Fakat gözden kaçırdığımız çok önemli bir gerçek var:
Bir toplumun dili zayıflarsa, düşünce derinliği de zayıflar.
Çünkü kelime hazinesi küçülen toplumların hayâl gücü de küçülür.
Hayâli küçülen milletlerin ise geleceğe yürüme kudreti azalır.
İşte bu yüzden; “düzeltme işareti” dediğimiz o küçük şapka, aslında büyük bir medeniyet meselesidir.
Bu mesele; yalnızca Türkçe öğretmenlerinin değil, belediyelerin, üniversitelerin, medyanın, yerel yöneticilerin, milletvekillerinin, hatta ülkenin geleceğine kafa yoran herkesin meselesidir.
Çünkü bir şehrin gerçek kalitesi; sadece yükselen binalarla değil, insanlarının konuşma biçimiyle, çocuklarının kurduğu cümlelerle, okullarındaki fikir iklimiyle, meydanlarında hissedilen kültür seviyesiyle anlaşılır.
Bir belediye başkanı düşününüz…
Yollar yapabilir.
Köprüler kurabilir.
Yeni yaşam alanları açabilir.
Fakat asıl mesele şudur:
O şehirde yaşayan insanlar; kendi diline, kendi kültürüne, kendi medeniyet mirâsına ne kadar bağlı kalabiliyor?
Çünkü gerçek şehircilik; yalnızca beton üretmek değil, aidiyet üretmektir.
Gerçek siyâset ise; yalnızca seçim kazanmak değil, gelecek nesillere karakter bırakabilmektir.
Bir milletvekili düşününüz…
Kanun teklifleri verebilir.
Komisyonlarda görev alabilir.
Fakat kendi milletinin dil hassâsiyetine ne kadar sâhip çıkıyor?
Çünkü dilini koruyamayan toplumlar, zamanla kimlik mücâdelesi vermek zorunda kalır.
Bakınız…
Japonya teknolojide devdir ama diline dokundurtmaz.
Fransa kültür konusunda son derece hassastır.
Almanya terminolojisini korumak için büyük bütçeler ayırır.
Çünkü güçlü devletler şunu çok iyi bilir:
Dil giderse, medeniyet çözülmeye başlar.
Bizim meselemiz yalnızca nostalji değildir.
Bu; geleceği inşâ etme meselesidir.
Bugün çocuklarımızın zihninden kelimeler kayarsa, yarın fikirler de kayar.
Fikir kayarsa, istikâmet kayar.
İstikâmet kayarsa, toplumun ortak hafızası da çözülür.
İşte bu yüzden; “hâlâ”daki şapka küçücük olabilir…
Ama temsil ettiği şey küçücük değildir.
Bazen bir milletin geleceği, bir harfin üzerindeki incelikte saklıdır.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Necmi Cemal
BİR MİLLETİN HAFIZASI, BAZEN BİR ŞAPKADA GİZLİDİR
Bazı toplumlar teknolojileriyle büyür.
Bazıları ekonomileriyle…
Bazıları ise kelimelerini koruyabildiği ölçüde ayakta kalır.
Çünkü bir milletin gerçek sermâyesi; yalnızca fabrikaları, yolları ya da plânları değildir.
Asıl sermâye; o toplumun hafızasıdır.
Ve hafıza, çoğu zaman bir kelimenin içine saklanır.
Bugün genç nesillerin büyük bölümü; “hâlâ” yerine “hala”, “kâr” yerine “kar”, “âlem” yerine “alem”, “hikâye” yerine “hikaye” yazıyor.
İlk bakışta küçük bir mesele gibi görünebilir.
Oysa burada kaybolan yalnızca bir işaret değildir.
Bir anlam inceliği, bir medeniyet terbiyesi, bir kültür devamlılığıdır.
Çünkü Türkçe; sadece konuşulan bir dil değil, aynı zamanda büyük bir târihin taşıyıcısıdır.
