Bazı sözler vardır…
Üzerinden zaman geçse de eskimez.
Çünkü insan değişse de, insanın özü değişmez.
İmam Gazali’nin o derin yaklaşımı gibi: “Akıldan geçmeyen kalpte yer bulmasın, kalpten geçmeyen akılda kalmasın.”
Ne sade…
Ama bir o kadar zor bir denge…
Çünkü çoğu zaman ya aklımızın peşinden gideriz ya da kalbimizin…
Biri hesap yapar, diğeri hisseder.
Biri temkinlidir, diğeri cesur.
Ama hayat ikisine de kulak vermeden yol alınacak bir yer değildir.
Günün ilk anından, gecenin son vaktine kadar karşımıza çıkan her durumda, aldığımız her kararda…
Asıl mesele şudur:
Düşündüğümüz şeyle hissettiğimiz şey aynı istikamete bakıyor mu…?
Eğer bakmıyorsa orada bir eksiklik vardır.
Belki acele vardır, belki öfke…Belki de fark etmeden kendimizden uzaklaşmak…
Oysa insan, en doğru kararlarını aklıyla kalbinin aynı noktada buluştuğu yerde verir.
Ne sadece mantığın kuruluğu, ne de duygunun kontrolsüzlüğü…
İkisi birlikte olursa denge olur, istikamet olur.
Ve bu denge sadece bireyin değil toplumun da kaderini belirler.
Çünkü yarınları inşa edenler, sadece bilenler değil; aynı zamanda hissedenlerdir.
Bir yere varmak kolaydır ama doğru yere varmak ancak bu dengeyle mümkündür.
Unutmayalım…
Akıl yön verir.
Kalp anlam katar.
Biri eksikse, diğeri fazlalık olur.
İkisi birlikteyse insan tamam olur.
Ve insan tamam olursa kurduğu şehir de eksik kalmaz.
Bu yüzden attığımız her adımda, kurduğumuz her hayalde, hedeflediğimiz her yarında…
Akıldan da geçmeli… Kalpten de geçmeli.