Hava Durumu

Türkülerde yaşayan bir Kuvayı Milliye kahramanı “Sökeli Cafer Efe”

Yazının Giriş Tarihi: 17.06.2026 11:06
Yazının Güncellenme Tarihi: 17.06.2026 11:06

Sevgili okurlar, Söke denilince çoğumuzun aklına ilk gelen ne olur? Şüphesiz uçsuz bucaksız pamuk tarlaları, beyaz altın ve burnumuzun ucundaki o büyüleyici antik kentler...

Oysaki çok değil, yakın tarihimize dönüp baktığımızda, bu toprakların bağrından çıkmış öyle kahramanlar görürüz ki, adlarını tarihe altın harflerle yazdırmışlardır. Ama ne yazık ki onları yeterince tanımayız.

Resmi tarih kitapları onlara belki birkaç satırla değinir geçer.

Ne ulusal mecrada ne de kendi memleketlerinde hak ettikleri kadar bilinirler. Adını tesadüfen duyanların ise o ismin arkasındaki muazzam mücadeleden, o kahramanlığın nasıl ilmek ilmek işlendiğinden pek haberi yoktur.

Zaten böyledir; resmi tarih bazen satır aralarını boş bırakır ama halkın hafızası asla unutmaz. Belgeler bize yalnızca kuru tarihleri, rakamları ve olayları anlatır. Oysa bir yiğidin gözünü kırpmadan ölüme yürüyüşünü, bir annenin ardından döktüğü gözyaşını ve bir milletin yüreğinde bıraktığı o silinmez izi en iyi halkın kendi sesi fısıldar bize. İşte o yüzden kahramanlarımız; dedelerimizin o buğulu sesleriyle anlattığı hatıralarda, ninelerimizin mırıldandığı hüzünlü türkülerde ve dilden dile aktarılan destanlarda yaşamaya devam eder.

Söke'nin yetiştirdiği, bu toprakların ekmeğini yiyip suyunu içmiş Cafer Efe de tam olarak bu isimlerden biri...

Aradan bir asırdan fazla zaman geçti sevgili okurlar...

Dile kolay, koca bir yüzyıl. Ama bu topraklarda hâlâ onun adına yakılan türküler söyleniyor, hikâyeleri sanki dün yaşanmış gibi anlatılıyor. Neden biliyor musunuz?

Çünkü Cafer Efe'nin hikâyesi, yalnızca sıradan bir adamın hikâyesi değildir.

Çünkü onun hikâyesi; Kurtuluş Savaşı'ndaki o karanlık işgallere, Ege insanının çektiği tarifsiz acılara göğsünü siper edip bağımsızlık uğruna her şeyini feda etmenin asıl adıdır.

Tarih 15 Mayıs 1919’u gösterdiğinde, İzmir’in işgaliyle kapkara bir bulut çöktü Ege’nin üzerine. Yaklaşık üç yıl süren o kapkaranlık dönemde sadece şehirlerimiz, kasabalarımız değil; umutlarımız, hayallerimiz, insanların en mahrem hayatları bile işgal edildi.

Söke ve çevresi de bu zulümden payını en ağır şekilde aldı.

Bugün dönemin sararmış arşiv belgelerine, yerel kaynaklara baktığımızda karşımıza çıkan tablo, sıradan bir askerî işgalin çok ötesindedir.

Resmen bir kıyımdır yaşanan...

Köyler basıldı, evler yağmalandı, suçsuz günahsız insanlar katledildi.

Sadece eline silah alıp dağa çıkanlar değil; tarlasında buğdayını biçen, evinde aşını kaynatan sivil halk, kadınlar, çocuklar hedef oldu.

1 Haziran 1919'da Akçakayalı Feyzullah'ın güpegündüz öldürülmesi, Ağaçlı, Ferikler ve Yoğurtçular köylerinde yaşanan o vahşi saldırılar, Kemer Köyü yakınlarında elleri arkasından bağlı halde bulunan yedi Türk vatandaşının cansız bedeni...

Bunlar Söke halkının hafızasında öyle derin yaralar açtı ki, acısı kuşaktan kuşağa devroldu.

Kadınların, sabilerin maruz kaldığı o zulüm, savaşın en kirli, en karanlık yüzü olarak tarihe geçti.

İşte Akçakayalı devecilerden tutun da Ağaçlı Köyü'nün o masum kızlarına kadar uzanan bu sistematik baskılar, bir yerden sonra halkın sabrını taşırdı. Geleceği elinden alınmak istenen bir milletin bağrında, o meşhur Kuvayı Milliye ruhunu ateşleyen tam olarak bu acılar oldu.

