Hava Durumu

Rauf Denktaş'ın kürsüsünde, 28 yıl sonra Ersin Tatar konuştu

Yazının Giriş Tarihi: 04.05.2026 13:44
Yazının Güncellenme Tarihi: 04.05.2026 13:44

Her milletin tarihinde, sessizliğe sığmayan günler vardır. Kimi zaman bir savaşın zaferini, kimi zaman bir dirilişin başlangıcını simgelerler. 3 Mayıs, Türk milletinin ortak bilinç ve ortak ruh etrafında buluştuğu; “biz” duygusunun coğrafyaları aştığı nadir günlerden biridir. Türkçüler Günü olarak anılan bu tarih, bir ideolojinin kutlaması değil; çok katmanlı bir medeniyetin kendini hatırlamasıdır.

3 Mayıs 1944… Geçmişin geleceğe dokunduğu o kısa andır. Aradan geçen yıllar, bugünün sadece bir hatıra değil, yaşayan bir hafıza olduğunu gösteriyor.

BOĞAZİÇİ'NDE TARİH YENİDEN SAHNEDE

Bu yıl 3 Mayıs'ı, Boğaziçi Üniversitesi'nde düzenlenen Türk Dünyası Zirvesi'nde yaşadım. Sabah saatlerinde başlayan program, zihin durdurmadan aktı. 11.00'de zirvenin açılışıyla birlikte Türkistan coğrafyasına ait kültür ve müzik etkinlikleri fuaye alanında yerini aldı.

Saat 13.15'te Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin 5. Cumhurbaşkanı Ersin Tatar'ın açılış konuşmasıyla resmi oturumlar başladı.

Tarihçilerden diplomatlara uzanan geniş bir kadro, Türk dünyasını farklı pencerelerden masaya yatırdı. Prof. Dr. A. AhatAndican, Türk devletleri arasındaki ilişkileri tüm boyutlarıyla ele aldı. Halil Akıncı bir büyükelçinin gözünden Türk dünyasını okurken; Prof. Dr. Ahmet Taşağıl, Türklerin tarih sahnesine çıkışını anlatırken o sahnenin hâlâ devam ettiğini hissettirdi. Dr. Göksel Gökçe ise Dede Korkut'un sesinin bugüne kadar nasıl taşındığını gösterdi. Günün son akademik oturumunda Prof. Dr. M. Akif Okur, Türk dünyasının küresel konumunu derinlemesine irdeledi.

28 YIL ÖNCE RAUF DENKTAŞ'I DİNLEDİ, 28 YIL SONRA AYNI KÜRSÜDE GENÇLERE DENKTAŞ'IN RUHUYLA SESLENDİ

Ersin Tatar kürsüye çıktığında salon farklı bir havaya büründü. Bu sadece bir protokol konuşması değildi; içinden geldiği belli olan, duygularını saklamaya bile çalışmayan bir yüreğin sesi vardı karşımızda.

‘Ben duygularımı saklayamıyorum’ dedi gençlere dönerek. Ve o an, kürsüdeki adam unvanından sıyrılıp sadece bir Kıbrıs Türkü oldu; yılların acısını, direncini ve gururunu aynı anda taşıyan biri olarak haykırmaya başladı.

Rauf Denktaş'ı andı. Şehitleri andı. Her anış, salonun üzerine ayrı bir ağırlıkla çöktü. Kıbrıs gerçeklerini açık yüreklilikle anlattı; ne örtbas etti ne de yumuşattı. Türk Devletleri Teşkilatı'nın millete hizmetinden söz ederken sesinde hem bir minnet hem de bir sorumluluk çağrısı vardı.

Salondaki gençler onu sadece dinlemiyordu. Hissediyorlardı.

Ama asıl ağırlık, söylediklerinden önce durduğu yerde saklıydı.

Tam 28 yıl önce, aynı üniversitede, aynı salonda Rauf Denktaş kürsüye çıkmıştı. O gün genç bir yönetici olan Ersin Tatar, salonda bir dinleyici olarak oturuyordu. Denktaş'ın her sözünü, her duruşunu, her sessizliğini içine çekiyordu.

Ve işte tam 28 yıl sonra aynı salon, aynı kürsü. Bu sefer o ayaktaydı. Bu sefer o konuşuyordu.

Gençlere döndü ve dedi ki:

"Bugün sizler burada beni dinliyorsunuz. Yıllar sonra siz de sizden sonra gelenlere ışık olacaksınız. Bunu unutmayın."

