Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Başbuğ Türkeş

Yazının Giriş Tarihi: 04.04.2022 13:47
Yazının Güncellenme Tarihi: 04.04.2022 01:47

"Yandı yürekler yandı, Yağan kar ile sönmez
Milyonlar bir ağızdan diyor "BAŞBUĞLAR ÖLMEZ"

Bugün Türk Dünyasının lideri Alparslan Türkeş’in aramızdan ayrılışının bugün 25 Yıl dönümü, bu vesile ile merhum Alparslan Türkeş’e bir kez daha Allah’tan rahmet Türk milletine baş sağlığı diliyoruz.

Ülkücü Hareketin  var olmasının ve bugünlere kadar yaşamasının öncüsü olan Alparslan Türkeş şu an hayatta olmasa bili fikirleri dünya durdukça yaşayacak olan bir lider olarak tarihe geçmiş durumdadır.

Her Ülkücünün tartışmasız lideri olan Türkeş‘in büyüsü, hayatının her döneminde, diğerlerinden farklı olmaktı.

Hücre ile tanışmak televizyonda akan nehrin kaynağına gidiyoruz.

Anılarını okuyoruz : ' iki inzibat erinin arasında, binanın alt katına doğru yol almaya başladık.

Bir hücre kapısı açıldı....
Oraya kapatıldım.
Penceresi yoktu.
Tepemde 15 mumluk (watt) bir ampul yanıyordu.'

3 Haziran 1933‘te İtalyan bandıralı Viyana gemisinden, Türkeş, annesi - babası ve kızkardeşi ile birlikte Tophane rıhtımına inmişti.

Şimdi, aynı Tophane semtinde Askerî tutuklu ve cezaevi hücresine kapatılmıştı.

Suç iddiası Turancılık‘tı.

Hücreden tabutluğa ,

Bir süre hücrede yattıktan sonra, hastaneye gönderildi.

Oradan tabutluğa...

Sirkeci Sansaryan Han‘daki tabutluğu şöyle anlatıyor : 'Beton duvarlara oyulmuş gibi yerlerdi. Tabut şeklindeydi. Âdeta duvarlardaki dikey oyuklardı. Telefon kulübesinden çok küçük, ancak bir insan alacak kadar. Duvarlarında demirden mengeneler ve prangalar vardı. Tavan çok alçaktı. Bazılarının kapıları kapalı duruyordu. İçeriden inleyen insanların sesi geliyordu. İçeridekilerin kimi külçe gibi, kimi de üstüne abdest yapmış haldeydi.' 

Tırnağı sökülüyor ,

Türkeş‘ten istenen, ihtilâl yapmayı amaçlayan bir sağcı örgütün militanı olduğunu itiraf etmesidir.

Hücre ve tabutluk vız gelmiştir.

İstenen itirafı Türkeş‘ten söküp, aldırtamamıştır. Türkeş, bu kez tırnağının sökülüşünü anlatıyor : 'Acımasızca, parmaklarımdan birini yakalayıp, tırnağımı çektiler. Aslında, ben o görevlilere acıyordum. Yönetim, bizi faşistlikle suçluyor ama, tüm faşizan yöntemleri kendileri kullanıyordu. İçimden -bu da geçer yahu-diyordum. ..........

Emniyet müdürü ansızın kapıyı açtı.

İçerideki manzarayı gördü.

Ardından, bir sağlık görevlisini yanıma getirdiler.

Kanayan parmağımı ilaçladılar. Sardılar.'

Öngörü ,Türkeş‘i yoğuran ve oluşturan, elbette sadece cesareti, tahammülü, karşılaştığı şiddet değildi.

Güçlü sezileri ile beslenen inançlarıydı.

Örneğin...
Daha 1944‘te... Mahkemede 'Türk Birliği' tartışması yapılırken, Türkeş, mahkeme başkanı hâkime şöyle diyor : 'Efendim meselâ, 1917‘de olduğu gibi, 1965‘te veya 1990‘da, Rusya‘da bir ihtilâl zuhur edebilir. O zamana kadar, Türkiye, harp endüstrisi bakımından da, ilim ve irfan bakımından da ilerlemiş bulunur... Türkiye‘nin de yardımı ile esir Türk devletlerinin birliğine doğru da yönelinebilir.'

Türkeş‘in Sovyetler Birliği‘nin çözüleceği ve Sovyetler Birliği egemenliği altındaki Türk Devletleri‘nin serbest kalacağı tarih için öngörüsündeki isabet, çok dikkat çekicidir.

