Böyle bir bürokratımız oldu da biz mi kabul etmedik?
Yazının Giriş Tarihi: 03.09.2026 15:02
Yazının Güncellenme Tarihi: 03.09.2026 15:02
Devletin makamı büyüdükçe insan küçülür mü?
Yoksa makam yükseldikçe insan olmanın, vatandaşla aynı sofraya oturmanın, emeğe saygı göstermenin ve protokol duvarlarını kaldırmanın değeri daha da mı artar?
Kırklareli’nin Lüleburgaz ilçesine bağlı Karamusul köyünde düzenlenen ayçiçeği hasat şenliğinde, tarlalardan yalnızca ayçiçeği toplanmadı. Bir anlamda protokol mesafesi resmen biçildi.
Çünkü Kırklareli Valisi Uğur Turan’ın şenlik boyunca sergilediği tavır, yapılan resmi konuşmalardan çok daha fazla dikkat çekti.
Turan, kendisini yalnızca protokolün ön sırasında yer alan bir makam sahibi olarak değil, aynı toprağın üzerinde yaşayan insanlardan biri olarak konumlandırdı.
Helal olsun…
Aslında burada üzerinde durulması gereken nokta da bu.
Bir devlet görevlisinin vatandaş üzerinde bıraktığı etkiyi her zaman yaptığı konuşmalar belirlemiyor.
Bazen bir el sıkışması, bir teşekkür, bir tebessüm ya da aynı sofrada yenilen bir tabak yemek, uzun konuşmalardan çok daha fazla şey anlatabiliyor.
BİRİNİ ÖPTÜYSE, HERKESİ ÖPECEK!
Şenlik alanında vatandaşlarla selamlaşırken Vali Turan’ın kullandığı ifadeler, onun yaklaşımını ortaya koyan en dikkat çekici örneklerden biriydi.
Bir kişiye gösterdiği yakınlığın diğerlerine karşı eksiklik oluşturmaması gerektiğini esprili bir dille anlatan Turan, “Birini öptüm, herkesi öperim. Haberiniz olsun.” dedi.
Hatta birini unuttuğunu fark ederse geri dönüp onu da öpeceğini söyleyerek çevresindekileri güldürdü. İlk bakışta sıradan bir samimiyet göstergesi gibi görülebilir. Ancak mesele sadece bir vatandaşı öpmek ya da elini sıkmak değil. Mesele, makamın arkasına saklanmadan insanlarla insan gibi iletişim kurabilmek.
Anlayana…
Vatandaşın devlet görevlisinden beklentisi her zaman büyük projeler, uzun konuşmalar veya gösterişli törenler değildir. Bazen karşısındaki makam sahibinin kendisine gerçekten baktığını, onu dinlediğini ve insan olarak değer verdiğini hissetmesi yeterlidir.
DEVLET ADAMLIĞI MAKAM KOLTUĞUNDAN İBARET DEĞİLDİR
Vali Turan’ın mikrofonunu ayarlayan ses sistemi görevlisine teşekkür etmesi de aynı anlayışın başka bir örneğiydi. Görevlinin yaptığı işin kolay olmadığını ifade ederek emeğini fark etti ve takdir etti.
Burada küçük görünen ama aslında büyük anlam taşıyan bir ayrıntı var: Makam sahibi, kendisi için çalışan insanın emeğini görebiliyorsa orada yalnızca nezaket değil, kamu hizmetine bakış açısı da vardır.
Anlayana….
Çünkü devlet yalnızca valilerden, kaymakamlardan, müdürlerden ve bürokratlardan oluşmaz.
Devletin işleyişinde tarladaki çiftçinin de, biçerdöverin başındaki emekçinin de, ses sistemini hazırlayan görevlinin de, kamerasını taşıyan gazetecinin de emeği vardır.
Makamların büyüklüğü, o makamların etrafında çalışan insanların küçültülmesiyle değil; onların emeğinin fark edilmesiyle anlam kazanır.
VALİ BU KEZ KÜRSÜDEN DEĞİL, TARLADAN KONUŞTU
Şenlikte dikkat çeken bir başka görüntü ise Vali Turan’ın biçerdöverin direksiyonuna geçmesiydi. Burada da birkaç metre gidip fotoğraf vermekle yetinmeyen Turan, tarlanın önemli bir bölümünde bizzat hasat yaptı.
