Vatandaşın ömrü hastane kuyruğunda tükeniyorsa, aldığı üç kuruş emekli maaşıyla ay sonunu nasıl getireceğim kaygısıyla dertleniyorsa, harita üzerinde yapılan tabela değişiklik hiçbir anlam ifade etmez.
Türkiye şimdi “100 İl, 1000 İlçe” projesini konuşuyor.
Ancak bu tartışmada gözden kaçırılmaması gereken çok daha büyük bir mesele var: Türkiye'nin idari haritası mı değiştiriliyor, yoksa gelecekteki yönetim anlayışının temelleri mi yeniden şekillendiriliyor?
Bugün bunu konuşmak, tartışmak istiyorum.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin projeyi yeniden gündeme taşımasıyla hareketlenen tartışma, 19 ilçenin il statüsüne yükseltilmesi ve 78 yeni ilçenin kurulmasının çok ötesinde bir anlam taşıyor.
Çünkü mesele yalnızca yeni iller kurmak değil; devletin nasıl örgütleneceği, yetkinin nasıl kullanılacağı ve kamu kaynaklarının kimin için harcanacağıdır.
YENİ İLLER, YENİ MAKAMLAR VATANDAŞA NE KAZANDIRACAK?
Türkiye'nin bazı bölgelerinde kamu hizmetlerine ulaşmak ciddi zaman ve mesafe sorunu yaratıyor.
Sağlık, eğitim, güvenlik ve ulaşım hizmetlerinin vatandaşa daha yakın hale getirilmesi elbette önemli. Ancak hizmeti vatandaşa yaklaştırmakla bürokrasiyi büyütmek aynı şey değil.
Yeni bir il; valilik, emniyet teşkilatı, kamu müdürlükleri, yeni kadrolar ve hizmet binaları demek. Bunların tamamı kamu bütçesine yeni yükler getirecek.
Üstelik yeni bir valilik açmak hastanedeki doktor açığını kendiliğinden kapatmaz. Yeni bir müdürlük kurmak eğitim kalitesini yükseltmez. İdari sınırları değiştirmek, yıllardır çözülemeyen altyapı sorunlarını da tek başına ortadan kaldırmaz.
Bazen bir ilçeye yeni bir makam kurmaktan çok daha önemli olan, oraya doktor, öğretmen, yol ve nitelikli kamu hizmeti götürmektir.
Vatandaş yeni bir makam değil, çalışan bir devlet istiyor.
Projenin siyasi ve yönetsel açıdan en dikkat çekici boyutlarından biri de Türkiye'nin yönetim modeliyle ilgili tartışmalar.
Öncelikle iki konuyu birbirinden ayırmak gerekiyor: İdari sınırların yeniden düzenlenmesi ve devletin anayasal yapısının değiştirilmesi.
Yeni illerin kurulması, tek başına eyalet sistemine geçiş anlamına gelmez. Türkiye'nin üniter devlet yapısı içerisinde de idari düzenlemeler yapılabilir. Bu nedenle her yeni il önerisini doğrudan eyalet sistemiyle ilişkilendirmek de doğru değildir.
Ancak böylesine kapsamlı bir değişikliğin merkezi yönetim ile yerel yönetimler arasındaki yetki ve sorumluluk paylaşımını yeniden tartışmaya açacağı da açıktır.
Eyalet sistemi tartışması tam bu noktada önem kazanıyor.
Çünkü mesele yalnızca kaç ilin kurulacağı değil;
Bu illerin hangi yetkilerle donatılacağı.
Bütçelerinin nasıl belirleneceği ve merkezi yönetimle ilişkilerinin nasıl şekilleneceğidir.
Yerel yönetimlerin güçlendirilmesi, kamu hizmetlerinin yerel ihtiyaçlara göre düzenlenmesi ve karar alma süreçlerinin hızlandırılması başka; anayasal yönetim modelinin değiştirilmesi başkadır.
Türkiye'nin üniter yapısı ile daha etkin bir yerel hizmet anlayışı arasında tercih yapmak zorunda değiliz. Asıl mesele, ikisini bir arada koruyabilecek doğru idari modeli kurabilmektir.
Önemli olan yeni kurumlar kurmak değil, bu kurumların hangi yetkiyle ve hangi sorumlulukla çalışacağını belirlemektir.
BİR İL KURMANIN MALİYETİ HESAPLANDI MI?
Projenin göz ardı edilmemesi gereken bir başka ana başlığı da ekonomi.
Her yeni il; personel, bina, araç, güvenlik birimi ve işletme gideri demek. Bunların tamamı kamu bütçesinden karşılanacak.
Yeni illerin ekonomik sürdürülebilirliği, mevcut yatırımların dağılımına etkisi ve kurulacak kurumların sağlayacağı hizmet artışı birlikte değerlendirilmelidir.
Türkiye'nin mevcut ekonomik şartlarında kamu kaynaklarının verimli kullanılması gerekiyor. Bu nedenle idari yapılanma değişikliğinin maliyeti, sağlayacağı faydayla birlikte ortaya konulmalı.
