Çay çorba yetmez, sosyal belediyecilik palyatif bakımla başlar
Yazının Giriş Tarihi: 30.06.2026 11:20
Yazının Güncellenme Tarihi: 30.06.2026 11:20
Belediyecilik, yalnızca asfalt dökmek, konser vermek, vatandaşı kaydıraktan kaydırmak, park yapmak, kaldırım yapmak, kasis ya da sosyal tesis açıp çay, çorba, balık dağıtmakla sınırlı bir hizmet alanı değildir.
Yerel yönetimlerin asli sorumluluğu; doğrudan insan hayatına dokunan, toplumun en kırılgan kesimlerini koruyan ve yaşam kalitesini artıran hizmetleri öncelemektir.
Bu noktada kaçınılmaz bir soru ortaya çıkıyor: Belediyeler yeme-içme alanlarına yatırım yaparken neden aynı hassasiyeti palyatif bakım merkezleri için göstermiyor?
Oysa ihtiyaç açık ve giderek büyüyor. Palyatif bakım, yalnızca bir tedavi süreci değil; insan onuruna yakışır bir yaşamın son evresini mümkün kılan bütüncül bir destek sistemidir. Ağır hastalıklarla mücadele eden bireylerin hem fiziksel hem de psikolojik yükünü hafifletir. Beslenme güçlüğü çeken, yatak yaralarıyla mücadele eden, solunum cihazına bağlı yaşayan ya da yoğun bakımdan çıkmış fakat henüz ev koşullarına uygun olmayan hastalar için bu merkezler adeta bir ara yaşam alanıdır.
Bugün kanser, ALS, MS, ileri düzey nörolojik hastalıklar ve felç gibi durumlarla mücadele eden binlerce insan var.
Bu hastaların önemli bir kısmı ya hastanelerde uzun süreli yatışlarla sistemi zorluyor ya da evde yetersiz imkânlarla bakılmaya çalışılıyor. Oysa doğru planlanmış bir palyatif bakım merkezi, hem hastanelerin yükünü azaltır hem de hastalara daha insani, daha sürdürülebilir bir bakım sunar.
Belediyelerin burada üstlenebileceği rol son derece kritiktir. Yerel yönetimler, hastanelerle iş birliği içinde, onların tıbbi desteğini alarak kendi bünyelerinde palyatif bakım merkezleri kurabilir. Bu merkezler yalnızca sağlık hizmeti sunmakla kalmaz; hasta yakınlarına nefes aldırır, toplumsal dayanışmayı güçlendirir ve gerçek anlamda sosyal belediyeciliği hayata geçirir.
Elbette sosyal tesisler, kafeler ve restoranlar da kent yaşamına değer katar.
Ancak bu yatırımların öncelik sıralaması tartışmaya açıktır. Bir şehirde insanların keyifli vakit geçirebileceği mekânlar kadar, en zor anlarında sığınabilecekleri bakım merkezlerine de ihtiyaç vardır. Hatta belki daha fazla.
Unutulmamalıdır ki bir toplumun gelişmişliği, en güçlülerinin değil, en zayıflarının nasıl yaşadığıyla ölçülür. Palyatif bakım merkezleri, bu ölçünün en somut göstergelerinden biridir. Belediyeler için gerçek “hayır duası” da tam olarak burada saklıdır: İnsanların en çaresiz anlarında yanlarında olabilmekte.
Bugün atılacak doğru adımlar, yarının daha merhametli ve daha güçlü toplumunu inşa edecektir. Belediyelerin yatırım tercihleri de bu vizyonun en belirleyici unsurlarından biri olmaya devam edecektir.
Siyasetçilerin en uğrak yerlerinden biri hali hazır olan hastanelerdir. Sözün değil icraatın konuştuğu bir dönemi başlatın.
En çok ihtiyaç duyulan yerde, en kırılgan hayatların yanında olun. Şimdi adım atma zamanı… Ey hastane ziyaretlerine önem veren siyasiler yapın hareketinizi çakın çivinizi görelim.
Sağlık Bakanlığı’nın 23 Haziran 2026 tarihli Resmi Gazete’nin 33289 sayılı nüshasında yayımlanan yönetmelik, evde sağlık ve palyatif bakım hizmetlerinin standartlarını, işleyişini ve başvuru süreçlerini baştan aşağı yenilemiştir. Bu düzenleme, belediyeler için önemli bir fırsat sunmaktadır.
Yerel yönetimler, bu mevzuatın sağladığı çerçeveye dayanarak palyatif bakım merkezleri kurabilir ve sosyal belediyecilik adına gerçek bir destek mekanizması geliştirebilir.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Uğur GENCER
Çay çorba yetmez, sosyal belediyecilik palyatif bakımla başlar
Belediyecilik, yalnızca asfalt dökmek, konser vermek, vatandaşı kaydıraktan kaydırmak, park yapmak, kaldırım yapmak, kasis ya da sosyal tesis açıp çay, çorba, balık dağıtmakla sınırlı bir hizmet alanı değildir.
