Aşk Mavi Kokar, Bir Kadın Üç Hayat ve Yusuf Usta kitaplarının yazarı arkadaşım Beyhan Angay Köseoğlu ile çok güzel konuları içerisinde alan bir söyleşi yaptık...
Bir gün karnım toktu. Babaannem, her zamanki sevgisiyle önüme bir tabak daha yemek koymak istedi. "Karnım tok babaanne, hem aynı yemekten bizim evde az önce yedim" dedim. Gülümsedi, tabağı önüme doğru biraz daha iterken o sade ama derin cümlesi döküldü dudaklarından:
“Yediğin kap, yemeğin tadını değiştirir.”
O an sadece bir ısrar gibi gelen bu söz, zamanla zihnimde büyüdü, demlendi ve hayatın en temel hakikatlerinden birine dönüştü. Babaannemin mutfakta kurduğu bu sade cümle, aslında yüzyıllardır felsefenin ve psikolojinin cevabını aradığı bir meseleyi özetliyordu: Algı, gerçekliği nasıl biçimlendirir?
Gerçekten de nesnelerin, olayların ya da tecrübelerin kendi başına mutlak bir tadı var mıdır, yoksa onları içinde sunduğumuz "kap" mı belirler lezzetlerini?
İnsan çoğu zaman hayatı nesnel bir gerçeklikten ibaret sanır. Oysa hayatımız boyunca tattığımız her şey; sunduğumuz kabın, yani bakış açımızın, ruh halimizin, niyetimizin ve içinde bulunduğumuz atmosferin şeklini alır.
Aynı çay, porselen bir fincanda başka, ince belli bir cam bardakta, bir dost sohbetinde başka tadar. Çay aynı çaydır; ama kap değişmiştir.
Aynı hayat; şükürle sunulan bir zihinde lezzete, sürekli şikayet edilen bir zihinde ise yüke dönüşür. Hayat aynı hayattır; ama baktığımız pencere değişmiştir.
Aynı söz; bir düşmanın ağzından çıktığında ok gibi yaralar, bir dostun ağzından çıktığında şifa olur. Söz aynı sözdür; ama içinde sunulduğu niyet değişmiştir.
Babaannemin mutfağındaki o kap, insanın zihinsel ve ruhsal süzgecidir. Çevremizdeki dünya, nesnel gerçeklerden ziyade bizim o gerçeklere giydirdiğimiz anlamlarla biçimlenir. Zihnimiz ne kadar geniş, kalbimiz ne kadar zarifse; önümüze çıkan en sade deneyim bile o kadar derin bir lezzet kazanır. Aksi halde, dünyanın en büyük zenginlikleri bile dar bir zihnin kabında tatsız, tutsuz bir yemeğe dönüşebilir.
Hayat bize her gün aynı malzemeleri sunabilir: Çalışmak, yürümek, sohbet etmek, yaşlanmak, sevmek... Fakat bu malzemeleri hangi kapta harmanladığımız bize bağlıdır. İnançla, sevgiyle, merakla ve estetikle hazırlanan bir kap; en sıradan günü bile unutulmaz bir ziyafete çevirir.
Belki de yapmamız gereken, hayatın "yemeğini" değiştirmek için boşuna çabalamak yerine, onu sunduğumuz kabı güzelleştirmektir. Çünkü tadı veren yemeğin kendisi kadar, onu içine koyduğumuz kabın zarafetidir.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Mehmet UZEL
‘Yemek yediğin kap, yemeğin tadını değiştirir mi?
Aşk Mavi Kokar, Bir Kadın Üç Hayat ve Yusuf Usta kitaplarının yazarı arkadaşım Beyhan Angay Köseoğlu ile çok güzel konuları içerisinde alan bir söyleşi yaptık...
Bir gün karnım toktu. Babaannem, her zamanki sevgisiyle önüme bir tabak daha yemek koymak istedi. "Karnım tok babaanne, hem aynı yemekten bizim evde az önce yedim" dedim. Gülümsedi, tabağı önüme doğru biraz daha iterken o sade ama derin cümlesi döküldü dudaklarından:
“Yediğin kap, yemeğin tadını değiştirir.”
O an sadece bir ısrar gibi gelen bu söz, zamanla zihnimde büyüdü, demlendi ve hayatın en temel hakikatlerinden birine dönüştü. Babaannemin mutfakta kurduğu bu sade cümle, aslında yüzyıllardır felsefenin ve psikolojinin cevabını aradığı bir meseleyi özetliyordu: Algı, gerçekliği nasıl biçimlendirir?
Gerçekten de nesnelerin, olayların ya da tecrübelerin kendi başına mutlak bir tadı var mıdır, yoksa onları içinde sunduğumuz "kap" mı belirler lezzetlerini?
İnsan çoğu zaman hayatı nesnel bir gerçeklikten ibaret sanır. Oysa hayatımız boyunca tattığımız her şey; sunduğumuz kabın, yani bakış açımızın, ruh halimizin, niyetimizin ve içinde bulunduğumuz atmosferin şeklini alır.
Aynı çay, porselen bir fincanda başka, ince belli bir cam bardakta, bir dost sohbetinde başka tadar. Çay aynı çaydır; ama kap değişmiştir.
Aynı hayat; şükürle sunulan bir zihinde lezzete, sürekli şikayet edilen bir zihinde ise yüke dönüşür. Hayat aynı hayattır; ama baktığımız pencere değişmiştir.
Aynı söz; bir düşmanın ağzından çıktığında ok gibi yaralar, bir dostun ağzından çıktığında şifa olur. Söz aynı sözdür; ama içinde sunulduğu niyet değişmiştir.
Babaannemin mutfağındaki o kap, insanın zihinsel ve ruhsal süzgecidir. Çevremizdeki dünya, nesnel gerçeklerden ziyade bizim o gerçeklere giydirdiğimiz anlamlarla biçimlenir. Zihnimiz ne kadar geniş, kalbimiz ne kadar zarifse; önümüze çıkan en sade deneyim bile o kadar derin bir lezzet kazanır. Aksi halde, dünyanın en büyük zenginlikleri bile dar bir zihnin kabında tatsız, tutsuz bir yemeğe dönüşebilir.
Hayat bize her gün aynı malzemeleri sunabilir: Çalışmak, yürümek, sohbet etmek, yaşlanmak, sevmek... Fakat bu malzemeleri hangi kapta harmanladığımız bize bağlıdır. İnançla, sevgiyle, merakla ve estetikle hazırlanan bir kap; en sıradan günü bile unutulmaz bir ziyafete çevirir.
Belki de yapmamız gereken, hayatın "yemeğini" değiştirmek için boşuna çabalamak yerine, onu sunduğumuz kabı güzelleştirmektir. Çünkü tadı veren yemeğin kendisi kadar, onu içine koyduğumuz kabın zarafetidir.
YAZARLARIMIZ Tüm Yazarlarımız
Kendimizi dinlersek, yaşadığımız olaylar tesadüf değildir, yaşadığımız her acı deneyimden alacağımız bir ders mutlaka olmalıdır. Bu nedenle geçmişteki acıları ve acı deneyimleri hatırlayıp kendi kendimizi bitirmek yerine onlardan aldığımız dersleri hatırlayarak geleceğimize umutla bakabiliriz