Bir vatandaş sağlık hizmeti almak için başka bir şehre gitmek zorundaysa, yaşadığı yerin il olması tek başına çözüm değildir.
Önemli olan, o hizmeti sunabilecek altyapıyı oluşturmaktır.
Türkiye'nin bulunduğu coğrafya ve geleceğe ilişkin siyasi gelişmeler düşünüldüğünde, idari yapıyı değiştirecek her önerinin dikkatle ele alınması gerekiyor.
“100 İl, 1000 İlçe” projesinden hareketle Türkiye'nin bölüneceğini veya eyalet sistemine geçileceğini ileri sürmek doğru değildir.
Türkiye'nin bu günkü ihtiyacı oturduğu yerde sadece konuşan siyasi söylemler değil; ekonomik hesabı yapılmış, hukuki çerçevesi belirlenmiş ve toplumsal faydası ortaya konulmuş bir idari reformdur.
Gelelim meselenin özüne…
Türkiye'nin temel sorunu 81 il olması değil, mevcut illerin tamamında vatandaşın eşit ve nitelikli kamu hizmetine ulaşamamasıdır.
Yeni iller kurmak elbette bir idari tercih olabilir.
Ancak bu tercih, mevcut sorunları çözmüyorsa devletin mevcut tabelalarını çoğaltmaktan öteye geçemez.
Devlet Bahçeli'nin yeniden gündeme taşıdığı bu proje, Türkiye'nin nasıl yönetileceğine ilişkin daha büyük bir tartışmanın kapısını aralıyor.
Bu tartışma, siyasi çekişmelerin ötesinde devletin geleceği ve vatandaşın beklentileri üzerinden yürütülmeli.
Türkiye'nin haritasında 100 il olabilir. Yeter ki 100 ayrı bürokrasi değil, vatandaşına eşit hizmet götüren güçlü bir devlet anlayışı büyüsün.
Çünkü haritayı yeniden çizmek kolaydır.
Zor olan, vatandaşın hayatını değiştirmek ve devletin gücünü onun sorunlarını çözmek için kullanmaktır.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Engin YILMAZ
100 il, 1000 ilçe… Peki, ya sonra? Sırada eyalet mi var?
Bir ülke, haritasına yeni iller ekleyerek büyümez. Sınırları genişletirsiniz ama sorunlar yerinde kalır.
Tabelalar değişir, makamlar çoğalır, bürokrasi büyür;
Vatandaşın ömrü hastane kuyruğunda tükeniyorsa, aldığı üç kuruş emekli maaşıyla ay sonunu nasıl getireceğim kaygısıyla dertleniyorsa, harita üzerinde yapılan tabela değişiklik hiçbir anlam ifade etmez.
Türkiye şimdi “100 İl, 1000 İlçe” projesini konuşuyor.
Ancak bu tartışmada gözden kaçırılmaması gereken çok daha büyük bir mesele var: Türkiye'nin idari haritası mı değiştiriliyor, yoksa gelecekteki yönetim anlayışının temelleri mi yeniden şekillendiriliyor?
Bugün bunu konuşmak, tartışmak istiyorum.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin projeyi yeniden gündeme taşımasıyla hareketlenen tartışma, 19 ilçenin il statüsüne yükseltilmesi ve 78 yeni ilçenin kurulmasının çok ötesinde bir anlam taşıyor.
Çünkü mesele yalnızca yeni iller kurmak değil; devletin nasıl örgütleneceği, yetkinin nasıl kullanılacağı ve kamu kaynaklarının kimin için harcanacağıdır.
YENİ İLLER, YENİ MAKAMLAR VATANDAŞA NE KAZANDIRACAK?
Türkiye'nin bazı bölgelerinde kamu hizmetlerine ulaşmak ciddi zaman ve mesafe sorunu yaratıyor.
Sağlık, eğitim, güvenlik ve ulaşım hizmetlerinin vatandaşa daha yakın hale getirilmesi elbette önemli. Ancak hizmeti vatandaşa yaklaştırmakla bürokrasiyi büyütmek aynı şey değil.
Yeni bir il; valilik, emniyet teşkilatı, kamu müdürlükleri, yeni kadrolar ve hizmet binaları demek. Bunların tamamı kamu bütçesine yeni yükler getirecek.
Üstelik yeni bir valilik açmak hastanedeki doktor açığını kendiliğinden kapatmaz. Yeni bir müdürlük kurmak eğitim kalitesini yükseltmez. İdari sınırları değiştirmek, yıllardır çözülemeyen altyapı sorunlarını da tek başına ortadan kaldırmaz.
Bazen bir ilçeye yeni bir makam kurmaktan çok daha önemli olan, oraya doktor, öğretmen, yol ve nitelikli kamu hizmeti götürmektir.
Vatandaş yeni bir makam değil, çalışan bir devlet istiyor.
İDARİ REFORM TARTIŞMASI, EYALET MODELİNİ GÜNDEME GETİRİR Mİ?
Projenin siyasi ve yönetsel açıdan en dikkat çekici boyutlarından biri de Türkiye'nin yönetim modeliyle ilgili tartışmalar.