O cümle salonun havasını değiştirdi. Çünkü herkes anlamıştı ki bu sadece bir konuşma değildi. Bu, 28 yıl önce başlayan bir bayrak koşusunun, yeni ellere devredilme anıydı.

Salonda Ersin Tatar'ı dinlerken zihnimin bir köşesinde başka bir an da canlandı. Küresel Gazeteciler Konseyi Ulusal Medya Başkan Yardımcısı olarak, daha önce Sayın Cumhurbaşkanımızın talimatıyla KKTC'de bir medya çalıştayı düzenlemiştik. Dünyanın dört bir yanından gazetecileri bir araya getirdiğimiz o çalıştayda medya diplomasisi, Kıbrıs meselesi ve Türk dünyasıyla ilişkiler masaya yatırılmıştı. KKTC, kurumumuz için de her zaman öncelikli bir dava olmuştur.

Bu anlamlı süreçte omuz veren Küresel Gazeteciler Konseyi Genel Başkanı Mehmet Ali Dim'e de bir kez daha şükranlarımı sunuyorum.

O gün kürsüde bir genç daha vardı. Ve onunla geçmiş arasında görünmez bir köprü kuruldu.

Genç bir kürsü konuşması…

Ve geçmişle kurulan görünmez bir köprü.

Boğaziçi Üniversitesi Türk Araştırmaları Kulübü Başkanı Osman Baha Şimşek kürsüye çıktığında, salondaki uğultu yerini derin bir sükûnete bıraktı. Sözlerine başladığı ilk andan itibaren, bu sadece bir konuşma değildi; bir inancın, bir aidiyetin ve bir davanın dile gelişiydi. Her cümlesi, yalnızca akla değil, doğrudan kalbe dokunuyordu.

Onu dinlerken zamanın çizgisi silindi. Kendimi bir anda 90’lı yıllarda, aynı heyecanı taşıyan genç bir konuşmacı olarak kürsüde gördüm. O gün Nihal Atsız’ı anarken söylediğim sözler, o gün hissettiğim sorumluluk, o gün içimde yanan ateş… Hepsi Osman’ın sesinde yeniden hayat buldu.

Ses farklıydı belki, ama ruh birebir aynıydı.

O an fark ettim ki; fikirler ölmez, sadece taşıyıcısını değiştirir. İnanç eskimez, sadece yeni yüreklerde daha da güçlenir. Gözlerim doldu… Karşımda duran sadece bir genç değildi; bizim kuşağın bırakmak istemediği ateşin, yeni ellerde hâlâ yanıyor olduğunun kanıtıydı.

Konuşmasını tamamlayıp o kalabalığın arasından benim yanımdakikoltuğa oturduğunda, aramızda kurulan o kısa temas, kelimelerden çok daha fazlasını anlatıyordu. Bir tokalaşma, bir bakış… Ve aslında sessizce devredilen bir emanet.

Osman benim için artık sadece bir isim değil. O gün o salonda, geçmişten geleceğe uzanan köprünün canlı bir temsilcisiydi. Bir fikrin, bir ruhun ve bir davanın hâlâ dimdik ayakta olduğunun en somut kanıtıydı. Ve Osman’ın sözlerini alkışlayan gençlik ise bizi ve fikrimizi diri tutacak bir güç olarak karşımda duruyordu.

ORTAK GEÇMİŞTEN ORTAK GELECEĞE: TÜRK DÜNYASININ SORUMLULUĞU

Türk dünyası artık yalnızca ortak bir geçmişin değil, ortak bir geleceğin de adıdır. Bu, bir his değil; omuzlarda taşınan bir sorumluluktur.

3 Mayıs'ın her yıl daha güçlü yankılanmasının sebebi de budur. Bugün, sadece bir anma değil; düşüncenin üretildiği ve geleceğin kurulduğu bir eşiktir.

Boğaziçi’nde o gün esen rüzgâr, sadece bir bahar esintisi değildi.

O rüzgâr, geçmişten geleceğe taşınan bir ruhun yeniden ayağa kalkışıydı.

Bazı fikirler tohumdan bile küçük görünür. Ama doğru toprağa düştüklerinde, köklerini sessizce ve derinden salarlar. Boğaziçi Üniversitesi’nde gördüğüm, işte o sessiz kök salışın ta kendisiydi.

Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.