Aristo yüzyıllar önce tek bir cümle kurdu.
Ne slogan attı, ne suçlu aradı:
“Rüzgârları değiştiremezseniz, yelkenleri doğru açın.”
Hayatın en gerçek cümlelerinden biridir bu.
Çünkü rüzgâr çoğu zaman bizim dışımızdadır.
Ekonomi, coğrafya, afetler, krizler, insanlar…
Hepsi birer rüzgâr.
Ama yelken…
İşte o bize aittir.
Bugün en çok yapılan hata şudur: Rüzgârı suçlamak.
Oysa denizcilik şunu öğretir:
Yanlış yelkenle, en iyi rüzgâr bile gemiyi hedefe götürmez.
Şehirler de böyledir.
Kurumlar da.
İnsanlar da.
Kaynağınız olabilir ama aklınız yoksa; niyetiniz iyi olabilir ama planınız yoksa; çok konuşabilir ama yön tayin edemiyorsanız; o rüzgâr sizi ilerletmez, savurur.
Bir deprem olur, “kader” deriz.
Bir kriz çıkar, “şartlar” deriz.
Bir iş yürümez, “zamanı değil” deriz.
Oysa asıl soru artık şudur: Nereye gidiyoruz?
Çünkü yelken yalnızca açılmaz, aynı zamanda istikamete göre ayarlanır.
Bugünü kurtaran açılar değil, yarını taşıyan rotalar lazımdır.
Biz rüzgârın yönünü tartışmakla vakit kaybedemeyiz.
Önümüzde; daha güvenli şehirler, daha dayanıklı yapılar, daha akıllı sistemler, daha ehil kadrolar vardır.
Hedefi olmayan yelken savrulur.
Rotası olmayan gemi yorulur.
Bizim derdimiz rüzgârla kavga etmek değil; bu şehir için, bu ülke için, yarını taşıyacak yelkeni bugünden hazırlamaktır.
Çünkü rüzgâr hep esecek.
Ama biz, yelkeni nereye çevireceğimizi biliyorsak, yarın da orada olacaktır.