Dün derste bir meslektaşımı misafir ettim.
Gençlere baktı.
Gözlerinde hem umut hem kaygı vardı.
Ve dedi ki:
“İşler her zaman iyi gitmeyebilir. Ama teknoloji çağındayız. Yapay zekânın sunduğu fırsatları iyi değerlendirin. ChatGPT ve benzeri platformlardan korkmayın. Unutmayın… Her zaman çalışan ele ve gülen yüze ihtiyaç olacak.”
Bu bir nasihat değildi. Bir yön tarifiydi.
Çünkü biz artık bilgi çağını da geride bıraktık.
Şimdi karar hızının, veri yoğunluğunun ve algoritmik aklın çağındayız.
Artık ezber kıymetli değil.
Yorum kıymetli.
Artık bilgiye ulaşmak marifet değil.
Bilgiyi sorumluluğa dönüştürmek marifet.
Yapay zekâ yazabilir.
Hesaplayabilir.
Model kurabilir.
Ama bir fabrikanın kapısından içeri girip ustanın gözündeki endişeyi okuyamaz.
Bir yatırımcının masasındaki tereddüdü hissedemez.
Bir şehirde güven iklimi oluşturamaz.
Teknoloji araçtır.
İnsan ise yön tayin edendir.
Gençler şunu bilmeli:
Makineye karşı yarışmayacaksınız.
Makineyi yanınıza alacaksınız.
Ama asıl rekabet karakterde olacak.
Çünkü artık sıradan mühendislik sıradanlaşacak.
Sıradan yönetim sıradanlaşacak.
Sıradan analiz sıradanlaşacak.
Fark; kriz anındaki soğukkanlılıkta, zor zamanda verilen sözde, kimsenin görmediği yerde gösterilen ahlakta ortaya çıkacak.
Yarın şehirler dijitalleşecek.
Üretim otomasyona bağlanacak.
Karar mekanizmaları veriyle beslenecek.
Ama o şehirleri ayakta tutan şey hala insan olacak.
Bir kurumu güçlü yapan yazılım değildir.
Güvenilir kadrodur.
Bir firmayı büyüten algoritma değildir.
Sahaya inen iradedir.
Bir ülkeyi ileri taşıyan yalnızca teknoloji değildir.
Çalışma kültürüdür.
Ve evet…
Her zaman çalışan ele ihtiyaç olacak.
Ama sadece fiziksel anlamda değil.
Üreten ele.
Sorumluluk alan ele.
Taşın altına elini koyan ele.
Ve gülen yüze…
Çünkü geleceğin en kıymetli sermayesi insan ilişkileri olacak.
Soğuk ekranların arasından sıcak güven doğmaz.
Güven; bakışla kurulur, sözle büyür, davranışla kalıcı olur.
Bunu inşa edecek olan biziz.
Gençlere korku değil, cesaret vermeliyiz.
Kaçmayı değil, dönüşmeyi öğretmeliyiz.
Çünkü teknolojiye direnen kaybeder.
Teknolojiye teslim olan silinir.
Teknolojiyi yöneten kazanır.
Ama teknolojiyi yönetenin de insan kalması gerekir.
Bizim asıl meselemiz bu: Makineleşen dünyada insan kalabilmek.
Ve insan kalırken üretebilmek.
Çünkü geleceğin şehirlerini yazılım kuracak, ama o şehirlerin ruhunu insanlar inşa edecek.
Geleceğin kurumlarını veri yönetecek, ama o kurumların adaletini insanlar belirleyecek.
Geleceğin rekabetini teknoloji hızlandıracak, ama güveni ve itibarı yine insanlar kazanacak.
Gerçek liderlik; algoritma üretmek değil, insan yetiştirmektir.
Gerçek vizyon; dijital dönüşümü başlatmak değil, o dönüşümün merkezine insanı koyabilmektir.
Çünkü yarın bu satırlar okunurken bile bir şey değişmeyecek:
Çalışan ele ihtiyaç olacak.
Gülen yüze ihtiyaç olacak.
Ve en çok da sorumluluk alan insana.