Elbette bu görüntünün sembolik bir tarafı var.
Ancak semboller bazen uzun konuşmalardan çok daha fazla şey anlatır. Çünkü vatandaşın görmek istediği yönetici yalnızca makamında oturan değil, sahaya inen, üreticinin yanına giden ve emeğin içinde yer alan yöneticidir.
Çiftçinin tarlasına girmek, üreticinin sorunlarını dinlemek ve alın terinin ne anlama geldiğini yerinde görmek; kamu yöneticisinin sahadan kopmaması açısından önemlidir.
Karamusul’daki biçerdöver görüntüsü de bu açıdan yalnızca renkli bir tören karesi değil, “Sizi ve emeğinizi görüyorum” mesajı olarak okunabilir.
GAZETECİYE DE DUVAR ÖRMEDİ
Etkinlik boyunca basın mensuplarıyla kurduğu iletişim de ayrıca dikkat çekiciydi. Vali Turan, gazetecilerin röportaj taleplerini kabul etti, çekim yapan basın mensuplarıyla ilgilendi ve çalışmalarını kolaylaştıran bir yaklaşım sergiledi.
Bana göre bu ayrıntı da önemli. Çünkü gazeteci, bir etkinlikte protokolün tamamlayıcı unsuru değildir. Gazeteci, kamuoyunun gözü ve kulağıdır. Görevi, yaşananları izlemek ve topluma aktarmaktır.
Bu nedenle yöneticilerin basın mensuplarına yaklaşımı yalnızca kişisel bir nezaket meselesi olarak görülmemeli. Basının işini yapabilmesine imkân tanımak, aynı zamanda kamuoyunun doğru bilgilendirilmesine katkı sağlamaktır.
AYNI SOFRAYI PAYLAŞMAK
Günün belki de en dikkat çekici anlarından biri ise yemek sırasında yaşandı. Vali Turan, gazetecilere dönerek “Bir iki lokma pilav, ayran alabilir miyim?” diyerek izin istedi ve ardından herkesi sofraya davet etti.
Son derece sıradan görünen bu an, aslında uzun süredir özlediğimiz bir görüntüyü ortaya koyuyordu. O anda makamlar, protokol sıraları ve resmi mesafeler ikinci plandaydı. Aynı sofrada insanlar vardı.
Bazen yöneticilerle vatandaş arasındaki mesafeyi onlarca protokol kuralı değil, aynı masada yenilen bir tabak yemek azaltır. Çünkü aynı sofraya oturmak, karşındaki insanı makamından önce insan olarak görebilmenin en doğal yollarından biridir.
KAMERAMANI DA UNUTMADI
Tören sona erip alan boşalmaya başladığında Vali Turan, kendisini görüntüleyen kameramanın yanına kadar giderek elini sıktı ve teşekkür etti. Ardından çevresindekilerle samimi bir şekilde vedalaştı, selam gönderdi ve alandan ayrıldı.
Belki de günün geride bıraktığı en önemli görüntü, kürsüdeki konuşmalardan ziyade bu küçük temaslardı. Çünkü insanların hafızasında çoğu zaman yöneticilerin söylediklerinden çok, kendilerine nasıl davrandıkları kalır.
MAKAM BAŞKA, İNSANLIK BAŞKA
Elbette devlet makamlarının bir ciddiyeti vardır.
Protokol kuralları da kamu yönetiminin işleyişi açısından gereklidir. Ancak protokol ile insan arasına duvar örmek aynı şey değildir.
Bir vali vatandaşın elini sıktığında makam küçülmez. Çiftçinin yanına girdiğinde devlet zayıflamaz. Bir görevliye teşekkür ettiğinde otoritesi sarsılmaz. Gazeteciyle konuştuğunda makamının itibarı azalmaz.
Tam tersine, devlet vatandaşına dokunduğu zaman daha görünür, daha anlaşılır ve daha güçlü hale gelir.
Peki, biz neye alıştık?
Belki de asıl sorgulamamız gereken konu burada başlıyor.
Biz nasıl bir bürokrasiye alıştık? Alıştırıldık?
