İsimler birbirine benzer. Şehirler benzer. Ülkeler benzer.
Ama benzemek, aynı olmak değildir.
Mihaliç’te ünlenen peyniri, Mihalıççık’ta aramak gibi…
Harita açıktır ama zihin kapalıdır.
Kelime okunur ama anlam atlanır.
Bu bir dikkatsizlik midir?
Yoksa gerçekten okumamak mıdır?
Benzer isimlerin arkasına saklanan büyük yanılgılar vardır.
Bir dönem, adı Afrika ile özdeşleşmiş bir madeni; isminin sonunda “Afrika” geçiyor diye aynı jeopolitik zeminde sananları gördük.
Güney Afrika ile Orta Afrika Cumhuriyeti aynı değildir.
Biri güçlü bir sanayi ve madencilik altyapısına sahiptir.
Diğeri farklı bir tarihsel ve ekonomik gerçekliğe.
Ama biz bazen isim benzerliğinden gerçeklik benzerliği üretiriz.
İşte asıl tehlike burada başlar.
Çünkü yanlış okunan harita, yanlış yatırımı doğurur.
Yanlış okunan insan, yanlış güveni.
Yanlış okunan şehir, yanlış geleceği.
Bu mesele sadece coğrafya meselesi değil.
Bu mesele; veriyi gerçekten okuyup okumamak, bir projeyi başlığıyla değil içeriğiyle tartmak, bir insanı söylentiyle değil emeğiyle değerlendirmek meselesidir.
Bugün şehirler büyüyor gibi görünüyor.
Yeni yollar açılıyor.
Yeni tabelalar asılıyor.
Yeni projeler açıklanıyor.
Ama biz gerçekten okuyor muyuz?
Bir yatırım dosyasını başlığından mı alkışlıyoruz, yoksa fizibilitesini mi inceliyoruz?
Bir yöneticiyi fotoğrafından mı değerlendiriyoruz, yoksa kriz anındaki duruşundan mı?
Bir şehri sloganıyla mı seviyoruz, yoksa altyapısına bakarak mı güveniyoruz?
Dikkatlilik, anlıktır.
Okumak, bilinçtir.
Dikkat gözle ilgilidir.
Okumak vicdanla.
Dikkat hata yapmamayı sağlar.
Okumak doğruyu inşa etmeyi.
Dikkat refleks üretir.
Okumak sistem kurar.
Ve şehirler refleksle değil, sistemle büyür.
Bugün en büyük sorun bilgi eksikliği değil.
Yüzeysel bilgi bolluğudur.
Başlık okuyan ama metne inmeyen bir çağdayız.
Haritaya bakan ama araziyi yürümeyen bir çağdayız.
İsme güvenen ama içeriği sorgulamayan bir çağdayız.
Oysa gelecek; isim benzerliğine takılanların değil, detayı ayırt edebilenlerin olacak.
Eğer bir gün; Şehirlerimiz doğru yatırımı yapacaksa, gençlerimiz doğru alanlara yönelecekse, ülkemiz doğru ortaklıklar kuracaksa…
Bu, daha dikkatli olduğumuz için değil, daha derin okuduğumuz için olacak.
Çünkü Mihaliç peynirini Mihalıççık’ta aramamak; sadece coğrafya bilgisi değil, zihinsel disiplin meselesidir.
Ve zihinsel disiplin, geleceğin en stratejik sermayesidir.
Gürültü yüksek olabilir. Algı hızlı yayılabilir.
Ama yarını, sessizce okuyanlar kuracak.
İsimleri değil, anlamı ayırt edenler…
Ve belki de gerçek fark, en çok konuşanların değil, en doğru okuyanların eseri olacak.