Bir toplum kendisini düzeltmedikçe Allah da o toplumu düzeltmez.
Bugün etrafımıza baktığımızda hepimizi düşündüren bir manzara görüyoruz. Uyuşturucu kullanım yaşı düşüyor, sanal bağımlılıklar yaygınlaşıyor, aile bağları zayıflıyor, gençlerimiz kimlik bunalımları içinde savruluyor.
Sonra da dönüp şu soruyu soruyoruz:
"Bu gençliğe ne oldu?"
Asıl sorulması gereken soru şudur:
Biz gençliğe ne verdik?
Yıllarca "dindar nesil" söylemleri duyduk. Milletimizin beklentisi; ahlaklı, çalışkan, dürüst, merhametli ve vatanını seven bir gençlikti. Fakat gençlik sadece sloganlarla yetişmez. Gençlik kürsülerden yapılan konuşmalarla da yetişmez. Gençlik; ilgiyle, sevgiyle, örnek olunarak ve hayatın içine dahil edilerek yetişir.
Bir çocuğun elinden tutmadan, onunla aynı sofraya oturmadan, aynı sahada top oynamadan, aynı etkinlikte bulunmadan ona değer kazandırmak kolay değildir.
Bugün uyuşturucu satıcıları gençlere ulaşıyorsa, suç örgütleri gençleri kandırabiliyorsa, bunun sebeplerinden biri de gençlerin gönül dünyasında oluşan boşluklardır.
Boş bırakılan her alanı mutlaka başka birileri doldurur.
Eğer biz çocuklarımızı camiye, kütüphaneye, spor salonuna, kültür merkezlerine götürmezsek; onları ekranlar, kötü alışkanlıklar ve zararlı çevreler çağıracaktır.
İşte tam da bu nedenle camilerimizi yeniden hayatın merkezine taşımamız gerekiyor.
Camiler sadece namaz kılınan mekânlar değildir. Camiler mahalleyi bir araya getiren, dayanışmayı güçlendiren, çocuklara aidiyet kazandıran merkezlerdir.
Bu düşünceyle çok basit ama etkili bir önerim var:
"Namazda Huzur, Camide Dondurma"
Yaz boyunca mahalle esnafımızın, hayırseverlerimizin ve gönüllülerimizin desteğiyle çocuklarımızı öğle namazlarında camilerimize davet edelim.
Namaz sonrasında da çocuklarımıza birer dondurma ikram edelim.
Bazıları bunu küçük görebilir.
Oysa mesele dondurma değildir.
Mesele bir çocuğun cami avlusunda arkadaşlarıyla tanışmasıdır.
Mesele bir çocuğun imamıyla sohbet etmesidir.
Mesele bir çocuğun camiyi korkulan değil sevilen bir yer olarak hatırlamasıdır.
Mesele geleceğe bırakılan güzel bir izdir.
Uyuşturucuyla mücadele sadece polisle olmaz.
Gençliği kazanmak sadece kanunlarla olmaz.
Gençliği kazanmak; sporla olur, eğitimle olur, kültürle olur, sanatla olur, sevgiyle olur, samimiyetle olur.
Her mahallede spor kulübü, her mahallede gençlik çalışması, her mahallede çocukları kucaklayan projeler görmek zorundayız.
Çünkü bir genci kurtarmak bir aileyi kurtarmaktır.
Bir aileyi güçlendirmek ise toplumu güçlendirmektir.
Geliniz; şikâyet etmek yerine çözüm üretelim.
Eleştirmek yerine sahip çıkalım.
Gençliği konuşmak yerine gençliğin yanında duralım.
Belki bir top, belki bir kitap, belki bir spor etkinliği, belki de bir dondurma...
Bazen küçük görünen işler, büyük değişimlerin başlangıcı olur.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Kadir Uğur YILMAZ
Gençliği kim kazanacak?
Bir toplum kendisini düzeltmedikçe Allah da o toplumu düzeltmez.
Bugün etrafımıza baktığımızda hepimizi düşündüren bir manzara görüyoruz. Uyuşturucu kullanım yaşı düşüyor, sanal bağımlılıklar yaygınlaşıyor, aile bağları zayıflıyor, gençlerimiz kimlik bunalımları içinde savruluyor.