Yerel yönetimlerin asli sorumluluğu; doğrudan insan hayatına dokunan, toplumun en kırılgan kesimlerini koruyan ve yaşam kalitesini artıran hizmetleri öncelemektir.
Bu noktada kaçınılmaz bir soru ortaya çıkıyor: Belediyeler yeme-içme alanlarına yatırım yaparken neden aynı hassasiyeti palyatif bakım merkezleri için göstermiyor?
Oysa ihtiyaç açık ve giderek büyüyor. Palyatif bakım, yalnızca bir tedavi süreci değil; insan onuruna yakışır bir yaşamın son evresini mümkün kılan bütüncül bir destek sistemidir. Ağır hastalıklarla mücadele eden bireylerin hem fiziksel hem de psikolojik yükünü hafifletir. Beslenme güçlüğü çeken, yatak yaralarıyla mücadele eden, solunum cihazına bağlı yaşayan ya da yoğun bakımdan çıkmış fakat henüz ev koşullarına uygun olmayan hastalar için bu merkezler adeta bir ara yaşam alanıdır.
Bugün kanser, ALS, MS, ileri düzey nörolojik hastalıklar ve felç gibi durumlarla mücadele eden binlerce insan var.
Bu hastaların önemli bir kısmı ya hastanelerde uzun süreli yatışlarla sistemi zorluyor ya da evde yetersiz imkânlarla bakılmaya çalışılıyor. Oysa doğru planlanmış bir palyatif bakım merkezi, hem hastanelerin yükünü azaltır hem de hastalara daha insani, daha sürdürülebilir bir bakım sunar.
Belediyelerin burada üstlenebileceği rol son derece kritiktir. Yerel yönetimler, hastanelerle iş birliği içinde, onların tıbbi desteğini alarak kendi bünyelerinde palyatif bakım merkezleri kurabilir. Bu merkezler yalnızca sağlık hizmeti sunmakla kalmaz; hasta yakınlarına nefes aldırır, toplumsal dayanışmayı güçlendirir ve gerçek anlamda sosyal belediyeciliği hayata geçirir.
Elbette sosyal tesisler, kafeler ve restoranlar da kent yaşamına değer katar.
Ancak bu yatırımların öncelik sıralaması tartışmaya açıktır. Bir şehirde insanların keyifli vakit geçirebileceği mekânlar kadar, en zor anlarında sığınabilecekleri bakım merkezlerine de ihtiyaç vardır. Hatta belki daha fazla.
Unutulmamalıdır ki bir toplumun gelişmişliği, en güçlülerinin değil, en zayıflarının nasıl yaşadığıyla ölçülür. Palyatif bakım merkezleri, bu ölçünün en somut göstergelerinden biridir. Belediyeler için gerçek “hayır duası” da tam olarak burada saklıdır: İnsanların en çaresiz anlarında yanlarında olabilmekte.
Bugün atılacak doğru adımlar, yarının daha merhametli ve daha güçlü toplumunu inşa edecektir. Belediyelerin yatırım tercihleri de bu vizyonun en belirleyici unsurlarından biri olmaya devam edecektir.
Siyasetçilerin en uğrak yerlerinden biri hali hazır olan hastanelerdir. Sözün değil icraatın konuştuğu bir dönemi başlatın.
En çok ihtiyaç duyulan yerde, en kırılgan hayatların yanında olun. Şimdi adım atma zamanı… Ey hastane ziyaretlerine önem veren siyasiler yapın hareketinizi çakın çivinizi görelim.
Sağlık Bakanlığı’nın 23 Haziran 2026 tarihli Resmi Gazete’nin 33289 sayılı nüshasında yayımlanan yönetmelik, evde sağlık ve palyatif bakım hizmetlerinin standartlarını, işleyişini ve başvuru süreçlerini baştan aşağı yenilemiştir. Bu düzenleme, belediyeler için önemli bir fırsat sunmaktadır.
Yerel yönetimler, bu mevzuatın sağladığı çerçeveye dayanarak palyatif bakım merkezleri kurabilir ve sosyal belediyecilik adına gerçek bir destek mekanizması geliştirebilir.
Kalın sağlıcakla...
YAZARLARIMIZ Tüm Yazarlarımız
Eskiden mahalle bakkalları vardı. İnsan neye ihtiyacı varsa oradan almaya çalışırdı. Ekmek bulunurdu. Şeker bulunurdu. Çay bulunurdu. Paranız varsa alırdınız. Yoksa da bakkalın veresiye defterine yazdırır, yine alırdınız. Bugün alışveriş merkezleri var. Dijital mağazalar var. Dünyanın öbür ucund