Bilirsiniz, böyle zifiri karanlık zamanlarda önünüzde iki yol kalır: Ya sinip susmayı seçeceksiniz ya da her şeyi göze alıp direnmenin bir yolunu bulacaksınız.

Ege’nin efeleri, işte bu iki yoldan ikincisini, yani ölümü göze alıp başkaldırmayı seçenlerdir. Dağları mesken tutan bu yiğitler, sadece birer savaşçı değildi; onlar köylerinin namusu, ailelerinin sığınağı, bastıkları toprakların muhafızıydılar.

İşte Cafer Efe de o dağların, o şerefli direnişin en heybetli isimlerinden biriydi.

Aslında buralı da değildi. 1883 yılında Girit’in Kandiye şehrinde, toprağıyla uğraşan çiftçi bir ailenin çocuğu olarak doğmuştu. Ne zaman ki adadaki Osmanlı hâkimiyeti sona erdi, ne zaman ki Müslüman Türkler üzerindeki baskılar tahammül edilemez boyutlara ulaştı; işte o zaman genç Cafer’in hayatı da bambaşka bir yöne savruldu.

Anlatırlar ya; bir gün tarlada çalışırken bir Rum, pazar günü kiliseye gitmediği için hesap sormaya kalkmış ondan. Cafer’in "Ben Müslüman’ım" demesiyle başlayan o sert tartışma ve ardından çıkan kavga, onun Girit’teki hayatının sonu, dağlardaki ömrünün başlangıcı olmuş.

Halkın dilinde gezen hikâyelerinde bir de gençlik aşkı vardır Cafer Efe’nin... Gönlünü bir Rum kızına kaptırdığı, onunla evlenebilmek için çareler aradığı söylenir. Fakat önüne "din değiştirme, vaftiz olma" şartı konulunca, o asil duruşuyla bu şartı elinin tersiyle itmiş ve yönünü yeniden dağlara çevirmiş. Bu anlatıların ne kadarı resmî belgedir, ne kadarı halkın kendi gönlüne göre yakıştırdığı bir efsanedir bilemeyiz. Ama bildiğimiz somut bir gerçek var ki; Cafer Efe, Girit’ten Anadolu’ya uzanan o çileli zorunlu göçün ardından Söke’ye ayak bastı.

Ailesiyle önce Bodrum’a, sonra Söke’ye yerleştiler. Bir süre Kemalpaşalı Halil Efe’nin kahvesinde çalıştı, sessiz sedasız ekmeğinin peşinde koştu. Fakat kader, Ege’nin bu yiğit evladına sakin bir hayat sürme fırsatı tanımayacaktı. İzmir’in işgal haberi Söke’ye ulaştığında, içindeki o vatan ateşi yeniden parladı. "Evde oturmakla yurt kurtulmaz!" diyerek kahvehanedeki önlüğünü çıkardı, silahını kuşandı ve dağların yolunu tuttu.

Kısa sürede etrafına topladığı sadık arkadaşları ve gözü kara kızanlarıyla yerli Rum çetelerine, istilacı Yunan birliklerine kök söktürmeye başladı. Söke ve çevresinde gerçekleştirdiği ani baskınlarla düşmanın kabusu oldu. Yöre halkı, onun o heybetini ve cesaretini daha ilk günlerden bağrına bastı, adına türküler yakmaya başladı bile:

Akbaş Boğazı amanın sisli dumanlı,

Cafer de Efem geliyor iki yüz atlı.

Ali Efem de düşmana karşı şahlandı,

Açmış kolları amanın kartal kanatlı...

Cafer Efe'nin mücadelesi sadece kendi bölgesini korumaktan ibaret yerel bir hareket de değildi. Aydın Cephesi'ndeki o kritik çatışmalarda çok mühim roller üstlendi. Yörük Ali Efe'nin mücadelesine omuz verdi, İzmir’den gelen düşman destek birliklerinin önünü keserek direnişin seyrini değiştiren stratejik hamlelere imza attı.

Fakat ne yazık ki bu şanlı hikâye çok uzun sürmedi, sürmesine izin vermediler...

1919 yılının o sıcak Temmuz ayında, İzmir'den Aydın'a asker ve mühimmat taşıyan bir düşman trenini durdurmayı kafaya koymuştu. Kızanlarıyla birlikte Germencik yakınlarında pusuya yatmış, doğru anı bekliyordu. İşte tam o sırada, tarihimizin o en eski, en sinsi düşmanı çıktı sahneye: İhanet. Rivayet odur ki, pusunun yeri Çerkez Ahmet tarafından düşmana ihbar edilmişti.