Sonra da dönüp şu soruyu soruyoruz:
"Bu gençliğe ne oldu?"
Asıl sorulması gereken soru şudur:
Biz gençliğe ne verdik?
Yıllarca "dindar nesil" söylemleri duyduk. Milletimizin beklentisi; ahlaklı, çalışkan, dürüst, merhametli ve vatanını seven bir gençlikti. Fakat gençlik sadece sloganlarla yetişmez. Gençlik kürsülerden yapılan konuşmalarla da yetişmez. Gençlik; ilgiyle, sevgiyle, örnek olunarak ve hayatın içine dahil edilerek yetişir.
Bir çocuğun elinden tutmadan, onunla aynı sofraya oturmadan, aynı sahada top oynamadan, aynı etkinlikte bulunmadan ona değer kazandırmak kolay değildir.
Bugün uyuşturucu satıcıları gençlere ulaşıyorsa, suç örgütleri gençleri kandırabiliyorsa, bunun sebeplerinden biri de gençlerin gönül dünyasında oluşan boşluklardır.
Boş bırakılan her alanı mutlaka başka birileri doldurur.
Eğer biz çocuklarımızı camiye, kütüphaneye, spor salonuna, kültür merkezlerine götürmezsek; onları ekranlar, kötü alışkanlıklar ve zararlı çevreler çağıracaktır.
İşte tam da bu nedenle camilerimizi yeniden hayatın merkezine taşımamız gerekiyor.
Camiler sadece namaz kılınan mekânlar değildir. Camiler mahalleyi bir araya getiren, dayanışmayı güçlendiren, çocuklara aidiyet kazandıran merkezlerdir.
Bu düşünceyle çok basit ama etkili bir önerim var:
"Namazda Huzur, Camide Dondurma"
Yaz boyunca mahalle esnafımızın, hayırseverlerimizin ve gönüllülerimizin desteğiyle çocuklarımızı öğle namazlarında camilerimize davet edelim.
Namaz sonrasında da çocuklarımıza birer dondurma ikram edelim.
Bazıları bunu küçük görebilir.
Oysa mesele dondurma değildir.
Mesele bir çocuğun cami avlusunda arkadaşlarıyla tanışmasıdır.
Mesele bir çocuğun imamıyla sohbet etmesidir.
Mesele bir çocuğun camiyi korkulan değil sevilen bir yer olarak hatırlamasıdır.
Mesele geleceğe bırakılan güzel bir izdir.
Uyuşturucuyla mücadele sadece polisle olmaz.
Gençliği kazanmak sadece kanunlarla olmaz.
Gençliği kazanmak; sporla olur, eğitimle olur, kültürle olur, sanatla olur, sevgiyle olur, samimiyetle olur.
Her mahallede spor kulübü, her mahallede gençlik çalışması, her mahallede çocukları kucaklayan projeler görmek zorundayız.
Çünkü bir genci kurtarmak bir aileyi kurtarmaktır.
Bir aileyi güçlendirmek ise toplumu güçlendirmektir.
Geliniz; şikâyet etmek yerine çözüm üretelim.
Eleştirmek yerine sahip çıkalım.
Gençliği konuşmak yerine gençliğin yanında duralım.
Belki bir top, belki bir kitap, belki bir spor etkinliği, belki de bir dondurma...
Bazen küçük görünen işler, büyük değişimlerin başlangıcı olur.
Bugünün çocukları yarının Türkiye'sidir.
Onları kazanırsak geleceği kazanırız.
YAZARLARIMIZ Tüm Yazarlarımız
Eskiden mahalle bakkalları vardı. İnsan neye ihtiyacı varsa oradan almaya çalışırdı. Ekmek bulunurdu. Şeker bulunurdu. Çay bulunurdu. Paranız varsa alırdınız. Yoksa da bakkalın veresiye defterine yazdırır, yine alırdınız. Bugün alışveriş merkezleri var. Dijital mağazalar var. Dünyanın öbür ucund