Siyasette bazı insanlar vardır; ne söylediğinden çok, kime yöneldiğiyle geleceği belirler.
Bazı insanlar vardır; hayatı sloganlarla değil, alet çantasıyla okur.
Sözle değil, taşıdığı emanetle taraf olur.
Dün gece böyle biriyle yemek yedim.
1968 Haziranı…
Hakkâri Zap Köprüsü.
Bir ay boyunca, öğrenci talebe birliğinden bir genç, o köprünün yapımında çalışıyor.
Bunu anlatırken, meseleyi sadece bir anı olarak değil, bir duruşun başlangıcı olarak görüyor.
Şöyle diyor:
Düşünün…
Kökleri Balkanlara dayanan, ailesi İzmit’e yerleşmiş bir gence; hiç Türkçe konuşamayan yöre insanları, üç öğün yemek getiriyor.
Üstelik her gün, şantiye alanına taşıyarak.
Ne CV var…
Ne kartvizit…
Ne de kimlik sorusu.
Sadece güven, emek ve memleket duygusu.
1971 muhtırası sonrası…
Bir mahalle kahvesi.
Genç bir elektrik mühendisliği öğrencisi.
İç cebinde bir tornavida.
Görevliler geliyor.
Tornavida, kesici alet sayılıyor.
Gözaltı.
Karakolda beklerken susmuyor.
Gençlik Marşı’nı yüksek sesle söylüyor.
Çünkü bazı insanlar, susarak hayatta kalmayı değil, konuşarak sorumluluk almayı seçer.
Tesadüf bu ya…
Kente yeni gelmiş vali, teftiş için karakola uğruyor.
Bir ses duyuyor.
“Bu genç neden burada?” diye soruyor.
Genç anlatıyor:
“Kahvede oturuyordum. Cebimdeki tornavidayı suç aleti sayıp buraya getirdiler.”
Vali net:
“Serbest bırakın.”
Ama genç kalkmıyor. “Tornavidamı almadan asla…” diyor.
Kargaşada kaybolmuş tornavida.
Gece 23.00 civarı…
Tanıdık bir elektrikçiye dükkân açtırılıyor.
Yeni bir tornavida temin ediliyor.
Genç, tornavidasını alıyor ve ancak ondan sonra karakoldan çıkıyor.
Çünkü onun için mesele özgürlük değil.
Mesele, emanetin yerde kalmaması.
Ben de bir mühendisim.
Elektrik mühendisiyim.
Belki bu yüzden tornavida meselesini herkes gibi dinleyemiyorum.
Bugün hâlâ, ilgi duyduğu partinin tüm üyelerinin adını, işini, doğum tarihini ezbere biliyor.
Siyaseti kulaktan dolma değil, hafızadan okuyor.
Günü değil, yarınları hesap ediyor.
1947 doğumlu olduğunu söylemeye gerek yok.
Onu tanıyanlar zaten şimdi gülümsedi.
“Bizim abiyi yazmışlar” dediler bile.
Bazı insanlar vardır; makamdan önce yükü, yetkiden önce sorumluluğu düşünür.
Ve siyasette yön arayan herkes şunu bilir:
Bazı isimler konuşmaz, istikamet gösterir.
Bu yüzden bugün asıl soru şudur:
Kim öne çıkacak değil, kimin işaret ettiği yön esas alınacak?
Çünkü bu ülke, emaneti devralmadan kürsüye çıkanlarla değil; emaneti almadan gitmeyenlerle yol alır.
Ve geleceğe dair sağlam hedefler kurmak isteyen herkes bilir ki; bazı insanlar ihtiyaç değildir, zorunluluktur.