6 Nisan’da başlayan ve 12 Nisan’a kadar devam eden Polis Haftası kapsamında İstanbul’da, kentin farklı noktalarında düzenlenen kutlamalara yoğun katılım sağlandı. Ben de bu anlamlı etkinliklere bizzat katılarak, dost ve değerli emniyet mensuplarını bu özel günlerinde yalnız bırakmadım.
Vatandaşların büyük ilgi gösterdiği programlarda, polis-halk dayanışmasının güçlü şekilde hissedildiğini gözlemledim. Özellikle gençlerin ve ailelerin katılımı dikkat çekiciydi. Bu tablo hem güvenlik güçlerine büyük bir moral verirken, hem de toplumla kurulan sarsılmaz bağı bir kez daha kanıtladı.

Emniyet müdürlüğünde gerçekleştirilen özel toplantılar ve tebrik ziyaretleri de haftanın ruhuna uygun bir kararlılık içeriyordu. Bizler de emniyet mensubu dostlarımızı ve müdürlerimizi ziyaret ettik. Görüştüğümüz İstanbul İl Emniyet Müdürü Selami Yıldız, suç ve suçluyla mücadelenin tavizsiz şekilde süreceğini ifade etti.
NEW YORK KORKUYU NASIL YENDİ?
O an aklıma Sayın Selami Yıldız’ın yakın geçmişte ifade ettiği, “Devletimizin kadife eldiveninin içerisindeki çelik yumruğu ile karşı karşıya kalıyorlar, kalacaklar” sözü geldi.
Bugün suç örgütlerine karşı sergilenen bu kararlılığı analiz ederken, geçmişin meşhur film sahnelerini hatırlamakta fayda var. Bir zamanlar suçun merkezi olarak gösterilen yer İstanbul değil, New York idi. Cinayetler, tacizler ve uyuşturucu trafiğinin zirve yaptığı o dönemlerde polis, bazı mahallelere girmeye bile çekiniyordu. Halk kendi adaletini sağlamaya çalışıyor, huzur ancak filmlerdeki hayali kahramanlar aracılığıyla aranıyordu.
Peki, o "korku kenti" nasıl oldu da bugün dünyanın en güvenli metropollerinden biri haline geldi? Cevap aslında çok net. Siyasi irade, eğitimli polis gücü ve en önemlisi halkın desteği. Eski Belediye Başkanı RudyGiuliani, New York sokaklarını 24 saat güvenli kılma sözü verdiğinde halk bu kararlılığa sahip çıktı. Emniyetin ciddiyetine inanan vatandaş sürece dahil oldu ve sonuç başarıyla sonuçlandı.
SOKAKTAKİ DEĞİŞİM VE KAYBOLAN DEĞERLER
İstanbul’da yürütülen mevcut mücadele tam da bu noktada kritik bir önem taşıyor. Geçmişte İstanbul’da semt kabadayıları vardı. Bu kişiler mahallenin ve mahallelinin koruyucusuydu, saygı ve itibar görürlerdi. O günlerde en aşağılanan kesim hırsızlar ve uyuşturucu satıcılarıydı. Maalesef bugün tablo büyük bir değişim geçirdi. "Parasız adam yaramaz adamdır" gibi çarpık bir anlayışla kabadayılık yerini nitelikli hırsızlığa, eski kaçakçılık yapıları ise yerini uyuşturucu baronlarına bıraktı.
Hırsızların ve zehir tacirlerinin hem sokakta hem de cezaevlerinde etkinlik kazandığı bir sürece nasıl geldik? Bugün bir öğretmenin akşam vakti evine giderken takip edilip saldırıya uğradığı bir tabloyu konuşuyorsak, bunun temelinde eğitim eksikliği ve aile yapısındaki zayıflama yatmaktadır. Televizyon ekranlarındaki yozlaşma da buna eklenince, herkes kendini birer Miroğlu ya da Polat Alemdar zannetmeye başladı.

ÇÖZÜM TOPLUMSAL REFLEKSTE
Artık sadece geçmişi özlemle anmayı bırakıp çözüme odaklanmalıyız. New York bunu toplumsal bir sözleşmeyle başardıysa, İstanbul hayli hayli başarabilir. Güvenlik yalnızca polisin omuzlarına yüklenecek bir yük değil, toplumun ortak sorumluluğudur.
Suçla mücadelede asıl darbe, halkın adalet mekanizmasına ve emniyet teşkilatına tam güven duymasıyla vurulur. Eğer vatandaş suçlunun cezasız kalmayacağına inanırsa ihbar mekanizması güçlenir, her birey birer fahri müfettiş gibi hareket eder ve kamu düzeni sarsılmaz bir hale gelir.
Kaos ortamlarını geride bırakmak zorundayız.
Suç ve suçlulara ancak bu şekilde darbe vurulur, ancak bu şekilde yok edilir. Unutulmamalıdır ki, toplum destek verirse, her sokakta sadece bir değil, suçlulara göz açtırmayan onlarca polis olarak var oluruz.
Toplum destek olmaz ise de yok oluruz.