Hava Durumu

Hastane otoparkında biten bir hayatın hikâyesi...

Yazının Giriş Tarihi: 21.02.2026 05:47
Yazının Güncellenme Tarihi: 21.02.2026 05:47

Antalya’da 33 yaşındaki anestezi teknikeri Hüseyin Buhan, görev yaptığı Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin otoparkında, kendi aracında hayatını kaybetmiş halde bulundu.

Bana göre bu, “talihsiz bir olay” diyerek geçiştirilecek bir durum değil. Bu, konu başlıkları ile sorgulanması gereken bir sorumluluk zinciridir.

Ve bu zincirin en üst halkasında Sağlık Bakanlığı, hemen altında ise Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi yönetimi yer alır.

Gece nöbetinden çıkan bir sağlık çalışanı olan Hüseyin Buhan’dan saatlerce haber alınamıyor… Ve sonunda çalıştığı kurumun otoparkında hayatını kaybetmiş halde bulunuyor.

Olay yerinde yapılan ilk incelemede araçtaanestezi uygulamalarında kullanılan 'propofol'maddesine rastlandığı ifade ediliyor.

Bir önceki yazım "Sağlık çalışanlarının uyuşturucu bağımlılığı”başlıklı yazımda konunun ne kadar ciddi bir boyut kazandığına dikkat çekmiştim.

Gelelim asıl konumuza...

Antalya Eğitim Araştırma Hastanesi otoparkın da yaşanan bu üzücü olayı “bireysel bir trajedi” olarak sunmak, görmek sağlık çalışanlarının yaşadığın sorunları üstünü örtmek anlamına gelir.

Dikkat ederseniz: sağlık sistemi yıllardır “başarı hikâyesi” olarak anlatılıyor. Ancak bu hikâyenin bir de görünmeyen yüzü var ki,Görünmeyen yüzünde tükenen sağlık çalışanları var. Uzun nöbetler, bitmeyen mesailer, kronik personel eksikliği var. Sorunları saymakla bitmez.

Bu sorunlar artık istisna olmaktan çıkmış, sistemin kendisi haline gelmiş durumda.

Hastane yönetimleri ise çoğu zaman yalnızca idari işleyişe odaklanan, çalışan refahını ikinci plana atan bir anlayışla hareket ediyor.

Oysa modern sağlık yönetimi, yalnızca hastayı değil, çalışanı da korumak zorundadır. Bir çalışan, görev yaptığı kurumun otoparkında hayatını kaybediyorsa, bu sadece bireysel bir kayıp değil; açık bir yönetim zaafıdır.

Olay yerinde anestezi uygulamalarında kullanılan bir maddenin bulunması ise meselenin ciddiyetini daha da artırıyor. Bu durum, denetim mekanizmalarının ne ölçüde işlediğini ve çalışanların hangi koşullarda görev yaptığını sorgulamayı zorunlu kılıyor.

Anestezive Sedatif ilaçlara erişimi olan sağlık çalışanları, literatürde“yüksek risk grubu” olarak tanımlanıyor.

Bu durum, yalnızca bireysel değil; kurumsal denetim mekanizmalarıyla doğrudan ilgili.

Olay yerinde bu tür bir maddenin bulunması, şu soruları aklımıza getiriyor:

Bu İlaçların takibi nasıl yapılıyor? Kritik maddelere erişim ne ölçüde kontrol altında? Riskli personel için erken uyarı sistemleri var mı?

Elbette Antalya Adli Tıp Kurumu ölüm nedenini açıklayacaktır. Ancak mesele yalnızca “nasıl öldü” sorusu değildir. Asıl mesele, sağlık çalışanlarının bu noktaya neden, nasıl gelindiğidir.

Dikkat ederseniz her benzer olaydan sonra aynı cümle kuruluyor: “Soruşturma başlatıldı.”

Peki sonra? Hiçbir şey. Ne bir istifa… Ne şeffaf bir açıklama… Ne de gerçek bir hesap verme…

Çünkü bu ülkede sorumluluk almak değil, sorumluluktan kaçmak sistem haline geldi.

Eğer bu olay da birkaç gün içinde unutulursa, değişen tek şey kaybedilen hayatın, hayatların adı olacaktır.

Aynı koşullar, aynı baskılar ve aynı ihmaller başka sağlık çalışanlarını da tehdit etmeye devam edecektir.

Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.