığı bir ortamda, sesi en çok çıkanın değil, bilgisi en sağlam olanın peşinden gitmek her zamankinden daha önemli.
Unutmayalım; iyi bir kamera, şık bir sunum ve yüksek takipçi sayısı bir insanı fenomen yapabilir.
Ama gurme yapmaz.
YAZARLARIMIZ Tüm Yazarlarımız
Dünya tarihine baktığımızda güçlü devletlerin her zaman çeşitli tehditlerle karşı karşıya kaldığını görürüz. Kimi zaman savaşlarla, kimi zaman ekonomik baskılarla, kimi zaman da içeriden yürütülen algı operasyonlarıyla ülkelerin gücü kırılmaya çalışılmıştır. Türkiye Cumhuriyeti de bulunduğu stratej