Makam araçlarına, uzun protokol listelerine, yöneticilerin etrafındaki görünmez duvarlara, vatandaşın birkaç adım uzakta tutulmasına ve gazetecinin soru sorabilmek için uzun süre beklemesine…
Sonra bir yönetici çıkıyor; çiftçinin yanına gidiyor, biçerdöver kullanıyor, görevliye teşekkür ediyor, gazeteciyle konuşuyor, aynı sofraya oturuyor ve kameramanın yanına kadar giderek elini sıkıyor.
Biz ise bütün bunları görünce şaşırıyoruz.
Belki de sorun tam olarak burada.
Çünkü olması gerekeni sıradan olmaktan çıkarıp istisna haline getirmişiz.
Böyle bürokratımız oldu da biz mi kabul etmedik?
İşte bütün yazınım özeti belki de bu soruda saklı.
Devlet adamı olmak, vatandaşın üzerine çıkmak değildir. Vatandaşın yanında durabilmektir.
Ama insanların hafızasında kendilerine nasıl davranıldığı kalır.
Karamusul’da belki ayçiçeği hasadı yapıldı. Fakat o gün başka bir şey daha ortaya çıktı: Devlet ile vatandaş arasındaki mesafenin kapanabileceğini gösteren bir bürokrat profili.
Şahsen ben ister istemez sormak zorunda kalıyorum: Böyle bürokratımız oldu da biz mi kabul etmedik?
Belki de artık kabul etmenin değil, bunu normalleştirmenin zamanı gelmiştir diye düşünüyorum.
Çünkü vatandaşın görmek istediği devlet; ulaşılmaz olan değil, gerektiğinde yanına gelebilen; tepeden bakan değil, göz hizasında durabilen; makamıyla değil, insanlığıyla hatırlanan devlettir.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Engin YILMAZ
Böyle bir bürokratımız oldu da biz mi kabul etmedik?
Devletin makamı büyüdükçe insan küçülür mü?
Yoksa makam yükseldikçe insan olmanın, vatandaşla aynı sofraya oturmanın, emeğe saygı göstermenin ve protokol duvarlarını kaldırmanın değeri daha da mı artar?
Kırklareli’nin Lüleburgaz ilçesine bağlı Karamusul köyünde düzenlenen ayçiçeği hasat şenliğinde, tarlalardan yalnızca ayçiçeği toplanmadı. Bir anlamda protokol mesafesi resmen biçildi.
Çünkü Kırklareli Valisi Uğur Turan’ın şenlik boyunca sergilediği tavır, yapılan resmi konuşmalardan çok daha fazla dikkat çekti.
Turan, kendisini yalnızca protokolün ön sırasında yer alan bir makam sahibi olarak değil, aynı toprağın üzerinde yaşayan insanlardan biri olarak konumlandırdı.
Helal olsun…
Aslında burada üzerinde durulması gereken nokta da bu.
Bir devlet görevlisinin vatandaş üzerinde bıraktığı etkiyi her zaman yaptığı konuşmalar belirlemiyor.
Bazen bir el sıkışması, bir teşekkür, bir tebessüm ya da aynı sofrada yenilen bir tabak yemek, uzun konuşmalardan çok daha fazla şey anlatabiliyor.
BİRİNİ ÖPTÜYSE, HERKESİ ÖPECEK!
Şenlik alanında vatandaşlarla selamlaşırken Vali Turan’ın kullandığı ifadeler, onun yaklaşımını ortaya koyan en dikkat çekici örneklerden biriydi.
Bir kişiye gösterdiği yakınlığın diğerlerine karşı eksiklik oluşturmaması gerektiğini esprili bir dille anlatan Turan, “Birini öptüm, herkesi öperim. Haberiniz olsun.” dedi.
Hatta birini unuttuğunu fark ederse geri dönüp onu da öpeceğini söyleyerek çevresindekileri güldürdü. İlk bakışta sıradan bir samimiyet göstergesi gibi görülebilir. Ancak mesele sadece bir vatandaşı öpmek ya da elini sıkmak değil. Mesele, makamın arkasına saklanmadan insanlarla insan gibi iletişim kurabilmek.
Anlayana…
Vatandaşın devlet görevlisinden beklentisi her zaman büyük projeler, uzun konuşmalar veya gösterişli törenler değildir. Bazen karşısındaki makam sahibinin kendisine gerçekten baktığını, onu dinlediğini ve insan olarak değer verdiğini hissetmesi yeterlidir.