Öncelikle iki konuyu birbirinden ayırmak gerekiyor: İdari sınırların yeniden düzenlenmesi ve devletin anayasal yapısının değiştirilmesi.
Yeni illerin kurulması, tek başına eyalet sistemine geçiş anlamına gelmez. Türkiye'nin üniter devlet yapısı içerisinde de idari düzenlemeler yapılabilir. Bu nedenle her yeni il önerisini doğrudan eyalet sistemiyle ilişkilendirmek de doğru değildir.
Ancak böylesine kapsamlı bir değişikliğin merkezi yönetim ile yerel yönetimler arasındaki yetki ve sorumluluk paylaşımını yeniden tartışmaya açacağı da açıktır.
Eyalet sistemi tartışması tam bu noktada önem kazanıyor.
Çünkü mesele yalnızca kaç ilin kurulacağı değil;
Bu illerin hangi yetkilerle donatılacağı.
Bütçelerinin nasıl belirleneceği ve merkezi yönetimle ilişkilerinin nasıl şekilleneceğidir.
Yerel yönetimlerin güçlendirilmesi, kamu hizmetlerinin yerel ihtiyaçlara göre düzenlenmesi ve karar alma süreçlerinin hızlandırılması başka; anayasal yönetim modelinin değiştirilmesi başkadır.
Türkiye'nin üniter yapısı ile daha etkin bir yerel hizmet anlayışı arasında tercih yapmak zorunda değiliz. Asıl mesele, ikisini bir arada koruyabilecek doğru idari modeli kurabilmektir.
Önemli olan yeni kurumlar kurmak değil, bu kurumların hangi yetkiyle ve hangi sorumlulukla çalışacağını belirlemektir.
BİR İL KURMANIN MALİYETİ HESAPLANDI MI?
Projenin göz ardı edilmemesi gereken bir başka ana başlığı da ekonomi.
Her yeni il; personel, bina, araç, güvenlik birimi ve işletme gideri demek. Bunların tamamı kamu bütçesinden karşılanacak.
Yeni illerin ekonomik sürdürülebilirliği, mevcut yatırımların dağılımına etkisi ve kurulacak kurumların sağlayacağı hizmet artışı birlikte değerlendirilmelidir.
Türkiye'nin mevcut ekonomik şartlarında kamu kaynaklarının verimli kullanılması gerekiyor. Bu nedenle idari yapılanma değişikliğinin maliyeti, sağlayacağı faydayla birlikte ortaya konulmalı.
Bir vatandaş sağlık hizmeti almak için başka bir şehre gitmek zorundaysa, yaşadığı yerin il olması tek başına çözüm değildir.
Önemli olan, o hizmeti sunabilecek altyapıyı oluşturmaktır.
DEVLETİN BÜYÜKLÜĞÜ, VATANDAŞINA VERDİĞİ HİZMETLE ÖLÇÜLÜR!
Türkiye'nin bulunduğu coğrafya ve geleceğe ilişkin siyasi gelişmeler düşünüldüğünde, idari yapıyı değiştirecek her önerinin dikkatle ele alınması gerekiyor.
“100 İl, 1000 İlçe” projesinden hareketle Türkiye'nin bölüneceğini veya eyalet sistemine geçileceğini ileri sürmek doğru değildir.
Türkiye'nin bu günkü ihtiyacı oturduğu yerde sadece konuşan siyasi söylemler değil; ekonomik hesabı yapılmış, hukuki çerçevesi belirlenmiş ve toplumsal faydası ortaya konulmuş bir idari reformdur.
Gelelim meselenin özüne…
Türkiye'nin temel sorunu 81 il olması değil, mevcut illerin tamamında vatandaşın eşit ve nitelikli kamu hizmetine ulaşamamasıdır.
Yeni iller kurmak elbette bir idari tercih olabilir.
Ancak bu tercih, mevcut sorunları çözmüyorsa devletin mevcut tabelalarını çoğaltmaktan öteye geçemez.
Devlet Bahçeli'nin yeniden gündeme taşıdığı bu proje, Türkiye'nin nasıl yönetileceğine ilişkin daha büyük bir tartışmanın kapısını aralıyor.
Bu tartışma, siyasi çekişmelerin ötesinde devletin geleceği ve vatandaşın beklentileri üzerinden yürütülmeli.
Türkiye'nin haritasında 100 il olabilir. Yeter ki 100 ayrı bürokrasi değil, vatandaşına eşit hizmet götüren güçlü bir devlet anlayışı büyüsün.
Çünkü haritayı yeniden çizmek kolaydır.
Zor olan, vatandaşın hayatını değiştirmek ve devletin gücünü onun sorunlarını çözmek için kullanmaktır.
YAZARLARIMIZ Tüm Yazarlarımız
Sosyolog – Aile Danışmanı – Yazar,arkadaşım Arzu Sakızlı ile toplumun sorunlarını konuşmaya devam ediyoruz... "Bir toplumun çöküşü her zaman ekonomik krizlerle, savaşlarla ya da büyük felaketlerle başlamaz. Bazen çok daha sessiz, çok daha tehlikeli bir yerden başlar: İnsanların birbirine duyduğu sa