Bir düşününüz…
“Kar” ile “kâr” aynı şey değildir.
“Hala” ile “hâlâ” aynı mânâyı taşımaz.
“Katil” ile “kâtil” arasında bile kader değiştirecek kadar büyük fark vardır.
Demek ki bazen küçücük bir işaret, bir cümlenin vicdânını değiştirir.
Bugün hız çağındayız.
İnsanlar artık düşünerek değil, acele ederek yazıyor.
Kelimeler kısalıyor, cümleler sığlaşıyor, üslûp kayboluyor.
Fakat gözden kaçırdığımız çok önemli bir gerçek var:
Bir toplumun dili zayıflarsa, düşünce derinliği de zayıflar.
Çünkü kelime hazinesi küçülen toplumların hayâl gücü de küçülür.
Hayâli küçülen milletlerin ise geleceğe yürüme kudreti azalır.
İşte bu yüzden; “düzeltme işareti” dediğimiz o küçük şapka, aslında büyük bir medeniyet meselesidir.
Bu mesele; yalnızca Türkçe öğretmenlerinin değil, belediyelerin, üniversitelerin, medyanın, yerel yöneticilerin, milletvekillerinin, hatta ülkenin geleceğine kafa yoran herkesin meselesidir.
Çünkü bir şehrin gerçek kalitesi; sadece yükselen binalarla değil, insanlarının konuşma biçimiyle, çocuklarının kurduğu cümlelerle, okullarındaki fikir iklimiyle, meydanlarında hissedilen kültür seviyesiyle anlaşılır.
Bir belediye başkanı düşününüz…
Yollar yapabilir.
Köprüler kurabilir.
Yeni yaşam alanları açabilir.
Fakat asıl mesele şudur:
O şehirde yaşayan insanlar; kendi diline, kendi kültürüne, kendi medeniyet mirâsına ne kadar bağlı kalabiliyor?
Çünkü gerçek şehircilik; yalnızca beton üretmek değil, aidiyet üretmektir.
Gerçek siyâset ise; yalnızca seçim kazanmak değil, gelecek nesillere karakter bırakabilmektir.
Bir milletvekili düşününüz…
Kanun teklifleri verebilir.
Komisyonlarda görev alabilir.
Fakat kendi milletinin dil hassâsiyetine ne kadar sâhip çıkıyor?
Çünkü dilini koruyamayan toplumlar, zamanla kimlik mücâdelesi vermek zorunda kalır.
Bakınız…
Japonya teknolojide devdir ama diline dokundurtmaz.
Fransa kültür konusunda son derece hassastır.
Almanya terminolojisini korumak için büyük bütçeler ayırır.
Çünkü güçlü devletler şunu çok iyi bilir:
Dil giderse, medeniyet çözülmeye başlar.
Bizim meselemiz yalnızca nostalji değildir.
Bu; geleceği inşâ etme meselesidir.
Bugün çocuklarımızın zihninden kelimeler kayarsa, yarın fikirler de kayar.
Fikir kayarsa, istikâmet kayar.
İstikâmet kayarsa, toplumun ortak hafızası da çözülür.
İşte bu yüzden; “hâlâ”daki şapka küçücük olabilir…
Ama temsil ettiği şey küçücük değildir.
Bazen bir milletin geleceği, bir harfin üzerindeki incelikte saklıdır.
Ve unutulmamalıdır ki:
Medeniyetler önce kelimelerini kaybeder…
Sonra yönünü…
YAZARLARIMIZ Tüm Yazarlarımız
Son zamanlarda en sık duyduğum cümlelerden biri şu: “Çok geç kaldın…” “Bu yaştan sonra zor…” “Artık biraz geri çekilmek lazım…” İlginç olan şu ki; insanı en çok yoran şey bazen hayatın kendisi değil, kendisine sürekli bir “geç kalmışlık” duygusunun hatırlatılması oluyor. Bazı insanlar yaş aldıkça