DEVLET ADAMLIĞI MAKAM KOLTUĞUNDAN İBARET DEĞİLDİR
Vali Turan’ın mikrofonunu ayarlayan ses sistemi görevlisine teşekkür etmesi de aynı anlayışın başka bir örneğiydi. Görevlinin yaptığı işin kolay olmadığını ifade ederek emeğini fark etti ve takdir etti.
Burada küçük görünen ama aslında büyük anlam taşıyan bir ayrıntı var: Makam sahibi, kendisi için çalışan insanın emeğini görebiliyorsa orada yalnızca nezaket değil, kamu hizmetine bakış açısı da vardır.
Anlayana….
Çünkü devlet yalnızca valilerden, kaymakamlardan, müdürlerden ve bürokratlardan oluşmaz.
Devletin işleyişinde tarladaki çiftçinin de, biçerdöverin başındaki emekçinin de, ses sistemini hazırlayan görevlinin de, kamerasını taşıyan gazetecinin de emeği vardır.
Makamların büyüklüğü, o makamların etrafında çalışan insanların küçültülmesiyle değil; onların emeğinin fark edilmesiyle anlam kazanır.
VALİ BU KEZ KÜRSÜDEN DEĞİL, TARLADAN KONUŞTU
Şenlikte dikkat çeken bir başka görüntü ise Vali Turan’ın biçerdöverin direksiyonuna geçmesiydi. Burada da birkaç metre gidip fotoğraf vermekle yetinmeyen Turan, tarlanın önemli bir bölümünde bizzat hasat yaptı.
Elbette bu görüntünün sembolik bir tarafı var.
Ancak semboller bazen uzun konuşmalardan çok daha fazla şey anlatır. Çünkü vatandaşın görmek istediği yönetici yalnızca makamında oturan değil, sahaya inen, üreticinin yanına giden ve emeğin içinde yer alan yöneticidir.
Çiftçinin tarlasına girmek, üreticinin sorunlarını dinlemek ve alın terinin ne anlama geldiğini yerinde görmek; kamu yöneticisinin sahadan kopmaması açısından önemlidir.
Karamusul’daki biçerdöver görüntüsü de bu açıdan yalnızca renkli bir tören karesi değil, “Sizi ve emeğinizi görüyorum” mesajı olarak okunabilir.
GAZETECİYE DE DUVAR ÖRMEDİ
Etkinlik boyunca basın mensuplarıyla kurduğu iletişim de ayrıca dikkat çekiciydi. Vali Turan, gazetecilerin röportaj taleplerini kabul etti, çekim yapan basın mensuplarıyla ilgilendi ve çalışmalarını kolaylaştıran bir yaklaşım sergiledi.
Bana göre bu ayrıntı da önemli. Çünkü gazeteci, bir etkinlikte protokolün tamamlayıcı unsuru değildir. Gazeteci, kamuoyunun gözü ve kulağıdır. Görevi, yaşananları izlemek ve topluma aktarmaktır.
Bu nedenle yöneticilerin basın mensuplarına yaklaşımı yalnızca kişisel bir nezaket meselesi olarak görülmemeli. Basının işini yapabilmesine imkân tanımak, aynı zamanda kamuoyunun doğru bilgilendirilmesine katkı sağlamaktır.
AYNI SOFRAYI PAYLAŞMAK
Günün belki de en dikkat çekici anlarından biri ise yemek sırasında yaşandı. Vali Turan, gazetecilere dönerek “Bir iki lokma pilav, ayran alabilir miyim?” diyerek izin istedi ve ardından herkesi sofraya davet etti.
Son derece sıradan görünen bu an, aslında uzun süredir özlediğimiz bir görüntüyü ortaya koyuyordu. O anda makamlar, protokol sıraları ve resmi mesafeler ikinci plandaydı. Aynı sofrada insanlar vardı.
Bazen yöneticilerle vatandaş arasındaki mesafeyi onlarca protokol kuralı değil, aynı masada yenilen bir tabak yemek azaltır. Çünkü aynı sofraya oturmak, karşındaki insanı makamından önce insan olarak görebilmenin en doğal yollarından biridir.