Etrafı sarılıp çatışma başladığında, Cafer Efe arkasına bakıp geri çekilmeyi zül saydı. Yanındaki kızanlarına moral vermek, onlara cesaret aşılamak için kurşunların üzerine, dimdik ayağa kalkarak atıldı. Ve orada, aldığı ağır yaralarla şehadet mertebesine ulaştı.

Ne var ki düşmanın kini, onun cansız bedeninden bile çıkaramadı öfkesini. Ölümünün ardından yaşananlar, bu toprakların insanının canını en çok yakan, hafızasından asla silinmeyen cinstendir. Yunan askerleri onun aziz bedenine büyük bir saygısızlık yaptı. Başını keserek çevre köylerde dolaştırdılar; sırf halkın umudunu kırmak, direncini yerle bir etmek için de "İşte bu kel kelle Mustafa Kemal’indir" yalanını ortaya attılar.

Ama evdeki hesap çarşıya uymadı. Düşmanın hesaba katmadığı bir şey vardı: Bu milletin feraseti.

Ortaklar köyünde yaşlı, nur yüzlü bir köylü çıktı ortaya. Kesik başa baktı ve tarihe geçecek o sözü söyledi düşmanın yüzüne:

"Ben Mustafa Kemal'i hiç görmedim ama Cafer Efe'yi iyi tanırım. Yalan söylemeyin, bu Cafer Efe'dir!"

Düşmanın, bir yiğidin cansız bedenine bile tahammül edemeyerek sergilediği bu vahşet, aslında onun asil ruhundan duydukları korkunun ve çaresizliğin en net nişanesiydi. Ege insanı bu zulüm karşısında diz çökmedi; acısını sessizce bağrına bastı, gözyaşını içine akıttı ve kahramanını sonsuza kadar yaşatacak olan o hüzünlü türkülere emanet etti:

Cafer de Efem derler adıma,

Namım da salmış yüce dağlara.

Kurşun da atmış zalim çadıra.

Efem de efem, Cafer de efem,

Efeler içinde yiğit de efem.

Duruldu toplar Germencik içinde,

Vuruldu efem öğleyi geçende.

Nice de efeler peşinden gelir,

Efem de efem, Cafer de efem...

Görüyor musunuz sevgili okurlar? Bu dizeler sadece bir ölüm haberini, acı bir feryadı taşımıyor bizlere. Bir dönemin yangınını, bir milletin ortak acısını ve o acıdan doğan o sarsılmaz ortak hafızayı taşıyor.

Bu hazin olayın ardından Cafer Efe, sadece geçmişte kalmış bir Kuvayı Milliye savaşçısı olarak kalmadı; Ege halkının gönlünde direnişin ölümsüz sembollerinden biri hâline geldi.

Bugün Germencik'te şehit düştüğü yerde onun adına okullar yükseliyor; Söke'de caddeler, eğitim kurumları onun adıyla şerefleniyor. Göğe dimdik ve mağrur bakan heykeli Söke’nin meydanını süslüyor.

Aziz hatırası her yerde yaşıyor ama bana sorarsanız en çok, Ege köylerinde rüzgâr estikçe yankılanan o yanık türkülerin tınısında yaşıyor.

Belki de Cafer Efe'nin hikâyesinden bizlere kalan en büyük miras; savaşın ne kadar kirli ve yıkıcı olduğunu, ama her şeyden önemlisi, bir insanın vatanı ve hürriyeti için canını nasıl hiç düşünmeden ortaya koyabileceğini hatırlatmasıdır.

Çünkü tarih; sadece kalın kapaklı kitaplardan, büyük komutanların isimlerinden ve devasa meydan savaşlarının stratejilerinden ibaret değildir.

Tarih; bazen Giritli bir kahve çalışanının, sürgünle başlayıp Söke dağlarında vatan aşkıyla son bulan o muazzam ömrüdür.

Bazen bir halkın gözyaşını türkülere sığdırmasıdır.

Ve unutmayın ki; halkın kalbine nakşedilmiş bir türkü, kütüphane raflarında tozlanan en kalın tarih kitaplarından bile çok daha uzun ömürlüdür.

Başta Sökeli Cafer Efe olmak üzere, kanlarıyla ve canlarıyla bu toprakları bizlere ebedî vatan kılan bütün Kuvayı Milliye kahramanlarımızı rahmetle, minnetle ve sonsuz şükranla anıyorum.

Onların bir asır önce yaktığı o bağımsızlık meşalesi, dün olduğu gibi bugün de, yarın da bu aziz milletin en büyük güvencesidir.

Ruhları şad olsun.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.