Son dönemlerde ismine “İtibar suikastı” denilen kötüleme yada gözden düşürme şeklinde bir süreç yaşanıyor.
Normal vatandaşı ilgilendiren bir durum yok.
Daha çok siyasette ve bürokraside kullanılan bir araç.
Siyasetçi var yakında yapılacak bir seçimde milletvekili, belediye başkan adayı yada başka bir siyasi makam için hazırlık yapıyor.
Ancak söz konusu alanda rekabet olağanüstü fazla.
İşte burada karşı taraftan akla hayalle gelmeyen söylemler geliştiriliyor.
Daha çok elektronik ortamda yapılan bu karalama kampanyası sırasında muhatap doğduğuna doğacağına pişman ediliyor.
Bu tür karalamalar karşısında “tayin edicilerinde” kafası karışıyor.
İşin muhatabı kendisini ifade edinceye kadar talep ettiği makam elden gidiyor.
Bir süre sonra ithamların söz konusu insan ile uzaktan yakından alakası olmadığı gerçeği ortaya çıkıyor.
“Kusura bakma sana karşı yanlış yapıldı” deniliyor.
Ancak belirttiğimiz gibi iş işten geçmiş oluyor.
Bürokraside ise daha acımasız bir durum söz konusu.
Tam olarak atama ve tayin dönemlerinde ortaya çıkan bu karalama kampanyası ile hakkı olan istediği makama gelemezken liyakati olmayan çok sayıda bürokrat söz konusu makamlara gelip yerleşiyor.
Sonrasında belirttiğimiz gibi gerçekler ortaya çıkıyor ancak bunun hiç kimseye bir faydası yok.
Yeni bir marka
Yeni bir ürün
Yeni bir işyeri
Kamuoyu ile buluşacak.
Ancak yine söz konusu “itibar suikastçıları” öylesine büyük bir kara propaganda yapıyorlar ki.
İşyerleri daha açılmadan kapanıyor
Marka ölü doğuyor.
Söz konusu durum herhangi bir siyasi parti kuruluşunda da kendisini gösteriyor.
Akıl almaz yakıştırmalar.
İpe sapa gelmez ithamlar.
Ama arkası yok.
Dağılan aileler
Yıkılan yuvalar
Biten hayatlar
Hep bu iflah olmaz “itibar suikastçileri” üzerinden gerçekleşiyor.
Bizde “Geciken adalet adalet değildir” söylemi var.
Çok doğru.
Ancak yalan yanlış iftiralar ile bir sürü felaketin ortasına atılmış insanların hayatları karardıktan sonra iş düzelse gerçekler ortaya çıksa ne olacak.
“Ben öldükten sonra harap olsun Basra şehri” söylemi ile aynı noktada olan bu olumsuz durumun nasıl sona ereceğini işin doğrusu bizde bilmiyoruz.
Yazımızı da “Adalet herkese lazım” ifadesi ile bitiriyoruz.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Yüksel ERCAN
İtibar suikasti
Son dönemlerde ismine “İtibar suikastı” denilen kötüleme yada gözden düşürme şeklinde bir süreç yaşanıyor.
Normal vatandaşı ilgilendiren bir durum yok.
Daha çok siyasette ve bürokraside kullanılan bir araç.
Siyasetçi var yakında yapılacak bir seçimde milletvekili, belediye başkan adayı yada başka bir siyasi makam için hazırlık yapıyor.
Ancak söz konusu alanda rekabet olağanüstü fazla.
İşte burada karşı taraftan akla hayalle gelmeyen söylemler geliştiriliyor.
Daha çok elektronik ortamda yapılan bu karalama kampanyası sırasında muhatap doğduğuna doğacağına pişman ediliyor.
Bu tür karalamalar karşısında “tayin edicilerinde” kafası karışıyor.
İşin muhatabı kendisini ifade edinceye kadar talep ettiği makam elden gidiyor.
Bir süre sonra ithamların söz konusu insan ile uzaktan yakından alakası olmadığı gerçeği ortaya çıkıyor.
“Kusura bakma sana karşı yanlış yapıldı” deniliyor.
Ancak belirttiğimiz gibi iş işten geçmiş oluyor.
Bürokraside ise daha acımasız bir durum söz konusu.
Tam olarak atama ve tayin dönemlerinde ortaya çıkan bu karalama kampanyası ile hakkı olan istediği makama gelemezken liyakati olmayan çok sayıda bürokrat söz konusu makamlara gelip yerleşiyor.
Sonrasında belirttiğimiz gibi gerçekler ortaya çıkıyor ancak bunun hiç kimseye bir faydası yok.
Yeni bir marka
Yeni bir ürün
Yeni bir işyeri
Kamuoyu ile buluşacak.
Ancak yine söz konusu “itibar suikastçıları” öylesine büyük bir kara propaganda yapıyorlar ki.
İşyerleri daha açılmadan kapanıyor
Marka ölü doğuyor.
Söz konusu durum herhangi bir siyasi parti kuruluşunda da kendisini gösteriyor.
Akıl almaz yakıştırmalar.
İpe sapa gelmez ithamlar.
Ama arkası yok.
Dağılan aileler
Yıkılan yuvalar
Biten hayatlar
Hep bu iflah olmaz “itibar suikastçileri” üzerinden gerçekleşiyor.
Bizde “Geciken adalet adalet değildir” söylemi var.
Çok doğru.
Ancak yalan yanlış iftiralar ile bir sürü felaketin ortasına atılmış insanların hayatları karardıktan sonra iş düzelse gerçekler ortaya çıksa ne olacak.
“Ben öldükten sonra harap olsun Basra şehri” söylemi ile aynı noktada olan bu olumsuz durumun nasıl sona ereceğini işin doğrusu bizde bilmiyoruz.
Yazımızı da “Adalet herkese lazım” ifadesi ile bitiriyoruz.
YAZARLARIMIZ Tüm Yazarlarımız
15 Temmuz 2016 Cuma gecesi yer yerinden oynadı. Bir kâbustu... 52 yıla 4 askeri darbe sığdırmıştık, beşincisi neyse ki kalkışma ve girişim boyutunda kaldı. Ancak o gecenin can acıtıcı her sahnesi kuşkusuz bu ülkenin zihninde derin izler bıraktı. Halkına silah çeken asker, Meclis’in, bu ülkenin insa