KAMERAMANI DA UNUTMADI
Tören sona erip alan boşalmaya başladığında Vali Turan, kendisini görüntüleyen kameramanın yanına kadar giderek elini sıktı ve teşekkür etti. Ardından çevresindekilerle samimi bir şekilde vedalaştı, selam gönderdi ve alandan ayrıldı.
Belki de günün geride bıraktığı en önemli görüntü, kürsüdeki konuşmalardan ziyade bu küçük temaslardı. Çünkü insanların hafızasında çoğu zaman yöneticilerin söylediklerinden çok, kendilerine nasıl davrandıkları kalır.
MAKAM BAŞKA, İNSANLIK BAŞKA
Elbette devlet makamlarının bir ciddiyeti vardır.
Protokol kuralları da kamu yönetiminin işleyişi açısından gereklidir. Ancak protokol ile insan arasına duvar örmek aynı şey değildir.
Bir vali vatandaşın elini sıktığında makam küçülmez. Çiftçinin yanına girdiğinde devlet zayıflamaz. Bir görevliye teşekkür ettiğinde otoritesi sarsılmaz. Gazeteciyle konuştuğunda makamının itibarı azalmaz.
Tam tersine, devlet vatandaşına dokunduğu zaman daha görünür, daha anlaşılır ve daha güçlü hale gelir.
Peki, biz neye alıştık?
Belki de asıl sorgulamamız gereken konu burada başlıyor.
Biz nasıl bir bürokrasiye alıştık? Alıştırıldık?
Makam araçlarına, uzun protokol listelerine, yöneticilerin etrafındaki görünmez duvarlara, vatandaşın birkaç adım uzakta tutulmasına ve gazetecinin soru sorabilmek için uzun süre beklemesine…
Sonra bir yönetici çıkıyor; çiftçinin yanına gidiyor, biçerdöver kullanıyor, görevliye teşekkür ediyor, gazeteciyle konuşuyor, aynı sofraya oturuyor ve kameramanın yanına kadar giderek elini sıkıyor.
Biz ise bütün bunları görünce şaşırıyoruz.
Belki de sorun tam olarak burada.
Çünkü olması gerekeni sıradan olmaktan çıkarıp istisna haline getirmişiz.
Böyle bürokratımız oldu da biz mi kabul etmedik?
İşte bütün yazınım özeti belki de bu soruda saklı.
Devlet adamı olmak, vatandaşın üzerine çıkmak değildir. Vatandaşın yanında durabilmektir.
Makamın ağırlığını korurken insanlığını kaybetmemektir.
Yetkiyi kullanırken tevazuyu unutmamaktır.
Çiftçinin elindeki toprağı, işçinin alnındaki teri, görevlinin emeğini ve gazetecinin taşıdığı kamerayı görebilmektir.
Çünkü makamlar gelip geçer.
Koltuğun sahibi değişir.
Törenler biter.
Kürsüler boşalır.
Ama insanların hafızasında kendilerine nasıl davranıldığı kalır.
Karamusul’da belki ayçiçeği hasadı yapıldı. Fakat o gün başka bir şey daha ortaya çıktı: Devlet ile vatandaş arasındaki mesafenin kapanabileceğini gösteren bir bürokrat profili.
Şahsen ben ister istemez sormak zorunda kalıyorum: Böyle bürokratımız oldu da biz mi kabul etmedik?
Belki de artık kabul etmenin değil, bunu normalleştirmenin zamanı gelmiştir diye düşünüyorum.
Çünkü vatandaşın görmek istediği devlet; ulaşılmaz olan değil, gerektiğinde yanına gelebilen; tepeden bakan değil, göz hizasında durabilen; makamıyla değil, insanlığıyla hatırlanan devlettir.
Anlayana…
YAZARLARIMIZ Tüm Yazarlarımız
İKRA Arapça kökeninden gelen bir kelimedir, Arapçada okumak anlamına gelen İKRA adıyla bir de sure vardır. Kuran'da ilk ayet olarak bilinen "oku" emrinin verildiği ayette geçmektedir. Peygamber'in Allah'tan aldığı ilk mektup İKRA yani okumak kelimesiyle başlamaktadır. Okumak ve anlamak ile ilgili