Hiçbir şeyden çekmedi dünyada nasırdan çektiği kadar.
Hatta çirkin yaratıldığından bile o kadar müteessir değildi.
Kundurası vurmadığı zamanlarda anmazdı ama Allah’ın adını.
Günahkâr da sayılmazdı.
Bu dizeler yıllardır aklımda.
Çünkü bazı meseleler vardır; ayağa vurur, can yakar, yürüyüşü bozar.
İnsanı durdurmaz belki ama topallatır.
STK seçimlerinde de benzer bir tabloyu izliyoruz.
Hâlâ din, dil, mezhep ayrımıyla yol almaya çalışılmasını anlamakta güçlük çekiyorum.
Asıl zoruma giden ise; bunu “ileri dünya görüşlü” olduğunu iddia edenlerin yapıyor olması.
Kent için, ülke için, hatta dünya için konuşulacak onca mesele varken…
Uzmanlıklara dayalı, çok disiplinli projelerle yarışmak mümkünken…
Kulislerde, fısıltılarda, ima dolu cümlelerde hâlâ aynı eski ayak oyunlarının dönmesini içime sindiremiyorum.
Bu yazıda bile ikinci kez dillendirmek beni rencide ediyor.
Çünkü mesele artık söylemek değil; mesele aşmak.
“Sen ne yapıyorsun hoca?” diye soran olursa…
Meraklısı özgeçmişimize bakabilir.
Ama “Dün dünde kaldı cancağızım; artık yeni şeyler söylemek lazım” diyorsanız…
Evet, bir yaklaşımımız var.
Asrın ikinci en önemli hastalığı olarak kabul edilen Alzheimer konusunda; kentte ve ülkede, sağlık–sosyal politika–istihdam ekseninde karma ve çok disiplinli projelere kafa yoruyoruz.
Alzheimer hastaları ve otizmli çocuklar için kök hücre temelli çalışmaların bilimsel faydaları üzerine; Stembio firması ve TÜBİTAK destekli süreçleri de kapsayan bilgilendirici seminer ve organizasyonlara katkı sunmayı planlıyoruz.
Bununla birlikte; bağımlılık sonrası bireylerin topluma yeniden kazandırılmasına yönelik, meslek edindirme, istihdam oluşturma ve süreklilik arz eden takip mekanizmaları da gündemimizde.
Sloganla değil, etiketle değil, kimlik üzerinden hiç değil.
İsteyen gelir, katkı sunar.
İsteyen destek verir.
Biz, desteğinizden güç alırız.
Ama şunu bilmekte fayda var:
Ayağa vuran nasırla uzun yol yürünmez.
Ya ayakkabıyı değiştirirsiniz, ya da yürüyüşü.
Biz tercihimizi yürüyüşten yana yaptık.
Top artık bizde.