Hava Durumu

Telefon diplomasisiyle fırtınayı atlatmak...

Yazının Giriş Tarihi: 08.03.2026 09:38
Yazının Güncellenme Tarihi: 08.03.2026 09:38

Orta Doğu’da savaş genişlerken bölge ülkeleri askeri ve diplomatik hamleler yapıyor.

Türkiye’de ise krizin özeti tek cümle: “Telefon görüşmelerimiz devam ediyor.”

Orta Doğu bir kez daha yangın yerine dönmüş durumda.

İran’ın ABD ve İsrail’e karşı verdiği karşılıklar, doğrudan ya da dolaylı biçimde Körfez’den Kıbrıs’a, Azerbaycan’dan Doğu Akdeniz’e kadar geniş bir coğrafyayı etkiliyor. Bölgedeki pek çok ülke alarm durumuna geçmişken Türkiye’de resmi söylemin en belirgin ifadesi hâlâ aynı: “Telefon görüşmelerimiz devam ediyor.”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ınİran dosyasındaki diplomatik etkinliği neredeyse bu cümleyle özetleniyor. Oysa bölgede yaşanan gelişmeler, yalnızca telefon diplomasisiyle geçiştirilemeyecek kadar ciddi.

Türkiye’ye yönelik olduğu iddia edilen bir füze tehdidi dahi kamuoyuna muğlak ifadelerle aktarılıyor.

“Yolunu şaşıran mühimmat” ya da “hava sahamıza girmek üzereyken NATO tarafından imha edilen bir nesne” gibi açıklamalar, konunun gerçek ağırlığını perdeleyen bir üslup taşıyor. Adeta kontrolden çıkmış bir meteoroloji balonundan söz ediliyormuş gibi bir rahatlık var.

Öte yandan hükümetin iç kamuoyuna yönelik sert İsrail eleştirileri dikkat çekiyor. Ancak aynı sertliğin ABD’ye yöneltilmemesi de gözlerden kaçmıyor. İsrail eleştirileri büyük harflerle yapılırken Washington’ın adı neredeyse hiç anılmıyor.

Farkındaysanız benzer bir durum Azerbaycan konusunda da yaşandı.

Nahçıvan Havaalanı’nın hedef alınması, Ankara tarafından klasik dayanışma mesajlarıyla geçiştirildi. Oysa Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev çok daha sert bir tutum aldı ve İran’a yönelik ağır ifadeler kullandı. Diplomatik temsilcilerin geri çekilmesi gibi somut adımlar atıldı.

Türkiye’de ise diplomatik alandaki bu görünmezlik iktidar medyasında “denge politikası” olarak sunuluyor. Mantık basit: “Yeterince ortada görünmezsek bu fırtına da bizi teğet geçer.” Ancak bu yaklaşımın ne kadar sürdürülebilir olduğu tartışmalı.

Sorun yalnızca İran meselesiyle sınırlı değil.

Son yıllarda dış politika ve güvenlik alanında yapılan birçok öngörünün gerçekleşmediği açıkça görülüyor. “Stratejik özerklik” söylemleri yüksek sesle dile getirilmişti. Fakat kriz anında kolektif savunma mekanizmalarının devreye girmesi, Türkiye’nin bu iddiayı tek başına sürdüremeyeceğini ortaya koydu.

Doğu Akdeniz’deki NATO unsurlarının devreye girmesiyle füze tehdidinin dakikalar içinde bertaraf edilmesi bunun en somut örneği oldu. Kürecik radarından gelen erken uyarı, NATO sistemleri aracılığıyla ABD donanmasına iletildi ve tehdit ortadan kaldırıldı.

Ancak bu bile yeterli olmayabilir. Çünkü İran’ın giderek daha fazla insansız hava araçlarına yöneldiği görülüyor. İran’ın düşük maliyetli kamikaze dronları, modern hava savunma sistemlerinin en zayıf noktalarından biri. Birkaç on bin dolar değerindeki bir dronu düşürmek için milyonlarca dolarlık füzeler kullanmak zorunda kalınması ciddi bir ekonomik dengesizlik yaratıyor.

Bu sırada bölgede askeri hareketlilik hızla artıyor. Kıbrıs çevresinde birçok ülkenin deniz ve hava unsurları konuşlandırılmış durumda. Yunanistan, Fransa ve İngiltere askeri varlıklarını artırırken Akdeniz’de adeta bir donanma yığınağı oluşuyor.

Türkiye’de ise savunma kapasitesiyle ilgili ayrı bir tartışma var.

Hava kuvvetlerinin modernizasyonunun uzun süredir gecikmesi, F-35 programından çıkarılmanın yarattığı boşluk ve yeni savaş uçaklarının teslimatının yıllar sonrasına kalması bu tartışmayı büyütüyor.

Bir başka sorun ise iç cephedeki siyasi atmosfer.

Böylesine kritik bir dönemde bile siyaset sert kutuplaşma içinde ilerliyor. Tutuklamalar, yargı tartışmaları ve siyasi gerilimler ülke gündeminin önemli bölümünü kaplıyor.

Orta Doğu’da savaşın tarafları kendilerini ölüm kalım mücadelesi içinde görüyor.

Hem İran hem ABD zamanın kendi lehlerine çalıştığını düşünüyor.

Bu tablo içinde İran’ın, ABD’yi yıldırmak amacıyla Körfez’deki daha yumuşak hedefleri vurduğu görülüyor.

Kuveyt, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri bu stratejinin ilk halkaları.

Türkiye ise bu gelişmeleri sadece uzaktan izliyor.

Eğer birileri “Ne planlıyorsunuz, ne önlem alıyorsunuz?” diye sorarsa verilecek cevap yine aynı oluyor:“Telefon görüşmelerimiz devam ediyor.”

Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.