Hava Durumu

Kaos bitince imtiyazı bitenlerin düzen feryadı

Yazının Giriş Tarihi: 07.03.2026 14:37
Yazının Güncellenme Tarihi: 07.03.2026 14:38

Yıllardır bu toplumun her kesiminden yükselen, koro halindeki o tek serzeniş hiç değişmedi: “Devlet nerede?” Sokakta hız yapan magandalar, emniyet şeridini babasının malı sananlar, toplumun huzurunu hiçe sayan kural tanımazlar için herkes ortak bir reçete yazdı: "Cezalar ağırlaştırılsın, kimsenin gözünün yaşına bakılmasın, Avrupa’daki gibi sistem tıkır tıkır işlesin!" Televizyon ekranlarından sosyal medya kürsülerine kadar her yerde devlet, pasif kalmakla ve caydırıcılıktan uzak olmakla itham edildi. Eleştirinin dozu bazen o kadar yükseldi ki, bu talep bir "hesap sorma" şovuna dönüştü.

Ancak bugün geldiğimiz nokta, sosyolojik bir paradoksun tam merkezidir. Devlet, milletin bu haklı feryadını duyup "gereğini" yaptığında; yani cezalar sembolik olmaktan çıkıp gerçekten caydırıcı bir nitelik kazandığında, dünün "adalet" isteyenleri bugünün "mağduriyet" edebiyatçıları haline geliverdi.

Eleştiri Değişmedi, Sadece Yön Değişti

Tuhaf ama ibretlik bir tabloyla karşı karşıyayız. Daha düne kadar "Cezalar neden bu kadar düşük?" diye haykıranlar, bugün "Bu ceza biraz fazla değil mi?" diyerek koro halindeki itirazlarına devam ediyor. İşin en düşündürücü tarafı ise bu seslerin sadece sokaktan değil; eski milletvekillerinden, belediye başkanlarından, akademisyenlerden ve sözde kanaat önderlerinden geliyor olmasıdır.

Bu durum bize toplumun ruh sağlığıyla alakalı ciddi sorunlar olduğunu gösteriyor. Toplumun bir kesimi, talep ettiği disiplinle yüzleştiğinde ciddi bir zihinsel kırılma yaşıyor. Düzen isteyen ama düzenin getirdiği sorumluluğu üstlenmek istemeyen bu kitle, aslında ülkemizin geleceği adına ümit verici olmayan bir "toplumsal ruh sağlığı" tablosu çiziyor.

Kaostan Beslenenlerin Gizli İttifakı

Peki, ne oldu da "huzur" isteyenler bir anda "esneklik" istemeye başladı? Cevap basit ama sarsıcı: Çünkü kaos, beraberinde bir konfor alanı getirir. Sistemdeki denetimsizlik ve düzensizlik; bazılarına kural çiğneme ayrıcalığı, bazılarına görünmez bir imtiyaz, bazılarına da "araya tanıdık sokma" lüksü sağlar. Kaos bittiğinde, ayrıcalık da biter. Kuralların herkes için ve tavizsiz işlediği bir yerde, "Benim kim olduğumu biliyor musun?" cümlesi bir utanç kaynağına dönüşür. İşte bu yüzden, kaostan şikayet edenlerin bir kısmı aslında o karmaşanın bitmesini asla istemiyorlar. Onlar için düzen, sadece "başkalarına" uygulanması gereken bir zorunluluktur.

Devlet Olmanın Gereği Tavizsiz İradedir

Geçmişte park cezalarında yaşanan süreci hatırlayalım. Denetim başladı, ardından gelen şikayetlerle yetkiler budandı, Fahri Trafik Müfettişlerinin park cezası yazma yetkileri ellerinden alındı, hayatın olağan akışı denilerek bazı cadde ve sokaklarda trafik polisleri park cezası yazmamaya başladı, sistem etkisizleştirildi ve sonuç yine aynı düzensizlik oldu. Bugün aynı hataya düşmek, kamu vicdanını onarılamaz biçimde yaralar.

Devlet bireyin anlık konforunu değil, çoğunluğun huzurunu gözetir.

Kanun; sadece sosyal medyada "Gereği yapıldı" denilerek değil, sahada tavizsiz uygulanarak kanun olur.

Cezaların affı, ertelenmesi veya "telafi" adı altında sulandırılması, kural tanımazlığı ödüllendirmektir.

Eğer bir ülkede insanlar sadece ceza korkusuyla değil, sistemin sarsılmazlığına inandıkları için kurallara uyuyorsa, orada devletin varlığından bahsedilebilir. Bugün yaşanan bu "itiraz korosu", aslında devletin doğru bir damara bastığının en büyük kanıtıdır.

Çünkü gerçek düzen, en çok kaostan beslenenleri rahatsız eder. Mesele cezada değil, o cezayı uygulama iradesindedir. Eğer devlet, bu toplumsal gelgitlere kapılıp tek bir santim bile geri adım atarsa, kaosun galibiyeti bir kez daha tescillenmiş olur.

Unutulmamalıdır ki; sloganlarla değil, kurumların ve kuralların ciddiyetiyle devlet kalınır.

Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.