Her bahar yaklaşırken kendime söz veririm:
“Bu sene farklı olacak…”
Daha dikkatli besleneceğim.
Mevsime uygun giyineceğim.
Kimseyle öpüşmeyeceğim…
Hatta işi biraz ileri götürüp, tokalaşmayı bile azaltacağım.
Bir disiplin…
Bir kararlılık…
İlk birkaç gün?
Gayet iyi.
Sonra…
Önce hafif bir geniz kaşıntısı…
Ardından peş peşe hapşırıklar…
Ve o kaçınılmaz cümle: “Yine yakalandık…”
Anlayacağınız: Sınıfta kaldık.
Demek ki mesele sadece dikkat etmek değilmiş.
Demek ki hayat, “ben her şeyi kontrol ediyorum” dediğimiz yerde küçük hatırlatmalar yapmayı seviyor.
Evde uzanıyorum…
Grip ile aramızda sessiz bir anlaşma var artık.
Telefon çaldı.
Tanımadığım bir numara.
Bir kez değil…
İki kez değil…
Tam 4 kez aramış.
Benim de bir alışkanlığım var:
Arayanı, en geç 24 saat içinde geri ararım.
“İnsanlık ölmesin” diye…
Aradım.
Karşı taraf açtı.
İlk cümle: “Sen kimsin?”
Dedim ki: “Kim sorduğuna bağlı…”
Cevap gecikmedi: “Sen aradın ya!”
Sakinliğimi koruyarak: “Siz 4 kez aramışsınız…” dedim.
Ve final: “Olabilir. Bu size akşam 20.00’den sonra arama hakkı vermez!”
…
İşte orada durdum.
Ne grip kaldı aklımda, ne yorgunluk…
Sadece şu soru: “Hata kimde?”
Sonra döndüm kendime:
“4 kez arayan, 5. kez de arar.
Her arayana dönmek zorunda mısın?
Her iyi niyetin karşılığı olmak zorunda mı?”
Cevap net: Hayır.
İyi niyet güzel şeydir.
Ama ölçüsüz olursa, insanı yorar.
Her arayana dönmek…
Her talebe koşmak…
Herkesi memnun etmeye çalışmak…
Bunlar erdem gibi görünür.
Ama doz aşımı, yük olur.
Şehirler de böyledir.
Her isteğe “evet” diyen, her talebi karşılamaya çalışan, herkesi aynı anda memnun etmeye uğraşan yönetimler…
Bir süre sonra yorulur.
Dağılır.
Verimi düşer.
Oysa iyi yönetim;
Her şeyi yapmak değil, doğru olanı zamanında yapabilmektir.
Her isteğe cevap vermek değil, önceliği doğru belirleyebilmektir.
Bireyde de, şehirde de gerçek güç: Sınır koyabilmekte saklıdır.
Ne tamamen kapalı olacağız, ne de herkese sınırsız açık.
Ne tamamen kontrol, ne tamamen savrulma…
Hayat bazen bir grip ile, bazen bir telefonla aynı dersi verir: “Dengeyi kur…”
Son söz:
Grip geçer. Ama alınan ders kalır.
Ve bazen en büyük iyileşme, vücuttan değil, bakış açısından başlar.
Şehir yönetmek de biraz böyledir…
Gürültüye değil, ihtiyaca kulak vermek gerekir.
Çok konuşana değil, doğru söyleyene odaklanmak…
Ve en önemlisi;
Her kapıyı çalanı değil, gerçekten çözüm bekleyeni fark edebilmek…
Kısa not: Kendinize dikkat edin.
Ve… Herkese yetişmeye çalışmayın.
Çünkü…
Herkese yetişen, bir süre sonra kendine geç kalır.