Masasında bir taş var.

Üzeri damgalı...

İki Berlin‘i birbirinden ayıran duvardan koparılmış. 9.11.1989 tarihini taşıyor.

Sovyetler Birliği‘nin fiili çöküşü, 1989‘un sonu.

Ve dikkat ediniz. Türkeş, Turancılık‘tan yargılanırken, Sovyetler Birliği‘nin çöküş tarihi olarak 1990‘ı telâfuz etmiş.

İki ay yanılmayla aynı tarihi öngörmüş.

Kişileri liderliğe taşıyan, doğasındaki bazı üstün yeteneklerdir.

İnanmak ve inandırmak ,

Ancak, gerçekten inananlar inandırıcı olabilir.

Kızlarının adlarına bakıyoruz....

Ayzıt..... Göktürkler‘de fazilet ve güzellik ilâhesi....

Umay.... Göktürkler‘de fazilet ve şefkat meleği.

Sevenbige..... Kazan‘da hükümdarlık yapmış, yüksek ahlâklı bir kadının ismi.

Selcen.... Dede Korkut hikâyelerindeki Selcen Hatun‘dan geliyor. Anlamı, hamaratlık, güzellik ve fazilet.

Oğlu Tuğrul da, adını Türk büyüklerinden almış.

Hayatının her boyutunda Türklük tutkusu ve heyecanı var.

Köklü inancıyla yarattığı karizması, dalga dalga inanan kitleler yaratmış.

Hayatının daha sonraki bölümlerinde de, karizmanın ilmik ilmik dokunuşunu görüyorsunuz.

Hepimiz bilirizki insan ömrü, bir kronolojidir.

Son yılları özellikle önemlidir.

Çünkü, nihaî formasyonu ve sentezi yansıtır.

Türkeş, yaşadığı zaman zarfında bir siyaset bilgesiydi.

Aramızdan ayrılışının 25 yılında Allah rahmet eylesin.

BAŞBUĞ'A MEKTUP

Sana bu mektubu bir gece yarısında yazıyorum

Azatlığın zirvesinde sohbete dalmış yıldızlar

Zavallı dünya habersiz, zavallı dünya sağır

Bir Hârût’la Marut bir de ben dinliyorum

Derken kayıp gidiyor yıldızlardan birisi

Bir intikam fişeği gibi saplanıyor karanlığın karnına

Senin namına yıldızları kıskanıyorum.

Kim bilir kaç ışık yılı uzakta

Öfkeyle kollarını çeviriyor yalancı fecir

İmanım gibi biliyorum vakit asılmak vaktidir

Ve taksim gazinolarında trahomlu şairler

Mısra arıyorlar masaların altında

Kanını içiyorlar bilmeden “Cennet atları” nın

Ben yurdumun en sert tütününden bir sigara sarıyorum

Dumanı ciğerlerime değil iliklerime çekiyorum

Ne kadar ürkek ceylan varsa Asya çöllerinde

Domaniç yaylasında ne kadar dizginsiz at

Başlıyorlar koşmaya kılcal damarlarımda

Sıcak solukları yalarken alnımı

Toynaklarını hissediyorum alyuvarlarımda.

Sana bu mektubu evimin balkonunda yazıyorum

Sağ elimi koyuyorum tam yüreğimin üstüne

Çankaya yokuşunda söylediğimiz marşı duyuyorum

Ulu kayalar parçalanıyor beynimin bir yerinde

Bir yerinde demirden dağlar eriyor

Atlas yelkenli gemileri unutmuş birkaç levent

Viski kokulu bulvarlarda yavaş yavaş ölüyor

İstediğin o seccadeyi hemen gönderiyorum

Üstünde Kabe resmi ve anamın duaları var

Ve bildiğin sebeplerden ben gelemiyorum.

Yine biliyorsun ki , Sevmedim ülküden başkasını

Başı dumanlı dağları, dolunayı, ufukları

Bir de Çankaya yokuşunda rüzgara tutulmuş saçlarını

Önce Allah, sonra genlerim şahit.

Sevgimi üçbin yıl sonra doğacak torunuma yolluyorum

Trahomlu şairler doğruluyorlar masaların altından

Elleri fahişelerin karanlık saçlarında

Benim kalemimden kan değil süt damlıyor

Geceler boyu böyle geleceği emziriyorum

Kahrolayım sevmedim ülküden başkasını

Bir de seni çok seviyorum

Dilaver Cebeci

Yükleniyor..